Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '06

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
722
 

Kitabına uydurmak

Çok uzun bir süredir en sadık ve en samimi dostlarımı ihmal ettim. İhanetimin arsız ruhumda depreştirdiği sancının bedenime yansımasıyla yüzümün kızardığını hisseder gibiyim. Suçunu itiraf ederek hatadan dönmenin erdemlik olarak kabul gördüğü gerçeğine sığınarak suçumu itiraf ediyorum. Olası seymi? İnsanın öylesine bilge, öylesine aydın ve öylesine vefakar dostlarına alçakca ihanet etmesi? Akıl alası işmidir? Ahlak kurallarının faziletten saydığı, iyilik ve güzellik gibi değerlere malik dostalrına sırtını dönüp, arayıp sormamak?

Aman Tanrım bu ne gaflet, bu ne cehalet... ahdevefa duygusuna sahip bir insanın yapacağı haltmıdır? Dedim ya.... arsız ruhum bedenimi esir almış peşinden koşturdukça koşturmakta, esaretinden kurtulmayı bekleyen bir tutsak gibi zavallı ve çaresiz.

Evet dostlar ben varya ben.... Aristo, Eflatun, İbn-i Sina, Yunus, Mevlana, Gazali, Bronowski, M.Akif, T.Fikret, K.Tahir, A.Nesin, E.Güngör, T.Akyol gibi adını burada sayamayacağım kadar çok, yözlerce, binlerce yazar 'kitaplı' dostlarıma ihanet ettim. Uzunca bir zaman bu yüce bilgeleri evimin mahsenine, kilere hapsettim. Oysa ben, onlardan neler öğrenmiştim neler. Onlar bana görev ve sorumluluklarımı övütleyerek, benliğimin şekillenmesi için ben'imi ilmek, ilmek dantel gibi işlemişlerdi. Öğretilerinde samimi olur, bilgiye susamış benliğimi doyurmak için nekadar istersem o kadar verir hiç cimrilik etmezlerdi. Bu güne kadar hep ben aldım hiç karşılık vermeden.... böylesine sadakat görülmüş şey değildi, almadan vermek. Onlar benim şahsiyetimi yontup şekillendirirken bense, vefa duygusundan yoksun, kerameti kendimden sanıp sırt cevirdim kitaplara.

Dedim ya... kerameti kendimde sandımdı. Fiziki beden ve manevi bütün varlığımı yaradanıma borçlu olduğumun her zaman farkında olmuşumdur. Yüce Yaratanıma zikir ve şükürde eksiklerim olsada onun Merhametine, Rahman ve Rahim olan sıfatlarına sığınmayı bilmişimdir.

İçi boş bir levha gibi olan bilgi hazinemi 'kitaplı' dostlarımın yardımlarıyla nakış nakış işleyerek doldurdum. Aklımı, bilgimi, imanımı ve ilmimi onlardan feyz alarak şekillendirdim. Gel görki benliğim beni zincire vurup, bedenimi esir aldı, dimağım dondu kaldı bir gün. Zavallı bedenim; ruhumdaki benin bencilliğinde nefsimin ihtiraslarına kanıp çok ızdıraplar çektin. Belin büküldü, saçların aklandı. Sen ey beden sen....sen takatsiz kaldın, sen tökezledin, sen sendeledin fakat sen yıkılmadın hala ayaktasın. Senden müstakil fakat, sende var olan ruhumla cenk edip durmaktasın. Zavallı bedenim, ruhumun oburlugunda bile ona yardım etmektesin. Kör karanlıkta yolunu bulması için ayakların taşıdı, gözlerin ışık saçtı.

Eyvaah....dikey düşen kızgın güneş altında, beynimi kavuran eteşin sıcağında bilgiye susamış dimağıma coşkunca çağlayıp bilgi akıtan çeşmenin kaynağını kuruttum. Kitaplarımın nurlu ışıklarını kesip onları karanlıkların en koyusuna zifiri karanlığa, mahsenin rutubetine mahkum ettim. Ne zaman içine düştüğüm yanlızlık çukurunda ruhumla boğuşmaya basladım ve bir dost sinesine ihtiyacım oldu, o zaman onları hatırladım. Şimdi içime dalga, dalga ferahlık yayıldığını hissediyorum. Hey haat... gel gör ki, benim onların huzurunda yüzüm kara, başım eğik... Vefasızlık ettim, nicezamandır ne aradım, nede sordum. Oysa.... önceleri her gün içlerinden birisiyle hasbihal eder, bilgi hazinelerinden dilediğim kadar alırdım. Ne hoş sohbetlerimiz olurdu kitaplarımla.

Yaradılışın sırrına ermek için Kur'anı Azimişandan ilham alır, ilahi frekansları zihnime nakşeder, imanımı güçlendirirdim. İmam-ı Gazali ve Farabi gibi alimlerin ışığıyla aydınlanır, felsefi yorumlarda Aristo ve Eflatun dan faydalanırdım. Geçmişten geleceğe köprü kurmak için Köprülü hoca ve Osman Turan'ı okur, milli haz almak içinse Halide Edip Hanım'la sohbet ederdim. Dede Korkut ve Battal Gazi Destanları'nda ecdadımı bulur, mistik haz almak için Mevlana ve Yunus'un dergahına giderdim. Asım'ın neslinden olmak istesem Mehmet Akif'i okur, Tefik Fikret'le geçmişin izlerini bu güne taşırdım. Ziya Gökalp'le milli duygular yüklenir, Atatürk'ün Nutuk'unda kendimi bulurdum. K.Tahir'le esir sehrin insanı olur, A. Nesin'le tebessüm ederdim. Karaca suları ıslatır, Necip Fazıl'la Sakarya olup coşardım.

Kısaca yörüngenin sağı ve solunda olan fikir adamlarını buluşturur, önyargısız fikrimi tartmaya çalışırdım. Neticede zihnimi harman eder, bilgimi yoğurur, fikrimi olgunlaştırırdım. Kitapların dünyasında bilgeliğe giden yolda bedenim ve ruhumla barışık koşar adım.... yok hayır depar atarak bilgeliğe koşardım. Bu uzun maratonda koşarken soluklanmadan enerji ve gıdamı kitaplardan alırken, yolumu onları yazan fikir işçileri aydınlatırdı. Sonra bir gün bilemediğim bir nedenle, hani dedim ya... keramti kendimde sandığımda yollarımız ayrılı vermişti kitaplarımla. Zaman durmuş dünyam kararmıştı sanki. Şimdi tek arzum zamana meydan okuyarak kitaplarımla buluşmaktır.

Hani diyorum... dostlarımın huzuruna çıksam, el etek öpüp, gözyaşı döksem, af dilesem.... Eşiklerinde yatıp, hizmetlerinde bulunsam, kendimi diyorum, kendimi bağışlatsam.... Asaletlerine sığınıp, ben`imi vicdanlarına havale etsem, yalvarsam, yakarsam, özür beyan etsem, ellerinden öpsem bağışladıklarını görsem diyorum. Biraz cesaret, biraz cesaret bulup huzurlarına çıksam, yanlarına gitsem diyorum.... yüzüm kızarıp, ellerim tiril, tiril titresede mahsene insem, yanlarına gitsem.....

Zamanı burada işaretleyip durdurmak isterdim... tozlanmış rafların arasından ışık, ışık parlayan gözlerle sanki geçkaldın der gibi bana bakıyor kitaplarım. Elimi uzatıp içlerinden birisiyle, onlar adına barışmak isterken, birden gözlerim Nevzat Köseoğlunun 'Kitap Şuuru' adlı eserine takılıverdi. Evet anladım onlar adına Köseoğlunun denemeleri benimle barışacak. Aslına bakarsanız ben kitaplarımla gercekten darılmamıştım ki. Nevzat beyin denemelerinden 'Kitap Şuuru' adlı makaleyi bulup bir çırpıda okumak geldi içimden.

Nevzat Köseoğlu varolsun kitap şuurunu ne de gözel anlatmış.... Hani eskiden harbe giderlerken kitapta yeri var mı, yokmu diye sorulmasını, hakim ve kadıların kitaptan hüküm beyan etmelerini. Bir derdin, bir sıkıntının kitapta yazılı olup, olmadığının araştırılmasını. Kötü kişilerin çıkarlarını korumak için 'kitabına uyduruver' efendi diye çabalarını. Acımasız ve zalim kişilere kıtabı yok, kitapsız bu gibi yakıştırmaları. Okur-yazar, entel takımın halk arasında hürmete layık görülmesini. Derler ya.... kaleminden damla, damla bal iksiri akıtmış Nevzat bey satırlara.

Arzu edilen ölçüde kitap okuma alışkanlığımız olmasa dahi, kitaba olan saygı ve sevgimiz hiç bir zaman eksilmedi. Her ne kadar evlerdeki vitrinleri süsleyen, süs eşyası nazarıyla bakılmış olsada kütüphanelerimizden kitaplar eksilmedi. Nevzat beyler eksik olmasınlar, onun gibileri çok olsunlar, çoğalsınlar. Kitap dostları olarak nezat bey gibi binlercesine şükran dugularımız sonsuza kadar var olacaktır.

Evet dostlar... bende beni, sende onu, o yücelerin yücesini tanımamda bana yol gösteren kitaplarımla tekrar buluşmanın mutlulugunu tadıyorum. Yamaçlardan kanat çırparak, ırmak, ırmak çağlayıp, engin deryalara akmanın coşkusuyla, yeni bir maratona bilgiye koşma hazırlığındayım.... Kitaplarıma, cevherime kavuşmanın sevincini yaşıyor, geleceğe güvenle bakmanın huzurunu taşıyorum.

Selam kitap dostlarına, selam 'kitapsız' damgası vurulmasını istemeyenlere...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2933
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji bölümü  terk. Hollanda'da ikamet etmekte. Hollanda'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster