Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
565
 

Kitaplar havaya

Kitaplar havaya
 

Hobilerim; kitap okumak, müzik dinlemek...


Normal şartlar altında güneş doğudan doğar.

Aynı normal şartlar altında hiç kimse ciğerciye gidip, “Lüfer var mı Usta?” diye sormaz. Ayakkabıcıda şapka, ya da manifaturacıda avize aramaz.

Ne çare ki bizler, “normal şartlar”ın yeniden tanımlandığı zamanlarda yaşıyoruz. Kahvemize süt ve şekeri ayrı ayrı koyacak vaktimiz olmadığından, “beşibiryerde” hazır kahveye kaynar su katmayı tercih ediyoruz.

Et için kasaba, peynir için mandıraya, kekik için baharatçıya gittiğimiz günler, tarihöncesinde kaldı. Artık ciğeri de, balığı da süpermarketten alıyor, alışveriş merkezindeki ayakkabıcının yanında bir şapkacı olduğunu biliyoruz.

Aynı mantıkla kitapçıda CD, DVD, bilgisayar oyunu, elektronik malzeme, kırtasiye ve hatta hediyelik eşya görmeye de çabuk alıştık. Zamanı, uzmanlığa tercih etmeye başladığımızı fark edip, bizleri “Kültürel Tüketim Ürünleri Süpermarketi” kavramıyla tanıştıran cin fikirli pazarlamacılara teşekkür borçluyuz. Sayelerinde kitaba ayrı, müziğe ayrı zaman harcamıyor, alışverişten tasarruf ettiğimiz saatleri televizyon karşısında geçirebiliyoruz.

Buraya kadar bir sorun yok.

Hayatı turboda yaşıyorsam, “Kitapçıda DVD’nin ne işi var?” diye sormam. Hatta dükkânın önüne iki kasa da domates atmadıklarına üzülürüm.

Dostlarım... Kitap kurtları...

Fikirle ilgili bir sorun yok. Sorun, o fikri uygulama biçimimizde.

“Dup... Dup... Dup... Çıstaka çıstak... Alehandıro... Alehandıro...”
“Merhaba...”
“...”
“Dupdıdı hıptıs... Şeyk yo mani meyka...”
“Merhaba... Bakar mısınız?”
“...”
(Görevlinin omuzuna dokunarak) “Pardon...”
“Buyurun?”
“Astronominin Gelmişi ve Geçmişi adlı kitabı arıyorum, rafta bulamadım...”
“Hoppidi bumçık... Ambırela... Ela... Ela...Hey hey...”
“Kişisel Gelişim bölümüne bakın...”
“Pardon?”
“Bumbum çak... Bumbum çak... Vii vıl, vii vıl rak yu...”
“Astroloji kitapları Kişisel Gelişim rafında dedim...”
“Çıkkıdı çıkkı... Salla, salla... Oooooh yandan...”
“Astr... Tamam kalsın, teşekkürler...”
“...”
“Dımdıdı dımdı dımdı dı... Yürrü, anca gidersin... Hop...”

Dostlarım... Ayraç sevenler...

Fark ettiğiniz üzere bu yazının konusu “Nerede o eski kitapçılar” değil. Zira kitapla ilgileri üç-beş “çoksatar” ismi ezberlemek, kitapçıdaki görevleri de bilgisayarda yazar ve kitap adı sorgulamaktan ibaret olan “Satış Elemanları”ndan şikâyet etme hakkımızı, uzmanlıktan vazgeçtiğimiz anda kaybettik. Ne ka ekmek, o ka köfte.

Ve fakat tabelâsında hâlâ “kitapçı/kitabevi” yazan bir dükkândan, başım dönerek, gözlerim karararak ve işitme kaybına uğrayarak çıkıyorsam, gürültüden o anda neden orada olduğumu unutup, asıl almak istediğimin yerine “Zen Bahçecilik”, “Diferansiyel Denklemler” ve “Küçük Kadınlar” başlıklı üç adet alâkasız kitap, iki adet Madonna CD’si ve bir adet Mr. Bean DVD’si alıyorsam, bu işte bir terslik var demektir. Akabinde geri dönüp, o dükkânı kundaklama isteğiyle dolup taşıyorsam eğer, bilin ki suç bende değil.

Dostlarım... Lüks ciltli, kuşe kâğıtlılar...

Gezegenimiz üzerinde, diskolarında kitap satılan böylesine fantastik başka bir diyar olduğunu sanmıyorum. Naçizane gezip gördüğüm hiçbir ülkede, bırakın bizdeki gibi bangır bangır bağırtmayı, kitapçılarda “hafif müzik” çalındığına bile tanık olmadım.

“Kitap satan kitapçı”lara kıyasla henüz sayıları az olsa da, bu kültürel tüketim ticarethanelerinden yurt dışında da var. Belki inanmayacaksınız ama eloğlu bunların müzik ve kitap bölümlerini mutlaka birbirinden ayırıyor. Satın almayı düşündüğünüz kitabı, kapağındaki renk ve desenlere bakarak seçmenizi beklemediklerinden, kitap bölümlerinde rahat bir oturma alanı, o alanda da sessizce kitap karıştıran insanlar oluyor. CD, plak falan almak isteyenler ise, müzik bölümünde kendilerine sunulan kulaklıkları takıp, kimseyi rahatsız etmeden ve kendileri de rahatsız olmadan sallanıp yuvarlanıyorlar.

Dostlarım... Kitap kokulular...

Normal şartlar altında olması gereken bu değil mi? Herkes Mersin’e giderken, ısrarla tersine koşmanın bir anlamı var mı? Pek de özgün olmayan bir fikri “kendimize uyarlarken”, illâ ağzını yüzünü kırıp, tanınmaz hale mi getirmek gerek?

Bu durumdan rahatsız olmayan, “Ne var bunda canım, bazen çok güzel şarkılar da çalıyorlar, ne güzel şıkıdım şıkıdım alışveriş yapıyoruz. Hem öyle abartılacak kadar da yüksek sesle çalmıyorlar müziği...” diyenler var mı aramızda? Bu hoşgörü kelebeklerine “Kime göre güzel şarkı, neye göre yüksek ses? Ben Heavy Metal seviyorsam, yine “Ay, kısık sesle dinlesin” diyebilecek misiniz?” diye sorsam, kızarlar mı acaba?

Dostlarım... “Uzatma artık” diyenler...

Bendenizi kitaptan da, müzikten de, yaşamdan da soğutan bu uygulama bitene kadar, kitap alışverişimi internetten ve bulursam "sade" kitapçılardan yapmaya karar verdim. Şu ya da bu nedenle bu iki alternatif kaynağa ulaşma şansları olmayan kitapseverlere öncelikle sabır diliyor, bir sonraki “müzikli kitapçı” ziyaretlerinde yanlarında kaynana zırıltısı, darbuka ve havalı korna bulundurmalarını öneriyorum.

Çivi çiviyi söker.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dere ile teknosa birleşti :-) Bu tür yerlerde kitapları sadece görebilir ya da koklayabilirsiniz. Hem pazar meydanı gibi indirimli olanları orta yere serilmiş durumdayken. Tüketim toplumu kavramına hoş geldiniz! Selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 05.09.2011 14:07
Cevap :
Sevgili Asabi Kedi, tek tek firmalarla ya da genel anlamda fikirle ilgili bir sorunum yok. Beğensek de, beğenmesek de, "sade" kitapçıların dönemi kapanıyor. Ve fakat onların yerini alan yeni iş modelinde bir sorun var. Çok gürültülü çalışıyor :-) Selâm ve saygılarımla.  05.09.2011 15:21
 

Aslında sorun şurada kardeş ben milli eğitimin okulunda görev yapıyorum ancak bir kerede o kütüphaneyi açan görevli öğretmeni görmedim.Hep sormuşumdur niye öğrencilere Dostoyevski okutmazlar veya tavsiye etmezler.?Sorun eğitim sisteminde kimse uyanmasın diye insanları bu duruma getirdiler.

Olcay Kıykaç 
 04.09.2011 4:56
Cevap :
Olcay Bey merhaba, kitap okuma/okumama meselesiyle ilgili olarak, daha önce "Kitap Kurtları" başlıklı başka bir yazı yazmıştım. Eğitim ile ilgili yorumunuz aslında o yazıya daha uygun olurmuş. Her halükârda katkınız için çok teşekkür ederim. Selâm ve saygılarımla.  04.09.2011 14:41
 

sizinle aynı düşüncedeyim. Ankara'da yaşıyoruz ve burada Çayyolu'ndaki Dost kitabevi ile Gordion'daki Ada kitabevi gerçekten kitabevidir:)içine girince kitap kokusu alırsınız, oturup kitap inceleyecek yerleri de var. Çoğu insana saçma gelecek biliyorum, ama biz sadece kitapçıya gitmek için bile çocuklarımızla evden çıkarız. onlar kendilerine göre olan kitapları toplayıp oturup inceleyip seçerler, biz de kendimiz için seçeriz. yazınızı okuyunca yalnızlık hissimden kurtuldum:)

Yelizaveta 
 03.09.2011 19:29
Cevap :
Merhaba, çocuklarınızı kitapçıya mı götürüyorsunuz? Ne garip :-) Aynı fikirde olduğumuza ben de sevindim, zaman ayırıp, yorum yazdığınız için çok teşekkür ederim. Selâm ve saygılarımla.  04.09.2011 14:56
 
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1503
Kayıt tarihi
: 04.07.06
 
 

Kişinin kendini anlatması zor. Her şeyden birazım, her şeyim yarım.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster