Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ekim '15

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
287
 

Kitabım"Bumerang" çıktı. Onu neden yazdım?

Kitabım"Bumerang" çıktı. Onu neden yazdım?
 

Kısa romanım "Bumerang"


 Yine zor zamanlardan geçiyor ülke. Yine zor zamanlardan geçiyor dünya.

Yine yerkürenin dört bir yanı tarumar. Parçalanan, bölünen ülkeler; yanlış bir islam anlayışı peşinde insan öldüren, yokeden gruplar; dünya kaynaklarını eline geçirme, elinde tutma hırsı ve hevesiyle, başka insanların yaşamlarını alt üst eden güç sahipleri.

Dünyada yaşayan nüfusun çok daha az bölümünü barındıran gelişmiş ülkeler bile, artık kendi sınırları içinde çok rahat değiller. Çeşitli iç savaşlar, katliamlar, fakirlik ve gelecek kaygusu gibi sebepler yüzünden, kendi ülkelerini terkeden milyonlar, gelişmiş ülkelerin sınırlarına dayanıp, daha iyi yaşam koşulları istiyorlar.

Bugünlerde yaşanan büyük göç ve mülteci sorunları, „insan hakları“ kavramını tüm dünyaya yaymaya çalışan ve bu amaçla başkalarının işlerine devamlı karışan Avrupa ülkelerini, büyük bir sorunla karşı karşıya bırakıyor. Gelenleri içeri alsalar, kendi halkları karşı çıkıyor; almasalar, nasıl „insan hakları“nı müdafaa edebilecekler? Bu yüzden hükümetler sallanıyor, halklardan homurdanmalar yükseliyor.

Bilim adamlarına göre, günümüzde gerçekleşmekte olan göç olgusu, dördüncü ve altıncı yüzyıllarda yaşanmış olan büyük kavimler göçünün bir benzeri.

Yabancıya karşı duyulan güvensizlik, hatta düşmanlık yeni bir şey değil. Her devirde, hemen her ülkede görüldü ve görülmekte.

Yabancı neden yabancıdır, ne olmalıdır ki, bizden saymadığımızı, bizden görebilelim?

Belki günümüzdeki iç ve dış sorunların bir çoğu, bu temel sorun bir açıklığa kavuşturulduğunda çözüm yolunda ilerleyebilecektir.

1993 senesinde Almanya’nın Solingen kentinde, yabancı düşmanı sağcılar tarafından, Türklerin içinde oturduğu bir ev, içindekilerle birlikte yakıldı. Beş insan yanarak öldü, 17 kişi ağır ve hafif yaralandı. Olayla ilgili 4 genç yakalandı, mahkemeler sonunda hapis cezaları aldılar. Bugün hepsi serbest.

Bu olaydan daha önce 1992 senesinde yine Almanya’da, Mölln kasabasında, Türklerin oturduğu iki ev, yine Neo Naziler tarafından ateşe verildi. Bilanço 3 ölü ve 9 yaralı. Failler bulundu, hapis cezaları aldılar, bugün onların da hepsi serbest.

2000-2006 seneleri arasında, Almanya’nın çeşitli kentlerinde, sekizi Türk, biri Yunanlı  ve bir de Alman kadın polis olmak üzere on kişi öldürüldü. NSU cinayetleri olarak bilinen bu dizi katletme olayları, Neo Nazilerden oluşan bir grup tarafından işlendi. Polis ve istihbarat yetkilileri bu olayların araştırılması sırasında bir çok zafiyet ve hatta skandal boyutlarına varan koruma-kollama belirtileri sergilediler. Olayların „Döner Cinayetleri“ veya „Boğaz Cinayetleri“ olarak vasıflandırılması, polisin önce bu olayları Türk camiası içinde bir hesaplaşma olarak görmesinden doğdu. Bu olayların mahkemeleri halen sürüyor, grubun başı olarak gösterilen Beate Zschaepe isimli kadın halen cezaevinde.

Bütün bu olaylar, ne ilk ne de son. Halen Almanya’da, bir mülteci evinin ateşe verilmediği veya mültecilerin oturacağı belirlenen binaların önceden yakılmadığı gün geçmiyor neredeyse.

Hele, her gün, Suriye’den, Irak’tan, Eritre’den ve daha başka bir çok ülkeden gelen binlerce, onbinlerce insan,  Avrupa ülkelerinin kapısına dayandıkça.

Dresden’den başlayıp, bir ara diğer Alman kentlerine yayılan sağcı gösterileri halen durulmadı. Pegida isimli bir kuruluşun adı altında Neo Naziler ve daha da kötüsü onlara katılan yerli halk sokaklara dökülerek, yabancıları istemediğini haykırıyor.

İşte Mölln ve Solingen olaylarını takibeden o zamanlarda ben bu kitabı yazdım. Yabancılığı, yabancı düşmanlığını, kimin yabancı olduğunu, kimin olmadığını; ne zaman yabancı olunmadığını bir aşk hikayesi içinde irdelemeye çalıştım. O günlerde bastırmam mümkün olmamıştı.

1992 den 2015 e değişen bir şey yok. Öldürdüler.yaktılar, yakıyorlar…..Daha da neler olacağı belli değil.

Ülkeler bölündükçe, insanlara kendi ülkelerinde yaşama imkanı bırakılmadıkça; insanlar kendi kendilerine, kendi ülkelerindeki yaşamı zehir ettikçe; dünya üzerindeki büyük fakirlikle büyük zenginliğin dengesi bulunmadıkça; ne yazık ki yakanlar ve yakılanlar da bitmeyecek gibi.

Kitabım „ Bumerang“ çeşitli İnternet kitap satış portallarında ( d+r, idefiks, pandora, oku oku, kitap istiyorum, kida, ilk nokta vs.) ve kitapçılarda satılıyor.

Okumanızı, düşünmenizi; hep birlikte düşünmemizi öneriyorum.

Ülkeleri, ülkelerimizi yaşanmaz hale getirmeyelim.

Milyonlarca insanı yollara dökmeyelim. Onların yollara dökülmesine sebep olanlara, sebep olan şartlara engel olmaya çalışalım.

Başka ülkelerde yaşayanları zora sokmalayalım. Ayrılıkları birlikteliğe çeviremiyorsak eğer, hiç değilse düşmanlıkları körüklemeyelim. İnsanlık düşmanlarına fırsat vermeyelim.

Mülteci olmak zorunda kalmayalım. Mülteci yaratmayalım.

Mültecilik çünkü, başı sonu zor bir hikayedir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kitabı baştan sona bir gecede okudum. Öyle ki olaylar ve insanlar bir sinema perdesi gibi gözlerimin önünden geçti. Ateşli bir aşkın acı sonu içimi burktu. Yüreğine ve emeğine sağlık Zühal abla. Sağlıcakla kal...

Asi Güvercin 
 04.02.2016 7:29
Cevap :
Yorumunu geç gördüm, MB artık yorumları bildirmiyor Asi'ciğim. Güzel sözlerine teşekkür ediyorum. Çok selam ve sevgimle.  13.02.2016 0:49
 

Öncelikli hayırlı olsun Zuhal hanım...Tebrik ederim...Bu mülteci meselesini ben bir yazımda Nasreddin Hoca'nın bir fıkrası üzerinden anlatmıştım: Hocanın evini soyup soğana çevirince, Hoca da yorganını sırtına çekip hırsızın kapısına dayanıyor...Hırsız, buna şaşırınca, Hoca, cevabı yapıştırıyor: Bizim ev buraya taşınmadı mı, eşyalar geldi ben de geldim...Mültecilerin durumu da böyle...Ülkeleri soyuldu soğana çevrildi...Yetmedi bombalarla, savaşlarla darmadağın edildi, onlar da yaşayabilecekleri yerlere göç ediyorlar...Şimdi Hırsız telaşa kapılmış, niye geliyorlar, diyor...Dünyanın dengesini bozanlar er geç bedelini öder...Kitabını okuyacağım...Selamlarımla

ali açıköz 
 19.10.2015 13:45
Cevap :
Teşekkür ederim Ali bey. Göçlerin meydana geldiği ülkeler, halkının, savaş, iç kargaşalık veya açlık ve fakirlik dolayısile yollara düştüğü ülkeler. Bunun böyle olması, o ülkelerin işlerine karışan ve tahakküm emelleri olan diğerleri yüzünden ve sebepleri koloni çağlarına kadar dayanır. Çeşitli ülkelerdeki yabancı düşmanlığı olgusu da, göçlerle doğru orantılı. Göç eden insan sayısı arttıkça, yabancı düşmanlığı da tavan yapıyor. O Zaman da yabancıların hangi sebepten gelmiş olduğu farketmiyor, ister sığınmacı, ister işçi, ister başka sebepten, herkes yabancı düşmanlığına uğruyor. Ben kitabımda bunu işledim. Okursanız sevinirim. Dost selamlarımla.  20.10.2015 16:36
 

Demek AB ülkeleri Suriyelileri içeri alsalar halk karşı çıkıyor ve hükümetler de bunu göze alamıyor! “Demokrasi ve ülke birliği ne demektir?”e muhteşem bir örnek! Milyonlarca Suriyeli ülkemize girdi, kimsenin gıkının çıktığı yok! Gerçi çıksa da “Aman biz ne yaptık, vatandaşımızı üzmeyelim!” diyecek yöneticiler yok! Merkel bugün İstanbul’daydı. “Suriyelileri bize göndermeyin, size vize şartlarını yumuşatalım.” diyecekmiş! Yani, “Avrupalı yıpranmasın, Türkler yıpransın. Nasılsa Türkiye’de insan hakları diye bir kavram yok, kapatın sınırlarınızı.” diyecekmiş! Eduard ve Selina neden benden kıymetliyse! Ve o kimlik, para ve ev verdiğimiz, zulümden kurtardığımız Suriyeliler bizi beğenmeyip canları pahasına Avrupa’ya gitmeye çalışıyorlar! Ülkenin tüm dertleri bitti, bizler ayda üç beş kez Avrupa seyahatine çıkarız ve ne mutlu ki vizeler kalkıyor:)) Kişisel düşüncem: Göçmenlerin hamisi olmayalım ve -bu şekilde kalkacaksa da- vizeler kalkmasın! Kitabınız hayırlı, uğurlu olsun. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 18.10.2015 18:52
Cevap :
Teşekkür ederim Ata Kemal bey. Evet, durum sizinde yazdığınız gibi. Almanya önce sığınmacıların hepsini almaktan yanaydı. Merkel bunu açıkça söyledi. Ardından, kendi partisi ve hükümet ortağı dahil herkesten itirazlar yükseldi. Şimdi çareyi gelenleri, gelmeden önlemekte görüyorlar ve bu yüzden Erdoğan'ın ocağına düştüler. Halkın içinde yardıma koşanlar olsa da, çoğunluk korku içinde. Türkiye'ye karşılığında bir takım tavizler veriyorlar ama aslında vize serbestliğini vermekten de korkuyorlar. Bu seneki sığınmacı akını tüm ülkeleri korkuttu. Yine de en fazlasını Almanya yaptı, diğerleri komik sayılacak sayıda mülteci alabildiler. Aslında çağımızın çözülmez sorunu bu. Ülkeler sorunu, ellerinde tutmayıp sıcak patates gibi birbirlerine atıyorlar. Haklısınız aslında Suriyeliler ve Iraklılar aslında Avrupa'ya ulaşmak istiyorlar. Onları TR de tutmak, zaten derdi az olan Türkiye'ye bir kambur daha yüklemek. Sorunun çözümü çu anda yok. Sevgi ve selamlarımla.   18.10.2015 23:18
 

Kaleminize ve emeklerinize sağlık, Zuhal Hanımcığım. Önemli bir konuyu işlemişsiniz. Okuyucusu bol, yolu açık olsun. Tebriklerimi ve sevgilerimi sunuyorum.

Ay Şen 
 17.10.2015 14:02
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum sevgili Ay Şen Hanım'cığım. Umarım okunur. Sevgilerimle.  18.10.2015 23:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 554
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1362
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster