Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ekim '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
2190
 

Kısa öykü

Kısa öykü
 

Toplumsal değişme, burjuvazinin üstünlüğü, aklın, mantığın ürünü düzyazıyı şiirin önüne geçirir. Bu gerçek 17.yyıl Avrupasında başlayarak bilimsel düşüncenin gelişmesi, bireysel yaşantıyı yansıtma, gözleme dayanan anlatım düzyazı dilinin gelişmesini hızlandırdı. On sekizinci yüzyıldan sonra şiir egemen anlatım biçimi sarsılır. Burjuva sınıfın yaşama biçimi doğrultusunda başta roman olmak üzere düzyazı anlatım biçimi şiirsel anlatım biçiminin önüne geçer. Cevat Çapan, Değişen Tiyatro adlı yapıtında oyun dilinin düzyazıya dönüşmesini burjuvalaşama ve çağdaşlaşma süreci sayar.

19.yüzyıl coşumculuk (romantizm) ve gerçekçilik (realizm) yazın akımlarıyla öykü yazın türü oldu. Amerikalı yazar Edgar Allan Poe, Fransız Guy de Maupassant, Rus Anton Çehov, Alman Henrick vo Kiest, E.T. A Hofman kısa öyküleriyle bu türü tanıttılar.

20.yüzyıl gazete ve dergi yazısı olarak Boet Harte’in öyküleri, Ruyad Kipling’in Hindistan’daki yaşamı anlatan öyküleri.  Turgenyev öykü türünü tanıtmada iz bıraktılar. 

Bizim yazınımızda düzyazı Tanzimat sonrası Batılı örneklerin taklit edilmesiyle oluşmuştur. Melih Cevdet Anday: “Bizde oyun,roman türlerinin ve gazeteciliğin bir arada ortaya çıkışını raslantı saymamak gerekir.Daha önce basımevinin kurulmuş olması, çağın zorunlu gereksemesi olan düzyazıya ve ona dayanan yeni yazın türlerine yol açmıştır.” diyor.Bizde noktalama işaretlerinin Tanzimatla başlaması konumuza ışık tutmaktadır. Oysa Batıda bu uygulama Bizanslı Aristophanes’le başlamıştır. (MÖ 2.yyıl)

Türkiye’de Tanzimat’tan sonra ilk temsilcimiz Ömer Seyfettin, Falaka, Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan adlı öykülerinde toplumsal konuları işler.

Öykü, olmuş ya da olabilmesi olanaklı olayları, insan yaşamında gerçeğe uygun kesitleri yer ve zamana bağlı olarak sunan kısa yazı. Öykünün öğelerini şöyle sıralayabiliriz:

1.Anlatıcı:

  1.Kişili Anlatıcı: Ben, yaşantıyı doğrudan verir.

  3.Kişili Anlatıcı: Yaşantıyı kahramanın ağzıyla, gözüyle verir, dolaylı anlatım.

2.Olay, Durum

   Olay: olan

   Durum: koşulların tümü

İnsan- insan, insan-doğa, insan-toplum ya da insanın kendisiyle ilgili çatışmanın bir yönü öyküde işlenir.

Olay öyküsünde yazar sorunu bir akış içinde giriş (serim), gelişme (düğüm), sonuç (çözüm) bölümleriyle işler.

Durum öyküsünün bölümlenmesi pek düşünülmez, durum iç içe gelişir. Geri dönüşler, göndermeler öykü bütünü içinde işlenir.

3.Kişi

Söz konusu edilen insan tek yönlü işlenir. Öykünün türüne göre doğrudan ya da dolaylı olarak.

4.Yer-Zaman

Yeröykünün akışına göre değişir. Zaman da böyledir.Ancak zaman A’dan Z’ye doğru gelişme göstermez. Sorunun ortasından başlayarak geriye doğru işleyebilir. Bu yazarın kurgusuna göre değişir. Böylece bütünleşme sağlanır öyküde.

Öykü Türleri

Olay Öyküsü

Olay korku ve gerilim yaşatma öğesi olarak kullanılır. (Edgar Allan Poe) Öykü giriş, gelişme, sonuç bağlamı içinde gelişir. Olay-zaman bağlantısı da düzenlidir.

Olay öyküsünün kurucusu Guy De Maupassant. Ayrıca E.Hemingway, T.Capote önemli temsilcileridir. Bizde Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Necati Cumali, Talip Apaydın vb. olay öğesi ağır basan öykücülerdir. Olayın akışı zaman öğesi arasında düzenlidir. Serim, düğüm, çözüm. Öyküde gerilim aşama aşama gelişir, zaman zaman gevşer sonra çözüme ulaşır. Ömer Seyfettin’in Diyet buna örnektir. Olağan üstü olay, olağan üstü kişilik iç içedir. Koca Ali’nin kula kul olmayan davranışı.

Ömer Seyfettin, Amerikalı kısa öykü yazarı Edgar Allan Poe’nın yaptığı gibi  olayı korku ve gerilim öğesi olarak kullanmıştır.Edgar Allan Poe, “Usher Konağı’nın Çöküşü” adlı öyküsünde ölümün kol gezdiği ailenin yok oluşunu anlatır. Öyküde Roderick Usher mekupla anlatıcıyı çağırır. Roderick’in kız kardeşi Madeline’nin  ölümü Roderick’in akıl salığını bozar. Gizem, çift kişilik, gizemli hastalık, şizofreni, paranoyak hastalığı Poe’nın dikkat çektiği konulardır. Öyküde anlatıcı kim? Kendisi mi?! Kendisinin de ölümlerle tanışık olması -annesini küçük yaşta, eşini erken, saygı duyduğu üvey annesini kaybedişi-  mistik bir saygı yanında ölümün gerçekliğini de kabullenir. Ölümün dayatması karşısında oluşan öyküleriyle bunu kanıtlamıştır. 

Edgar Allan Poe, öykülerinde efsanelerle gerçekler bir aradadır. Usher Konağı’nın Çöküşü kendi yaşamını anlatmaktadır sanki.19, yüzyıl Amerika’sında gelişen ekonomiyle insanların artan hırsından, açgözlülüğünden rahatsızdır. Ülkesinde sanat geleneğinin olmayışı gizemli olana yöneltir yazarı. Maddi dünyadan soyutlanır, hayal gücüne sığınır. Öykülerinde efsaneler, gerçekler bir aradadır. Kimi öykülerinde mantığın geçerli olduğu gözlenirken kimi öykülerinde  hayaletlere, ruhlara rastlanır. Edgar Allan Poe öyküleriyle insanın karanlık tarafını gösterme cesaretiyle ölümsüzlüğünü korumaya yönelir. 

Durum, Kesit Öyküsü

Olaya yaslanmadan  yaşamdan bir kesit ya da bir insanlık durumu belli bir ortam içinde verilir. İnsanı belirli bir kesit ve durumlara bağlayarak verir. Bizde, M.Ş.Esendal, Sait Faik Abasıyanık; dünya yazınında A.Çehov, T.Capote, K.Mansfield’ten söz edilebilir.

Durum öyküsü olaysız gerilimsiz bir öyküdür. Belli bir ortamdan kaynaklanan izlenimler, çağrışımlar vardır. Bir durumdan ya da rastgele bir yerinden gündelik yaşamın içine girilir. Olay öyküsünde bulunan sergilemeler, öykünün gelişimini hazırlayan ipuçlarına rastlanmaz. Şiirsellik, şiirselliği yaratan anılar, çağrışım ve düşünceler yazara anlatımda olanaklar sağlar. Kimi kez simgelere başvurulur, gerçeküstü bir tutumun içine girildiği görülür.Örneğin, Sait Faik’in “Singarit Baba” ve “Dülger Balığının Ölümü” vb.

Durum öyküsü konularını yaşamın içinden gelişigüzel seçer. Sıradan insanları kendi ortamları içinde verir. düğümü, çözümü olmayan gerilimsiz bir öykü biçimidir. Buna “atmosfer ve ortam  öyküsü” de denir. Bu öykü türünde öykünün  bitmediği belki de yeni başladığını okur gözleyebilir.

Olay ve durumun iç içe yer aldığı öyküler de bulunmaktadır. Örneğin, Bekir Yıldız, Osman Şahin, Metin İlkin örnek gösterilebilir. Bu yazarlarda olay ağırlık taşır. Bazı yazarlarda olay arka planda bulunmaktadır. Bilge Karasu, Füruzan, Tomris Uyar, Hulki Aktunç, Aysel Özakın, Nazlı Eray, Ayşe Kilimci, İnci Aral, Ayla Kutlu..

Her iki türü değişik öykülerinde okura sunan yazarlarımız da bulunmaktadır. Örneğin, Tahsin Yücel, Nezihe Meriç, Muzaffer Hacıhasanoğlu, Adnan Özyalçıner, Yusuf Atılgan,Erdal Öz, Tarık dursun K, Afet Ilgaz, Demirtaş Ceyhun,Sevgi Soysal, Saadet Ulçugür

Türk yazınında ilk kez Tanzimat Dönemi yazarı Şinasi, Şair Evlenmesi adlı oyununda noktalama       işaretlerinden birkaçını kullanmıştır. Daha sonra 1896’da Serveti Fünûnculardan Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil noktalama işaretlerini eksiksiz kullanmışlardır. Bunlar noktalama         işaretlerinin kullanımına çok önem verdiler. Ulusal Edebiyat Dönemi yazarı Ömer Seyfettin de noktalama işaretlerinin  kullanımında başarılı olmuştur.

Bizde düşünceyi oluşturmada, yaymada ve taşımada bir araç olarak kullanılması gerekli düzyazı yerine hep şiir yeğlenmiştir. Cumhuriyet dönemiyle düzyazının akla dayalı, yapmacıksız bir nitelik kazanması 1940’lardan sonra oluşmuştur.     

Düzyazı bir tür olmayıp bir anlatım yoludur demiştik. Düzyazının kullanımında ortaya konacak ürünler değişik özellikler gösterir. Öğretici, yazınsal türlerde dilin kullanımı, amaçlanan ayrı boyuttadır. Öğretici, bilgilendirici bir düzyazıda genelleme, belirleyicilik geçerliyken, yazınsal türlerde doğrudan yargıya ulaşmadan bir olay ya da yaşamdan bir kesit sunulabilir. Bu, yaşantılarımıza göre anlamlar içerebilir. Özetle, dilin kullanımı, yansıtılan ya da söylenenlerin kanıtlanabilir oluşu ya da olmayışı iki tür düzyazı biçimini ortaya koymaktadır.

Konumuz gereği yazınsal boyutlu kısa öykünün gerçeği öğretme ya da açıklama gibi bir amacı yoktur. Yaşamdan kesit ya da olay sunma, bunu düş gücüyle geliştirme kurmaca bir dünya içinde verilir. Gerçek yaşamla, somutla gibi bir zorunluluğu yoktur. Dil konuşma diline yaslanarak duygusal ve çağrışımsal özellikler içerir. Yazar dilin sunduğu olanakları değerlendirerek kendi öykü dilini yaratmalıdır. Az sözcükle yoğunluk, yalınlık birlikte düşünülmelidir. Bunları gerçekleştiren yazar, salt gerçekleri yansıtmayan, yanlışlık ya da doğruluk açısından değerlendirilmeyen, gerçekten alınan öğeleri düşgücüyle kurmaca bir dünyaya dönüştüren  yazınsal boyutlu bir yazıyla okurun karşısındadır. Yazar okurun ruhuna ulaşarak öykü kişilerinin sevinçlerine, acılarına ortak etmelidir okuru.

Nasıl bir yazı türüdür öykü? Bugüne değin yapılmış tanımların en yaygını: “Olmuş ya da olabilmesi olanaklı olayları anlatan kısa yazı” yapılmış olanıdır.Olayları, kişileri tek yönüyle ele alıp anlatan romandan daha kısa yazıdır. Bu tanımların dışına çıkan öyküler de bulunduğundan tanımlar değişebilir. Değişmeyen bir öyküyü oluşturan öğelerdir.Özetlersek:

Anlatıcı: Birinci kişili, üçüncü kişili

Olay ve Durum: Olay, olan, bir olgu içinde yer alan, geçen; durum, koşulların tümü

Kişi: İnsan, karakter:kişinin huy ve davranış özelliği, tek yönlü, tek doğrultuda

Yer ve zaman: Olay ve duruma bağlı olarak yer, zaman değişir. Başlangıç, gelişme, sonuç evrelerini kuşatan süreye zaman denir. Başka bir değişle öyküde art arda geçen oluşumun, devinimin düşüncede yarattığı kavramdır. Zaman A’dan Z’ye aktığı gibi zik zaklar da çizer.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster