Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1122
 

Kısa yazı yazabilir miyim?

Kısa yazı yazabilir miyim?
 

Saat 04.00, varım …
Tanışalım!

Ben Semih, BAZ Lüks Yaşam ve Yorum Dergisi'nin yazarlarındanım. Her yazım, dergi formatını oldukça zorlayacak uzunlukta olur. 3-4 A4 sayfası uzunluğunda olan bu yazılarımı tamamlamam ortalama bir haftamı alır. Bu kadar uzun sürede, bu kadar az ama bir dergi için de bu kadar çok yazmamı, içsel gezi yazarı olmama bağlarım. Dergim her ay bir veya birkaç konuyu “Baz” alır. Ben de o konunun peşinden içime doğru giderim. Bunun için de ya bir mağara bulur yolu takip ederim ya da içimi kazmaya başlarım. İçimi kazmam, o kavramın bende çağrıştırdıklarını yanımda bulundurduğum deftere yazmamdır.

Bu notlarıma “kazı toprağım” derim. Bunun anlamı, içimdeki uygarlık sembollerine ulaşmam için, öncelikle üstteki toprağı kazmamın gerekliliğidir. Yani o kavramın bende çağrıştırdıkları kapsamında, günlerce aldığım notların çoğunu dergi yazımda kullanmadığımı görürüm. İşte bu yüzden nihai haldeki yazılarıma “içimdeki uygarlık okumaları”, ilk aldığım notlara da toprak derim. Bugün birçok yazarın metinlerini okuduğum zaman, ‘bunlar toprak’ derim. Yani yeterince derinine inmemiştir bence. Çoğu itirafları bile, aslında zihninde kendini nasıl görmemizi istiyorsa o yönlendiricilikte olur.

Bazen sayfalarca çağrışımları defterlere yazarım, bazen de yazı teslimine yaklaşan günlere kadar hiçbir şey aklıma gelmez. “Belki de bu sayıya yetiştiremeyeceğim” derim ama içimi kazmayı ve içimdeki mağaraları, tünelleri takip etmeyi bırakmam. Uyanıklığımı sürekli tutmaya çalışırım. Bu süreç bana meditasyon gibi gelir. Bence meditasyon, konsantrasyon değil, uyanıklık deneyimidir. Benim için dergide yazmak, içimde bir yerlerimin acıması demektir. Tüm bu süreç , benim için hem uzun hem de yorucudur. Milliyet’in blog sayfası açtığını öğrenince, dışımdan “aa bu blog işi iyice yayıldı.” dedim ama içimden de“ya bir dakika, bu yeni ve oldukça önemli bir gelişme. Bu gelişme, ünsüz bir yazar olma sancılarıma bir ilaç olabilir. Ayrıca daha önce hiç deneyimlemediğim kısa ve dış gezi yazıları da yazabilirim. Böylece ‘günlerim verimsiz geçiyor’ düşüncesinin bana yaptığı baskıyı da hafifletebilirim.” dedim.

Gün boyunca, “peki ama neler yazacağım? Yoksa ben de mi ‘toprak’ yazacağım.” dedim. Sonra da “neden tek bir yazı modeline bağımlı kalayım, toprağın üstündekileri yazarım. Hem bak hiç ummazdım, böyle bir adımı Milliyet atmış. Milliyet, babamın gazetesidir. O işten eve geldiğinde yanında Hürriyet getirmesini tercih ederdim. O daha renkli ve ekliydi. “Bakkal önü gazete manşetleri okuru” olarak, aslında yenilikçi adımları Sabah’tan veya Vatan’dan beklerdim. Milliyet daha konservatiftir hâlâ kafamda. Ama madem babamın gazetesi yenilikçi bir adım atmıştı, ben de ona bir adım atmalıydım. Hem bu “yazarlık olayı”na iki yıl önce internette başlamamış mıydım? Blog kavramı henüz bu kadar yaygın değilken, ben e-gruplardaki birkaç yüz kişiye bir blog yazarı gibi yazmıyor muydum? Evet yazıyordum.

Ama bir de şu vardı. Bugün ünsüz bir yazar olsam bile, bir gün ünlü “bağımsız” bir yazar olmayı öngörmüyor muydum? Evet, öngörüyordum. Peki, büyük bir yayın grubunda “yazmak”, bağımsızlığımı ortadan kaldırır mıydı? Daha düne kadar, “ileride büyük yayın gruplarında, gazetelerinde yazmam, ben kendi medyamı oluştururum.” demiyor muydum? Evet, diyordum. Ama bu blog, gazete yazarlığı değil. Internet “şeysi” bu, burada yazmak bağımsızlığı bozmaz. Hem baksana Leman yazarları bile büyük yayın grupları ile çalışmıyor mu? Onlardan kitaplar çıkartmıyor mu? Evet çıkartıyor. Bağımsızlıkları bozuluyor mu ? Bozulmuyordur herhalde, ne bileyim. Hem neden kendime “büyük medya grupları” diyerek ötekiler oluşturuyorum? Ve de ben dergideki yazılarımda, hep bir’lik kavramını vurgulamıyor muydum? Vurguluyordum. Bir’liğimi büyütmeyi istemiyor muydum? İstiyordum. Hah tamam işte! Sorun yok, korkma bu kadarcıkla bağımsızlığına bir şeycik olmaz… Hımm… Peki, bu bağımsızlık neyle bozulur? Bağımsızlık, yoksa beyinde mi başlar ve biter? Evet, tabi ya, ohh be sonunda kendimi ikna ettim, eheh…

Şimdi soruyorum kendime?
“Kısa yazı yazabilir miyim?”
Ve cevaplıyorum kendimi,
“Evet, yazabilirisn ama daha çalışman lazım. Bak bir tanışma yazısını bile 1.5 sayfa yazdın…”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bakalım Semih "kısa yazı"lar yazabilecek mi ve acaba “kısa yazı” denen şey bir yönüyle de “kısa film”lere benzer mi? “Kısa film”de esas malzeme, yönetmenin kendisidir, hayatıdır, hayatındaki ayrıntılardır. Semih Özer’i 20 yıldır tanıyan ve izleyen birisi olarak, onun “kısa yazı”larının “kısa film” tadında olacağına düşünüyor ve yine onun yaşamındaki detayları “kısa yazı”larla paylaşmanın okuyanları zenginleştireceğine inanıyorum. Semih’in yaşamındaki olağan(laşan) detaylar bizim için şaşırtıcı deneyimlerdir zira… Oynatalım "kısa filmi" ve yönetmenimizi izleyelim vesselâm...

halil çelik 
 25.06.2006 12:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 954
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

Endüstri mühendisi, ekonometri bilim uzmanı, kamu yönetimi lisanslı, Dünya Bankası’ndan sertifikalı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster