Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '17

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
880
 

Kırsal kesim insanları,büyük kentlere,deniz kıyılarına göç ediyor.

Kırsal kesim insanları,büyük kentlere,deniz kıyılarına göç ediyor.
 

İnternet'ten,iç göç


Bağı, bahçesi, tarlası, hayvanı olmayan, olanlar da bu varlıklarını satarak ,”İstanbul’un taşı toprağı altın ”deyip yola çıktı. Bu yola çıkışta, umut vardı; ama çok kişi aradığını bulamadı, köyüne de dönmedi, dönemedi.Ümit Yaşar Oğuzcan da şiirini bu insanlar için mi yazmış, dersiniz.

 

Sana geldim içim ümitlerle dolu
Beni sarhoş etme İstanbul, ne olur
Bir gün ben de eririm caddelerinde
Çürür kemiklerim adım unutulur

 

Köyde büyüyen insanı, İstanbul sarhoş eder! Bu kentin büyüsüne kapılır, ne yapacağını, nerede kalacağını, nerede yatıp kalkacağını bilemez. Elli altmış yıllarca önce İstanbul’a kırsal kesimden gidenlerden eğitim düzeyi düşük olanlar, mandıralarda- bir yakınlarının yardımıyla - hayvan bakımı işi bulurlarsa kendilerini şanslı hissettiler. Mandıranın yatacak yeri varsa sırtlarında taşıdıkları yataklarını serer, yatarlardı.

 

İstanbul’ da yerleşenler; hamallıktır, duvarcı ustalığıdır, inşaat işçiliğidir, fabrika işçiliğidir, çöpçülük, gece bekçiliğidir vs. bir işte tutunanlar, köye gittiklerinde arkadaşlarına etkilemekte, göçü onlar için çekici kılmaktadırlar.İstanbul’ un taşı toprağı altındır sözü, yaygınlaşmaktadır.  Köylü için İstanbul kurtuluştur. Oysa İstanbul’da, taş da toprak da iş de kalmadı.

Tahir Kutsi Mahal ’in İç Göç’ü, kırsal kesimden, kentlerin varoşlarına göçün türküsüdür 

Tahir Kutsi,”İç Göç”adlı yapıtında, 41 konu başlığı altında incelediği İç göçün nedenlerini, doğurduğu sonuçları, kendine özgü üslupla, gayet güzel bir şekilde anlatmıştır. Yapıtın sonunda, bütün bunları maddeler halinde çözüm önerileriyle birlikte sıralamıştır da... 

Bakınız kitabın sonunda “Ve İsyan” bölümünde Tahir Kutsi’ nin söylediklerine kulak verelim: “... Yıllardan beri İstanbul’ a akın var. Köyden şehre akın... Anadolu’ nun birçok köyü kurulduğunda kaç evlik ise şimdi de hemen hemen o kadardır. Eskiden yedi tepe üstüne kurulan şehir denince yerlinin, yabancının aklına İstanbul gelirdi. Şimdi yetmiş tepeli İstanbul. Korkunç bir hızla büyüyor. Nüfus korkunç bir şekilde artıyor. İstanbul büyük sanayi şehri sayılmaz. Köylü de sanayiye koşmuyor. Köydeki durumundan pek az farklı yaşama durumuna geçebileceğini tahmin ediyor da çıkıyor köyden. Aradığı rahatı bulamadığını görüştüğümüz ve tanıdığımız binlerce iç göç kahramanından dinledik, gördük

Bundan yıllarca önce, yazdığı bu eserle ülke gerçeklerini dile getirmiş olan yazarın söylediklerine, o yıllardaki yöneticilerimiz ne kadar dikkat etmişlerdir? Ülkemiz, doğudan batıya taşınıp durmuştur. Köyden şehre akın akın insanlar gelmiş, şehirlerin çevresine inanılmaz kentsel dokular yamanmıştır. Yıllarca aynı sancıyı çekmekteyiz

 

Köyde kalanlar da -Kentler, büyük kent olunca köyler mahalle oldu.- bağ bahçe, tarla, havancılık işlerini bıraktılar. Sınırlı tarım alanı olan kırsal kesimde üretim yok. Toplumun bu kesimi de tüketici artık. Üretmiyor. Kış, yaz sebzeyi, meyveyi hatta ekmeği bile satın alıyor. Oysa köylü ürettiği buğdayı yıkar, taşını toprağını temizler; eşeğine, atına, katırına, traktörüne yükler; taş değirmene götürür. Buğdaylar, değirmende un olur. Yıkanan temizlenen buğdaylar suda haşlanır; damlara ya da teraslara serilir, kurutulduktan sonra dink[1] ya da taş soku[2]da dövülür, kurutulur. Buğday kepeğinden ayrıştırılır. İki kişinin kol gücüyle çalıştırdığı makineden geçen buğday, ince ve kalın bulgur olarak çıkar.

 

Değirmenden gelen unlar, mahalle ya da köydeki tandır evlerinin birinde omaç tutan[3] kadınca teştlerde[4] yoğrularak hamur yapılır. Tandır günü tandır evinde toplanan kadınlar, büyük bir ekmek tahtasında, hamuru açarlar. Ekmekçi, açılan hamurları tandırda pişirir. Bu ekmekler, kurutulur; ambarlara konur. Aylarca yenir. Katkısız olduğu için aylarca bozulmadan kalır. Hamurun bir bölümü de bicik [5] ve çörek olur.

 

Bundan elli almış yıl önce İstanbul, Ankara, İzmir’e gidenlerden değişik alanlarda iş bulanlar ya da iş kuranlar, ev bark sahibi oldular, meslek edindiler, çocuklarını okutma, yaşama hazırlama fırsatını buldular. Ailelerin eğitim düzeyi değişti. Sosyal yapıdaki ekonomik, fiziksel, kültürel değişmeler, köylerde yaşlılardan başka insan bırakmadı. Sözgelimi, doğup büyüdüğüm Arapgir ’in merkeze uzak mahallesi Zöhrap ’ta 120 aileden, üç beş aile kaldı.

.Birkaç aile de dağ köylerinden gelenler, bağ ve bahçeleri yaylak yaptılar. Bağ, bahçe, tarlasını satamayıp bırakanların evleri de yıkılıp peg oldu.[6]

 

Kırsal kesimden, büyük kentlere göç,sosyal mobiletedir. (sosyal hareketliliktir) Sosyal hareketlilik, köyden kente göç, meslek yapısında, eğitim düzeyindeki değişmelerdir. Genel olarak kurumsal yapı değişmeleridir. Sosyal, ekonomik, siyasal ve fiziksel yapıdaki değişmeler yatay ve dikey hareketliliğe neden olmaktadır. (Doç. Dr. Abdullah Korkmaz)

 

Toplumsal hareketlilik ise toplumsal statü değişmelerini içine alır. Coğrafî göç tipleri gönüllü ya da zorunlu olabilir. Gönüllü göçlerin sebepleri çeşitlidir. Örneğin köyden kente iş bulmak için gelmek, göçebelerin daha iyi geçim sağlayacakları bölgelere gidişleri gibi ekonomik nedenlerin yanında, siyasal, sosyal baskılardan kaçınmak, ırksal ayrımlardan kurtulmak, dinsel özgürlük elde etmek gibi bireysel sebepler de söz konusu olabilir.

 

Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin sıkıntılarını; topraktan, betona kaçışın acılarını, karın doyurmak için büyük kentlerin çevresinde oluşturduğumuz gecekondu kentlerimize, içgöç sürmektedir… 

İç Göçün Nedenleri:

 

1.      Kırsal alanda iş imkânlarının yetersiz olması

2.      Eğitim, sağlık, kültür hizmetlerinin yetersizliği.

3.      Tarım topraklarının miras yoluyla parçalanması. 

4.      Kentlerin sunduğu olanakların çekiciliği.

5.      Kırsal alanlardaki hızlı nüfus artışı  Miras yoluyla tarım alanlarının daralması ve ailelerin geçimini karşılayamaması. 

6.      Tarımda makineleşmenin artması ve buna bağlı olarak tarımsal işgücünün azalması. 

7.      Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal problemler. 

8.      İklim ve yer koşullarının olumsuz etkileri. 

9.      Kentlerin sunduğu olanakların çekiciliği,kentteki eğitim olanaklarının fazlalığı kentteki iş çeşitliliği (Kaynak : http://www.derskonum.com/2016/11/ic-goclerde-kentlerin-sahip-oldugu.html

10.  Toprak zayıflamaktadır, erozyonla her yıl binlerce dönüm arazi kaymakta, yok olmakta, buna paralel olarak tarlaların verimi düşmektedir.

11.  Birçok yerlerde toprak ağaları vardır ve fakir köylü, ağanın işinde-kaydında ezilmekte, insani bir kişilik kazanamamaktadır. 

12.  Anadolu’ nun birçok köyünde okul yoktur. Taşımalı eğitimin zorlukları vardır. Köylü, kentte, “okuturum” düşüncesiyle neyi varsa satıp kentin yolunu tutmaktadır.

13.  Kan davası olan, kızı kaçırılan, terörden kaçan, vurulmak korkusu yaşayan köylü güvende olacağı düşüncesi, düşüyle kentlere yöneltmektedir.

14.  Köylerde nüfus süratle artmakta, toprak parçalandığı, artan bu nüfusu besleyemediği için kentte iş bulma ümidiyle köyünden ayrılmaktadır.

15.  . İç göç yola çıkanlar, dış göç için İstanbul’ u köprü yapmakta, Almanya’ ya gidene kadar İstanbul’ da kalmakta, İstanbul tutkusu dönüşte de onu kente bağlamaktadır.” 

Göç dalgaları, özellikle kent belediyelerimizin başlarına dert olmaktadır. Sağlıksız ve çarpık gelişen kentin alt yapısı yetersiz kalmakta. Hizmetler yapılamamakta, eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye varıncaya kadar çaresizlikler, insanlarımızı bunaltmakta. Kentlerin orta, uzun dönemli planlamaları yapılamamakta, imar planları altüst olmaktadır. Kent imar planları, hatırlı, güçlü kişilere göre de kısmen değişebilmektedir.
 

Yöneticilerimiz de zaman zaman gecekondu affı çıkarmışlar, gecekondulaşmaya çare bulmaya çalışmışlarsa da, ürettikleri bazı projeler kâğıt üzerinde kalmıştır. 

 Anadolu  insanı evine, ocağına, bağına, bahçesine, köyüne  hasret kalmıştır.Ferdi Tayfun bu özlem için şöyle diyor:

Hadi gel köyümüze geri dönelim 
Fadime’nin düğününde halay çekelim 

Köy kaldı mı ki halay çekelim. Büyük kentlere tutunmaya çalışanlar, köy yaşantılarını kente taşıdılar; ama kentte köydeki gibi ne derece yaşanır ki… Köye dönmek isteyenler, köylerindeki evlerinin, bahçelerinin, bağlarının, tarlalarının yerlerinde yeller estiğini görenler, köyde yeni, zor yaşamayı göze almaları gerekebilir. Fadime’nin düğününde halay çekecekleri bulabilecekler mi, dersiniz. Ne var ki Her  şeyi  bırakıp köye yerleşenlerde yok değil.

Her şeyi bırakıp köye yerleşmek

Sabah yeraltı treni büste sıkışmak yerine günün ilk ışıklarıyla kızılcık toplamaya çıkmak fena mı olurdu? Yapabilen var işte.

Sibel 29 yaşında. Şehirde doğmuş, şehirde büyümüş. Ama hiç oraya ait hissetmemiş kendini. Kalabalıktan, trafikten, insanlarla dip dibe yaşamaktan çok sıkılmış. ‘’Başka ne yapabilirim?’’ diye düşündüğü bir anda babasının köyündeki ev çıkmış karşısına. Kastamonu’nun Daday ilçesine bağlı Budaklı Köyü’nde, babasının çocukluğunun geçtiği evin tadilatı sırasında tanışmış doğayla, çok sevmiş. Şimdi ‘’Mor and Pop’’ adlı bir çevrimiçi satış sitesi var, burada tamamını kendi ürettiği ve tamamen doğal, ev yapımı ürünleri satıyor.( Engin Hacıbıyıkoğlu, 18.07.2016)

 

Sonuç

Köylünün kurtuluş bildiği İstanbul, yüzlerce, binlerce kişinin düş kırıklığına uğramasına neden olmuştur. İstanbul’ la köyün farkı yalnız deniz, yalnız ışıklar, yalnız koca koca binalar ve şık gezinen insanlar kalabalığıdır. Köydeki işsizlik İstanbul’ da da vardır. Köydeki sefalet İstanbul’ da da aynı. Küçük adamın, ekmek kavgasında yenilmiş vatandaşın ıstırabı köydeki gibi şehirde de devam etmektedir. Küçük adam için değişen apartmanlar, sokaklar, ışıklı caddeler, oteller, AVM’ler. Parklar, parklarda çocuklar için kaydıraklar, salıncaklar, tahterevalliler. Kahveler, kafeler, pastaneler… bunlara da uzaktan bakar köyden gelen; çünkü buralarda oturacak parası yoktur. Parası olanlar da oturmak istemez. Onun yaşam tarzı, kafe kültürüne uymaz. O,cami avlusunu, sabahçı kahvelerini yeğler. Şansı yardım etmiş de bir gecekondu edinmişse,  köy yaşantısını gecekonduda sürdürmeye çalışır.

Köydeki kavgalar, kentin varoşlarında da vardır. Pazarcısı, hamalı, inşaat işçisi, seyyar satıcısı kendi aralarında ekmek parası kazanmak için kavga ederler. Çalışmayan kadın, kız evde tutsaktır. Her davranışları denetim altındadır. Mahalle baskısı vardır. İstediği gibi giyinip sokağa çıkamaz. Sinemaya, tiyatroya gidemez; gidenler yadırganır. Erkek egemendir; erkek egemenliğini kırmak isteyen kadının başına gelmeyen kalmaz. Kıza, kadına yan gözle bakmak yine köydeki gibi dövüşe neden olmaktadır. 
 



[1] Dövme yapılan taş değirmen.

[2] Taş dibek.

[3] Omaç tutmak: Unun teştte yoğrularak hamur durumuna getirilmesi.

[4] Büyük leğen

[5] Küçük ekmek.

[6] Yıkılan ev alanı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli öğretmenim,ülkemizin en büyük sorunlarından olan göç olgusunu çeşitli boyutlarıyla aktardığınız yazınız için sağ olun. Tüm olup bitenler,bölgede güçlü bir ülke olmamızı istemeyen başta Amerika-İsrail ikilisi,İngiltere ve diğerlerinin belki bir asır önce yaptıkları planların sonucu.Terör olmasaydı,hayvancılığımız,tarımımız bu durumda mı olurdu.Biz lisedeyken Coğrafya dersinde buğday,üzüm fındık,yaş meyve sebze ihraç ettiğimizi öğrenmiştik.Şimdi ise saman ithal edecek kadar acınası duruma düştük.İsrail'in hibrit domates tohumuna bağımlı hale getirildik. Şimdilerde fakirin sofrasının hemen tek katığı zeytine göz diktiler. Zeytin alanlarının geleceği tehlikede. Son günlerde "zeytin ve zeytin ağacı Yahudilere aittir kesilmesi gerekir" diye de bir laf dolaşır oldu.Elimizi kolumuzu bağladılar yetmedi,toptan yok edecekler bu gidişle...Köylü çaresiz,kapıcılığa razı olup dediğiniz gibi aynı yokluğu yaşamaya gidiyor büyük kentlere. Emekli kesim, kırsalı tercih ediyor artık...Saygılar

Nur Eşmeli 
 09.05.2017 15:58
Cevap :
Nur Hanım,iç göçe,küresel açıdan bakmış,yorumlamışsınız.Evet,küresel güçlerin ülkemiz üzerindeki amaçları olmasaydı;terör olmaz,teröre ayrılan kaynaklar,ülkenin kalkınmasına ayrılacak,en önemlisi insanımızın kanı akmayacaktı.Tarım üreticisi,emeğinin karşılığını alamayınca büyük kentlerin yolunu tuttu.Zeytin,barışın simgesidir.Zeytinin yok edilmesinin planlanması da çok üzücü.Kırsal alanlar,yaşlılara kaldı;ama yaşlılar üretemiyor.Selam ve saygılarımla.  10.05.2017 18:03
 

Sayın hocam, akaryakıtın çok pahalı olması sebebiyle tarım ürünleri yüksek maliyetlere sebep oluyor bu da kazançtan ziyade zararlara sebep olduğundan tarım toprakları boş kalıyor ve köylü, ziraatçi büyük kentlere göç ediyor, asgari ücretlerle bulabildiği işlerde çalışıyor maddi sıkıntılar içinde. Beri yanda arazileri bomboş, ekilip dikilmiyor. Tarım politikaları revizyon istiyor ama ilgilerin ilgisinden uzakta kalmış görünüyor, selam ve saygı ile...

Yurdagül Alkan 
 07.05.2017 14:11
Cevap :
Yurdagül Hanım,yanlış tarım politikaları sonucu,tarım alanları betonlaştırılmış,üretici,emeğinin karşılığını alamadığı için tarlasını,bağını,bahçesini bırakıp büyük kentlere göç etmiştir.Teşekkür eder;selam ve saygılarımı iletirim.  08.05.2017 22:37
 

Daha Atatürk'ün sağlığında bile köylüyü hor gördük, aşık Veysel gibi ozanları Ankara'ya sokmadık, köylülerin giyim kuşamına baktık, modern olmayanları aşağıladık. Eğer günümüzde köylü, köylü olmaktan utanıyor, kaçıyorsa bunun nedenlerini çok iyi tahlil etmek gerekir. sorun sadece ekonomik sorunlar değil ondan çok daha önce kültürel sorunlardır. Devlet radyosu TRT'de yıllar boyunca Türk halk müziği yasaklandı ve sonuçta da bugünlere geldik. Ben olan bitene hiç şaşırmıyorum. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 07.05.2017 12:51
Cevap :
Bu ulus kimliğini Atatürk Devrim ve İlkeleriyle bulmuş; bu ilkelerin ışığında,bağımsız,laik,sosyal hukuk devleti olma yoluna girmiştir.Atatürk 'e gelinceye değin köylünün varlığı,adı da yoktur.Atatürk,köylüyü bu ülkenin efendisi olarak görmüş;bu doğrultuda devrimlerin liderliğini yapmıştır.Aşık Veyseli,ülkeye tanıtan Ahmet Kutsi Tecer,Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in şairidir Atatürk'ün izinden giden İnönü döneminde,Aşık Veysel'e Köy Enstitülerinde öğretmenlik verilmiştir. Atatürk'ün köylü hakkındaki görüşü de söyledir: "Türkiye’ nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi ’nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder." Atatürk hakkındaki yalan yanlış yorumlarına katılmıyorum.  08.05.2017 23:33
 

Tarım, köy politikalarını iyi yönetebilen yöneticelere sahip olsaydık, bugün böylesine büyük bir iç göç sorunuyla karşı karşıya kalmazdık gerçekten. Bunun vebali gelmiş geçmiş tüm yöneticilerimizindir. Köyünden çıkıp binbir umutla kente göçenler aslında göçmüyor, köyündeki tüm yaşam standardını da oraya taşıyor. Ne şehirli olabiliyor, ne de köylü kalabiliyor aslında. Olansa Türkiye'mize oluyor. Tarım alanlarımız verimli kullanılamıyor. Bu saatten sonra da daha bir iyilik beklemek sanki hayalcilik gibi geliyor bana. Umarım yanılırım. Umarım biri çıkar ve bu göçü tersine çevirebilir. İnsanları yerinde mutlu yaşatabilir...Selamlar, mutlu kalın.

Ayşegül HAYVAR 
 06.05.2017 16:37
Cevap :
Ayşegül Hanım,büyük kentler,özellikle de İstanbul,yaşam koşulları nedeniyle bana göre yaşanacak kent olmaktan çıktı;ama İstanbul'a yerleşenler,İstanbul havasını koklayanlar,İstanbul'dan ayrılamıyorlar.Diğer yandan hâlâ göç alan bir kent.Politik erk de göçü destekleyecek yatırımları bu kente yapıyor.Gelecekte,köyünde,beldesinde yerleşme olanağı bulan geri döneceği düşüncesindeyim.Katkılarınız,konuyu açımladı.Sağ olun.Selam ve saygılarımla.  07.05.2017 11:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 285
Toplam yorum
: 1066
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1337
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster