Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '19

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
211
 

Kırsalı Yaşanır Kılabilmek

“Köyler boşalıyor”  ifadesi gıda ile ilgili bazı konuşmalarda dile getirilmeğe başladı. Bu, gıda üretiminde sorunlar yaşayacağımızın bir sinyalidir aslında. Aile işletmelerinin ağırlıklı olduğu ülkelerde kırsal nüfusun eksilmesi, tarım alanındaki girişimci ve işçilerin azalması demektir, bu da tarımsal üretimde düşme anlamına gelir. Hâlbuki dünya, -artan nüfusu ve yaşam kalitesinin artması nedeniyle- 2050’lerde %70 daha fazla üretim beklemektedir. O zaman tarımsal üretimi sürdürebilmek için, olası tarım dışı kalacak arazilerin "orta" ve "büyük" işletmelere dönüşümü sağlanmalı veya çiftçinin kırsalda yaşamasını devam ettirmek için, bir seri sosyoekonomik modeller geliştirmeliyiz.

İkinci seçeneği ele alacak olursak, mevcut ve gelecek nesiller için kırsalı yeniden canlandırmanın ve yaşanacak iyi bir yer haline getirmenin tüm yönlerini irdeleyerek yola çıkabiliriz.  Önce bir durum sapması yapalım: Kırsaldan kaçışın başlıca nedenleri, yalnız ekonomiktir diyemeyiz. O eski “imece”lerin kaybolması sonucu toplum yaşamda görülen değişmeler, “kırsala gelin gitmemeye…” varan aşırı durumlar, kentlerde iş bulma şansının yüksekliği, miras nedeni ile ekonomik olmaktan uzaklaşarak ve küçülen araziler, modern tarım araç ve gereçlerin edinilememesi, artan girdi fiyatlarına karşın kooperatifleşememekten kaynaklanan pazarlama zorlukları üreticiyi gerçekten yıldırmıştır. Ülkemizde son 20 yılda ekilmekte olan tarım alanı 28 milyon hektardan 24 milyona düşmüştür.

Peki, kırsalı nasıl daha cazip hale getirebiliriz?

2019 yılı başında Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü (IFPRI) kırsal nüfus hareketleri ile ilgili bir rapor yayınladı[1]. Rapora göre, dünya nüfusunun %43’ü kırsalda olup bunların % 17’si de açlık sınırının altında yaşamaktadır. Bu değer kentlerde %7’dir. 

Raporda “Açlık ve yetersiz beslenme döngüsünün derinleşmesinden de anlaşılacağı gibi,kırsaldaki kriz, gıda güvenirliğini ve kalkınma hedeflerine ulaşmayı tehdit etmektedir” denilmekte ve şu konulara değinilmektedir:

Dünya kırsalında bir kriz var ve bu kriz, kırsalın canlandırılması ile çözülebilir;

Kırsalı yeniden canlandırmak, kırsal alanları mevcut ve gelecek nesiller için iyi bir yer haline getirmek fazla ideal bulunabilir. Fakat olayın tüm yönlerini ele alarak yapılacak mantıklı uygulamaların şansı her zaman olacaktır;

Kırsal alanların karşı karşıya kaldığı en ciddi zorluklardan biri, yeterli istihdam fırsatlarının bulunmamasıdır;

Kırsal alanlarda köykent (rurbanomics!) uygulaması, herkese kalkınmaya katılma ve uygulamadan yararlanma fırsatı verecektir. Köykentlerin güçlendirilmesi kırsal işçiliğe, üretime, taşımacılığa, pazarlamaya, hizmetlere, tüketime ve çevresel sürdürülebilirliğe olanak sağlayabili;

Kırsal alanlar hala küçük gıda sistemlerini (turşu imalathaneler vs’yi) devreye sokma, hasat sonrası faaliyetlere (domates kurutma vs’ye), yeni diyet ürünleri geliştirme gibi, kırsal ekonomileri güçlendirme seçenekleri yaratabilir;

Mesleki eğitimi çeşitlendirmek ve geliştirmek,  üretken bir kırsal işgücü potansiyeli oluşturabilecektir.

İlginçtir, köykentler Türkiye için hiç de yabancı bir kavram değildi. 1990’larda Ordu’nun Mesudiye İlçesinde Köykent Projesi başlatıldı. Proje çerçevesinde, dokuz köy yeni yollarla birbirine bağlandı. Proje kapsamında “Yap-İşlet-Devret” modeliyle bir kereste fabrikası kuruldu.   Köylere elektrik, su, telefon getirildi. Sağlık ve kültür merkezleri oluşturuldu. Futbol, basketbol sahaları, çocuk oyun alanları ve okullar inşa edildi. Eğitim, sağlık ve sosyal yaşam alanlarının dışında köylülerin çalışarak ekonomik açıdan gelişmelerini sağlamak amacıyla bir de kereste fabrikası kuruldu. Proje sonucunda gurbetteki köylülerin çoğu geri döndü. Bu nedenle onlarca yeni ev yapıldı. Fakat 2000’lerde yeni iktidarlar projeyi durdurdu[2]. Tıpkı “Köy Enstitülerinde” olduğu gibi…

Türkiye'de tarım ile uğraşan nüfus yaşlı. Hükümetin genç çiftçi yetiştirmek için hibe politikasına rağmen, gençler tarım sektöründen uzaklaşmaya devam ediyor. Bazı yörelerde “Bura köylerinde 40 yaşından daha genç bulunmaz” düşüncesi hâkim. Bunun en önemli nedeni de sosyal güvencenin olmamasıdır. Günümüzde çiftçilerin gelirlerindeki gerilemeler, fiyat istikrarsızlığından, maliyetlerin yükselmesinden ve aşırı iklim olaylarından kaynaklanmaktadır. O nedenle gelecekte, sera ve bazı özel durumlar dışında, aile işletmelerinin yaşama şansı ancak hobi işletmeleri seviyesinde devam edebilir. Tarımsal uğraşlarda üreticinin genelde yalnız başına olması, belki de gençlerin tarım dışına yönlenmesinde ana etkendir. Gerek bugüne kadar tarım dışı kalan ve gerekse bundan sonra boşalacak arazilerin tekrar tarıma kazandırılması için çarpıcı bir örnek[3]: kamu-özel sektör-vatandaş işbirliği ile yürütülen “Yozgat Kabalı Köyü Meyvecilik Projesidir[4]".

Gelin söz konusu proje ile ilgili bazı önemli bilgilere kısaca bir göz atalım: Bir kaymakam ve bir muhtarının girişimi sonucunda 2009 yılında başlatılan projenin ilk amacı, köyde küçük ve parçalı işletmeleri bir araya getirerek, verimliliği sağlamaktı. Bu amaç doğrultusunda 468 çiftçiye ait 1680 adet parsel (1100 hektar) arazi birleştirilerek, tek bir parça araziye dönüştürülmüş. Üstelik birleştirmeyle yola ve arazi sınırlarına giden 50 hektar arazi de üretime kazandırılmıştır. Proje zamanla değiştirilmiş ve iki etap şeklinde planlanmıştır. Birinci etap için ayrılan 5640 hektarlık alanda meyvecilik düşünülmüş ve bu doğrultuda kiraz, elma, armut, şeftali bahçeleri kurulmuştur.

Yapılan bütün işlemler, kurulan kamu şirketi ile yürütülmüş. Bu şirketin hisselerinin yüzde 96’sı Köylere Hizmet Götürme Birliğine, geriye kalanı ise Belediyeye, Ziraat Odası Başkanlığına ve Sulama Kooperatifine aitmiş. 2012’nin sonunda, meyve bahçeleri kamu şirketi üzerinden bir özel sektöre 25 yıllığına kiralanmış. Güçlerini birleştiren köylülerin hayata geçirdiği örnek uygulamayla 70 köylü, kadrolu olarak meyve üretimi üstlenen şirket bünyesinde istihdam edilmektedir. Hasat mevsiminde çalışan kadınların ağırlıklı olduğu işçi sayısı 900'e kadar yükselmektedir. Köyde 200 civarında olan traktör sayısının 15’e inmesi, aile işletmelerindeki savurganlığı da göstermektedir.

Bu güne gelindiğinde, çiftçilere her yıl dekar başına kira bedeli ödenmesi (2013 yılı için 480 TL), ve arazi fiyatlarının neredeyse on kat yükselmesi dolayısıyla, karlı bir girişim olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca yarattığı istihdamla köye dönüşler de başlamıştır. Projenin bu çıktıları köylüleri memnun etmiş olmalı ki ikinci etap için yoğun bir ilgi oluşmuş, bu başarı karşısında Tarım ve Orman Bakanlığı 250 yeni uygulama için çalışmaları başlatmıştır.

IFPRI raporuna göre AB, kırsalın yeniden canlandırılması konusunda oldukça aktif hareket etmektedir. Kentlerde kişi başına yıllık gelir, genel ortalamanın %121’i iken, kırsalda bu değerin %72’lerde kalması karşısında, AB 2014-2020 yıllarında, bu alanda kullanılmak üzere 100 milyar € ayırmıştır. Herhalde çiftçi nüfusunun yalnız %21’i 44 yaşın altında kalınca işin önemi anlaşılmış olsa gerek.  

Nazimi Açıkgöz

Not: Bu blog https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2019/04/04/kirsali-nasil-yasanir-kilabiliriz/ portalında yayınlanan yazıdan özetlenmiştir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 452
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

1964 yılında Ankara Üniversitesini bitiren Nazimi Açıkgöz, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster