Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ocak '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
832
 

Kitaplarım (5) ''Demir Yürek''

Kitaplarım (5)  ''Demir Yürek''
 

Türk Edebiyatının seçkin öykü yazarlarından Ömer Seyfettin , genç yaşta yitirdiğimiz önemli bir edebiyatçımızdı.Balıkesir, Gönen'de 1884 yılında doğan yazar, 1920 yılında İstanbul'da vefat etmiştir.

36 yıllık kısacık ömründe, 10 kitaba sığan 125 adet öykü yazarak döneminin koşullarına göre bir rekora imza atmıştı.

Tıp adamlığının yanı sıra kültürlü bir Edebiyat öğretmeni ve iyi bir askerdi. Yurt dışında geçen esaret yıllarında bile öyküler yazmıştı.Genç Kalemler akımının da öncüsüydü.

Hepimizin çocukluk yıllarımızda anısı bulunan Ant, Falaka, Forsa, Kaşağı, Yüksek Ökçeler gibi sosyal içerikli eserlerinin yanı sıra tarihi öyküler de yazmıştır.
........

Bunlardan biri de ''Pembe İncili Kaftan ''dır. Yavuz Sultan Selim döneminde , İran Şah'ı , Şah İsmail'le Osmanlı Devletinin, elçiler düzeyinde bir ''Onur savaşı '' ele alınmıştır.

Bu öyküdeki olaylardan esinlenerek bir tiyatro oyunu yazmak istemiştim.Üç sayfalık öyküden yola çıkıp kısa bir sürede, iki perdelik ve 80 sayfalık tiyatro oyunu ortaya çıkmıştı bile.

TRT'nin hazırladığı tarihi fon müzikleri de oyunumuza ayrı bir lezzet katmıştı. Öğrencilerimle sahnelediğimizde çok da beğenilmişti.

Osmanlı elçilerine yaptığı eziyetler nedeniyle onuru incinen padişahların suskunluğunu içine sindiremeyen Yavuz Sultan Selim, tahtı ele geçirir geçirmez, şımarık Şah İsmaile hayatı boyunca unutamayacağı bir ders vermek ister.

Yiğit, yürekli ve onurlu bir elçi aramaktadır.Saraydaki korkak çelebilerin hiçbiri devleti temsil edecek özellikte değildir ;hepsi Şah İsmail karşısında korkup el-etek öperek devletin onurunu hiç etmiştir.

Halk içinden seçilen yiğit Muhsin Çelebi , bu misyonu üstlenmiştir.Bu görevi sırasında üzerine giyeceği dünyada eşi benzeri olmayan bir ''Pembe İncili Kaftan'' için tüm malını, mülkünü satar ve yoksul kalır.

Sarayın ısrarlarına rağmen verilen altınları kabul etmez.Şah İsmail karşısında böyle ihtişamlı bir elçiyi görünce adeta kudurur.

Muhsin Çelebi'yi çamurlar içine oturtmak ister; ancak Çelebi, muhteşem Kaftanı çamura yatırıp üstüne oturur ve bir daha da sırtına almayarak İstanbul'a döner.Paha biçilmez kaftanını Tebriz Sarayına hediye eder...

Devletin onurunu yücelttiğnden dolayı Muhsin Çelebinin kişiliğinden esinlenip oyunumuzun adını: DEMİR YÜREK koymuştuk.

Öykü sadece bu küçük olay üzerine kurgulanmışken, ben sarayın kapılarını aralayıp vurdumduymaz sadrazam ve saray erkanının evlerine kadar girdim.Çılgın eğlenceleri, vurdumduymazlıkları, rüşvetleri çekip deşifre ettim.

Aslında lümpenlikte, bizim saraydaki çelebilerden farkı olmayan Şah İsmail'in sarayında gezindim.

Askerden kaçan oğlundan, savaşta meydanda bırakıp kaçtığı karısının dünyasına girdim.

Bazı olayların günümüzde aynen devam ettiğinin mesajını verdim.Devletin kasasını boşaltanların sonunda yine halka kul olduklarının göstergesi olarak Muhsin Çelebiyi örnek verdim.

Bir eseri yüzeysel okuyarak geçen öğrencilerin ''Yaratıcı Drama '' sayesinde okuduğunun nasıl yorumlanacağının ve drama yapabileceğinin bilincine vardıklarını gözlemledim.

Yavuz Sultan Selim'in güçlü bir şair olduğunu da vurgulayıp, padişahın, Macaristan'da aşık olduğu sevgilisini sarayda bırakarak Çaldıran'a savaşa gitmenin ne denli zor olduğunu ve aşk acısını da anlatmıştık.

Bir aşkın , yüce duygularla insanı nasıl şair yaptığını anlatırken, Koca Yavuz'un şeker hastalığından dolayı sırtında çıkan ŞİR-İ PENÇE (Aslan pençesi) çıbanı acılarıyla nasıl kıvrandığını izletmiştik.

''Şir-i pençe azabıyla yanarken;bir ahu gözlüye zebun (aşık) etti beni felek...''diye şiirler döktüren padişahın Çaldıran yolunda, çadırına destursuz dalan, komutanın:''Padişahım , asker yorgun ve hasta...Dönersek iyi olur !.. '' demesiyle atına atlayan Yavuz'un :

'' Devletini seven arkamdan gelsin, karısını seven evine dönsün !..'' deyişini de söyletivermiştik.

''Bir devletin onurunun ve itibarının her ne koşulda olursak olalım yükseklerde tutulması gerektiğini ''vurgulayan ve adına DEMİR YÜREK adını koyduğumuz tiyatro kitabımız da basıma hazırdır.

Altıncı kitap tasarımı da Milii Eğitim Bakanlığına ve Kültür Bakanlığımızın yetkili kurullarına sunulacaktır.

Bu arada bu zevki bizimle paylaşmak isteyen ''Sponsor '' çevrelere de her türlü destek verilecektir.

Ahmet Balcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir çalışma olduğundan eminim.Ellerinize yüreğinize sağlık efendim.Birde sponsorluğun ne kadar maliyetli bir iş olduğunu bana yazarsanız belki bu konuda önümüze çıkan fırsatları değerlendirerek yardımcı olabiliriz diye düşünüyorum.Selamlar...

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 14.01.2008 3:46
Cevap :
Sevgili Murat,Benim tiyatro kitaplarımla ilgili çalışmalarım daha önce üzerinde çalışılmamış özgün ve ilk eserlerdir.Örneğin,İstiklal Marşını anlatan ilk tiyatro eseridir:MİLLİ DİRENİŞ...DEMİR YÜREK ise Ömer Seyfettin'in Pembe İncili kaftan'ın ilk yorumudur.''Ye Kürküm Ye ''Nasreddin Hocamızın sahneye uyarlanmış ve 85 fıkradan oluşan ilk eserdir.Diğerleri de öyledir.Özellikle gençlere yöneliktir.Sevgilerimle...  14.01.2008 15:28
 

tiyatro oyle essiz bir hazineki bunu anliyabilmek icin heralde o sahnenin tozunu yutmak gerekir..sergilemis oldugunuz karagrofiler ve konularda bi okadar sahane anlatiminizla bile sanki o atmosferin altinda bulunuyormusum gibi hissettim ama sevgili mesut bey birde buralara turneye gelseniz ne iyi olurdu...sevgiler saygilar

sekerpinari 
 12.01.2008 21:31
Cevap :
Sevgili Şeker,Ben kendimi bildim bileli tiyatroyla yatıp kalkıyorum.Çocukluğumda Hacivat-Karagöz oynatırdım.Halen yazıyorum,yönetiyorum ve sahneliyorum.Keloğlan'ın Maceraları Mayıs'ta sahnelenecek.Turne fikri güzel...Düşünüp değerlendireyim.Teşekkürler...Sevgiler...  13.01.2008 0:57
 

Deli Yürek adlı tiyatronuza Halk Eğitim Merkezinde gitmiştim...Gerçekten çok başarılıydı...Gerek öğrenciler gerekse senaryo... Ama Deli Yürek'in kitabını çıkardığınızdan haberim yoktu...Öğrenmiş oldum. Tiyatroyu izleyemeyenler içinse üzgünüm,gerçekten güzel ve başarılı bir tiyatroydu.Keşke uzak yerlerdende izleyebilenler olsaydı.Ama bu yazınız sayesinde Hocam, en azından tiyatronuz hakkında fikir edinmiş olanlar vardır umuyorum =) Teşekkürler!

merve ulusoy 
 11.01.2008 18:57
Cevap :
Merveciğim,Herşeyden önce teşekkür ederim.Ama oyunun ve kitabın adı:Demir Yürek'tir.''Deli yürek'' değil...TV Dizilerinden aşırı güdülendiğiniz anlaşılıyor.Ne yapsak o beyaz cam illetinden insanları kurtaramıyoruz.Oyunu beğendiğine sevindim.Kitabını da sana ilk fırsatta hediye edeceğim...Sevgilerimle...  11.01.2008 21:43
 

Ömer Seyfettin'in hikayelerinde... Ve sizin hikâyelerinizde... Genç neslimize "prestij tüketimi" adını koyduğum dayatılan Harry Potter'ler kadar Ömer Seyfettin'ler de özendirilmelidir. Öğrencilerimden biliyorum, elinde veya kitaplığında H.Potter'ın kitabını, biblosunu taşımak bir prestij, elitlik olarak biliniyorken sizin hikâyeleriniz ve benzerleri "alaturka"lıkla yaftalanmakta ve sıradanlaştırılmaktadır. Toplum okuduğu kitapla duygularını, duyarlılığını, diyalektiğini ve estetiğini kazanır. Sevgi ve saygılarımla hocam. Elinize, yüreğinize sağlık...

murat ertaş 
 10.01.2008 9:26
Cevap :
Murat Hocam,Atatürk'ün önderliğinde kurulan önemli bir kolejde yönetici olarak 5 yıl görev yapmıştım.Harry Potter ve benzeri romanların adeta salgın haline geldiği bir dönemdi.Bizler zararlarını anlatmaya çalışırken zengin velilerimiz, hep karşı çıkmışlardı.Şimdi görüyorum,o çocukların çoğu ''Hiperaktif''damgasıyla ya da psikolojik sorunları nedeniyle ''Hapla''yaşar hale gelmişler...Bu tip kitapların sürüklediği boş hayaller dünyasında tipik intihar vak'alarıyla karşılaşıyorlar.Bizim kuşakta Eflatun Cem,Ömer Seyfettin,Yunus Emre,Mevlana ,Tarık Buğra kitapları okuyanlarda böyle ''Acı'' olaylara maruz kalan hiç görülmemişti. Atasına saygısı olmayan bir neslin çocuklarının güçsüzler yurduna terkettiği ana-babalarının ne hale getirildiğini TV'lerde izliyoruz.Kendi öz kültüründen uzaklaşan toplumun vicdan ve terbiye yoksunu olmaları kaçınılmazdır.Güzel yorumunuz yazımı tamamlamıştır.Teşekkürlerimle saygılarımı sunarım...  10.01.2008 15:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1521
Toplam yorum
: 9157
Toplam mesaj
: 558
Ort. okunma sayısı
: 1626
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster