Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '21

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
76
 

KISKANÇLIK

KISKANÇLIK


Kıskançlık bilinen en basit ruhi hastalıktır. Doğuştan geliyor ve 6 aylık bebeklerde dahi bu duygu görülüyor. İnsanoğlu var olduğundan beri bu hastalık vardır ve var olacaktır.

Yaşadığım hayat boyunca her zaman kıskanan değil kıskanılan kişi oldum. Kıskanan olmadım çünkü ben kimseyi kıskanmak hissetmedim içimde. Farklı hislerde olmuştur benim de kıskançlıklarım. Örneğin sabah sabah doğan güneşi kıskanmışımdır ben niye onun kadar parlak değilim diye. Yine çize vurmuş tomurcuğu kıskanırım az sonra ne güzel güle dönecek diye. Süt veren ineği kıskanırım mesela. İnsanlara ne çok yardım ediyor diye. Yaşlı teyzeyi karşıya geçiren genci kıskanırım ne güzel güven vermiş insanlara diye.

Kıskanç insan gözünden, yüzündeki mimiklerden davranış biçiminden bellidir. Nasıl kötü bir duygudur o içindeki. Bu tür insanlardan her zaman uzak durmak istemişimdir ya da onlara iyilik yaparak değişeceklerini düşünmüşümdür. Her dönem maalesef karşıma çıkmışlardır. Aslında yapmam gereken işleri en iyisini yaparken onların beni kıskanmalarına hiç anlam veremiyorum. Çalışmak ve öğrenmek bu kadar basit. Kural; çok oku, çok öğren, öğrendiğini uygula ve çok çalış.

Neyse; Lise yıllarımda kıskançlıklarımın en kötüsü arkadaşımın hastalığını kıskanmak olmuştu. Bir hafta sonu ödev yapmak için onlara gittiğimde battaniye altında ateş içinde hasta yatıyordu. Annesi başında dört dönüyor. Tepside ballı portakal sulu kahvaltısı önüne getiriyor. Nasıl kıskandım bilemezsiniz. Tanrım inşallah ben de hasta olurum da birileri bana böyle hizmet eder. Salaksın sen birileri mi var yanında? İki abin ki onlara da sen hizmet etmelisin bir de okuyan sen. Demez olaydım. Anında hastalık bana geçer ve evde ateşler içinde. Zor bela kendi kendime iyileşmek zorunda kaldım. Kıskanmak mı tövbe ettim.

Benim çok farklı dertlerim vardı. Hayatta ayakta kalabilmek, onun için de her şeyi öğrenmem gerekiyordu. Anlayacağınız kimseyi kıskanacak vaktim olmadı. Yerde kâğıt bulsam ne yazılmış diye okurdum o derece. Hala okuma tutkum devam ediyor. Bu öyle bir tutku ki kitabi okurken geçen tüm coğrafi yerleri, yazarın biyografisini, kitap bitene kadar öğreniyorum. Siz hiç Yüzyıllık Yalnızlığı okurken Kolombiya dağlarında, yazarın doğduğu Aracataca kasabasında dolaştınız mı? Oradaki kadınların yaşadığı evlerde, çamurlu sokaklarında yürümeyi hissettiniz mi? Ben hissettim. Gitsem hiç yabancılık çekmem.

Kıskanmayın kimseyi. Onun yerine yaptığınız işe odaklanın. İnanın hem kendinize hem de çevrenize çok daha faydalı olacaksınız. Hayatın ne kadar kısa olduğunu görmüyor musunuz? Ölüm dönüşü olmayan bir yolculuk. Hayatınızı kötü duygular içinde geçirmeyin. Kıskanmak yerine çevrenizdekileri sevgi ile kucaklayın. Sizden daha iyilerinden öğrenmeye çalışın. “Bunu bilmiyordum sizden öğrendim çok teşekkür ederim” diyebilin.Görün bakın dünyanız nasıl da güzelleşecek.

Unutmayın Kıskançlık bir ateştir. Eğer ki siz odunsanız bu ateşin içinde yanıp kül olmanız kaçınılmazdır.

Hepinizi sevgi ile kucaklıyorum.

Ayşegül Haberal
28.03.2021

ETEM SEVİK, Murat Demirci, Nesrin Öz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 40
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 126
Kayıt tarihi
: 31.10.19
 
 

Merhabalar kendini anlat deyince ilk aklıma; Mevlana Celaleddin Rumi   şu şiir aklıma gelir. Güneş ..