Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '07

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
2516
 

Kitle hareketlerinin anatomisi

Kitle hareketlerinin anatomisi
 

İnsanoğlu büyük adam olmak için heveslerle doludur fakat bir gün anlar ki sadece bir küçük adamdır; mutlu olmak için heveslerle doludur fakat bir gün anlar ki sadece mutsuzdur, mükemmel olmak için büyük hevesler taşır fakat bir gün anlar ki sadece kusurlarla doludur: insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kimse olmak için devamlı ümitler taşır fakat bir gün anlar ki kusurlarından dolayı sadece insanların horgörüsüne layık görülmektedir. İşte, dışına çıkmaya imkan bulamadığı bu utanç duygusu o insanda kuvvetli bir adaletsizlik ve yıkma ihtirası yaratır çünkü bu durumda o kendisini kusurlarından dolayı mahkum eden ve bunun kabahatini kendisine yükleyen gerçeğe karşı bitmez tükenmez bir nefrete bürünmüştür.

Pascal, Pensees

Günümüzde Atatürk'ün kurmuş olduğu Cumhuriyet'in üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, neden milyonlarca insan hala, yasalarla tanımlı bir yurttaş olmanın tadını çıkarmak ve "vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır" sözlerinde özetli basit erdemi takip etmek yerine, yığınla klik, grup, cemaat, dernek bünyesi altında bir kitle hareketinin bir neferi olmayı tercih etmektedir? Gelin bazı ipuçlarını Eric Hoffer'in Kesin İnançlılar (True Believers) adlı eserinde arayalım:

"İnsanlarda kendi varlığını şekillendiren kuvvetleri genellikle kendi dışında aramak eğilimi vardır… Dış dünya onlar için hassas ve tehlikeli bir şekilde dengelenmiş bir mekanizmadır ve bu mekanizma onların lehinde işlediği müddetçe onda bir düzen değişikliği yapmaktan korkarlar. Böylece, bu dış dünyanın devamı için duyulan şiddetli istek ile bu mekanizmanın değişmesine karşı gösterilen direnç aynı inançtan doğmaktadır ve gerek istek gerekse direnç çok kuvvetlidir.

Çoğu kitle hareketlerince, dünya nimetlerininden yüz çevrilmesi için yapılan propagandanın başlıca amacı, şimdiki zamanın değerini düşürmektir... Eski Mısır'da esir olarak yaşayan ve şiddetli baskı altında ezilmekte olan Yahudiler, birbiriyle kavga eden, çekişen bir insan kalabalığı idiler. Bu insanları birbirine bağlamak ve beraberlik sağlamak için Musa peygamber onlara bir "arzımevut" (vaadedilmiş toprak) ümidi vermek zorundaydı. .. "şimdi"yi reddedip gözlerini ve kalplerini ilerideki şeylere yöneltmiş olanlar, ileride gelecek fayda veya tehlikelerin şimdiden gelişmekte olan tohumlarını görme yeteneğine sahiptirler. Bu sebeple, hayal kırıklığına uğramış kimseler ve kesin inançlılar, şimdiki dengenin devamını isteyenlere oranla daha iyi kehanette bulunurlar.

Arzu ve heveslerini yenmek için gerekli olan "nefsine hakim olma" işlemi, bu kimselerde bir kuvvetlilik duygusu yaratır. Kendilerine hakim olmakla, bütün dünyaya hakim olmuş gibi bir his duyarlar. ... Günlük işlerinde başarı sağlayamayanlar, imkansız olan şeylere el atmak eğilimi gösterirler. Bu onların eksik yanlarını kamufle eden bir araçtır. ... insanların ölümü göze almaları, sahip oldukları şeyler uğruna değil fakat daha ziyade gelecekte sahip olacakları şeyler uğrunadır. İşlerinde başarılı olan bir iş adamı çoğu zaman başarısız bir cemaat lideri olur. Çünkü onun aklı "var olan şeyler" ile ve yakın gelecekte sonuçlandırılacak işlerle uğraşmaya alışmıştır.

Düşkün yoksullar da çevrelerindeki dünyanın ürküntüsü içinde yaşarlar ve değişikliği sevmezler. Açlık ve soğuk kapımıza dayandığı vakit hayatımız tehlikededir. Bu suretle yoksul kimseler de zengin ve imtiyazlı kimseler gibi muhafazakar olurlar ve sosyal düzenin değişmeksizin devam etmesinde aynı önemde rol alırlar.

Deneyimli kişiler bu işler için birer engeldir. Büyük Fransız Devrimini başlatan kimseler siyasi tecrübeden tamamen yoksun kişilerdi. Aynı şey Bolşevikler için, Naziler için ve Asyalı devrimciler için de doğrudur. Tecrübeli kişi bu işe sonradan katılır. Bu kişi, hareket artık tutunmaya başladıktan sonra dahil olur.

Bir kitle hareketinin çağrısı ile mesleki bir kuruluşun çağrısı arasında önemli bir fark vardır. Meslek bir kuruluş kişisel ilerlemeler için imkanlar vaad eder ve onun çağrısı başlıca kişisel çıkar yönündedir. Bir kitle hareketi ise, bilhassa aktif ve uyandırıcı döneminde iken, çağrısını kişiliğini yükseltmek peşinde olanlara değil, fakat beğenmediği benliğinden kurtulmak çabasında olanlara yöneltir. Kişisel yükselme arzusuna karşılık – kişinin kendinden kurtulma arzusu.

Doğmakta olan bir kitle hareketinin büyümesi ve kuvveti, “şahsından kurtulma” arzusunun tatminine bağlıdır. Kutsal görev ortadan kaldırılırsa geriye zayıf ve anlamsız bir hayat kalır. Hiç şüphe yok ki bencil hayatımızı sencil hayat ile değiştirmek suretiyle nefsimize karşı büyük bir saygı kazanırız. Sencil olmanın verdiği gurur, en alçak gönüllüler için bile sonsuzdur.

Her kitle hareketi, bir bakıma bir göçtür, yani vaad edilene doğru bir yürüyüş. Kitle halindeki göç, bir hareketin birliğini ve maneviyatını kuvvetlendirir. En iyi ve en kötülerin topluma biçim vermesinin daha hafif bir örneği konuşulan dil meselesidir. Bir ulusun saygıdeğer orta bölümü azı dilini kullanır. Yeni kelimeler ise en okumuşlardan (fen adamları, uzmanlar, şairler, yazarlar, devlet adamları) ve argo yaratan aşağı bölümden gelir. Atılanlar ve itilenler, çok kere bir ulusun geleceğinin ham maddesini teşkil etmişlerdir.

Avrupa ülkelerinde toplumu rahatsız eden kişilerin bir okyanusu aşarak yeni bir kıtada yeni bir dünya kurmaları tarihin bir cilvesi değildir; bu yeni dünyayı ancak böyle kurabilirlerdir. Güneş doğduğundan güneş batıncaya kadar sadece kendilerini hayatta tutacak şeyleri sağlamak için didinen insanlar keder beslemezler ve hayal kurmazlar. Çin halk kitlelerinin isyankar olmayışının sebeplerinden biri de çok kıt olan yaşama imkanlarını bir araya getirebilmek için girişilen şiddetli mücadele, dinamik olmaktan ziyade uyuşukluk etkisi yapmaktadır. Sefalet dayanılabilir düzeye geldiği vakit, yani özlenir bir durum ulaşılabilecek mesafede görünecek kadar koşullar düzeldiği vakit, hoşnutsuzluk en yüksek düzeyine ulaşır.

Büyük devrimden önceki Fransız toplumu üzerinde araştırmalar yapan De Tocqueville şu gerçeği meydana çıkarmakla şaşırmıştı: "1789 Devriminden sonraki dönemlerin hiçbirinde milli refah, devrimden önceki 20 yıl zarfında arttığı büyük süratle artmamıştı. İnsanları isyana teşvik eden şey fiilen çekilen sıkıntı değil fakat daha iyi şeylerin tadını almış olmaktır. Yerleşmiş olan her kitle hareketinin kendine özel bir uzak ümidi vardır, diğer bir deyimle, kitlelerin sabırsızlığını körletmek için bir uyuşturucu silahı vardır. Stalinizmin halk üzerindeki uyuşturucu tesiri, oturmuş dinlerin uyuşturucu tesirinden daha az değildir. Bir kitle hareketine, kişisel sorumluluğumuzdan kaçmak için katılırız, veya ateşli bir genç Nazi’nin dediği gibi: "hür olmaktan kurtulmak için" katılırız…

O halde bir kitle hareketinin yayılması için en elverişli ortam, oldukça bir hürriyetin bulunduğu fakat hayal kırıklığını azaltıcı özelliklerin bulunmadığı toplumdur. Robespierre’e göre devrim hükümeti " "baskı rejimine karşı hürriyetin zulmü" olmuştur… Renan’a göre aşırı kişiler, ölümden daha çok hürriyetten korkarlar. Kendi hayatlarını bozulmuş ve ziyan olmuş görenler, hürriyetten çok eşitlik ve kardeşlik ararlar… Gerçekten onların istedikleri, herkese açık olan hürriyetin son bulmasıdır. Onlar serbest rekabeti ve kişinin hür bir toplumda devamlı olarak karşılaştığı acımasız sınavları ortadan kaldırmak isterler.

Modern çağda hayal kırıklığına uğrayanların artması ve fertlerin kitle hareketleri tarafından kolayca etkilenmeleri sebeplerinden biri de belki el sanatlarının azalmış olmasıdır.

Anası ve kardeşlerinin konuşmak için dışarıda kendisini bekledikleri haber verildiği zaman İsa dedi ki, "Benim anam kimdir?" ve kardeşlerim kimlerdir?" Ve elini şakirtlerine doğru uzatıp dedi ki: İşte benim anam ve kardeşlerim"… Tahmin edileceği gibi, hangi sebeple olursa olsun ailenin yıkılması kolektif hareket etme ruhunu otomatikman geliştirir ve kitle hareketlerinin çağrısına uyma eğilimi yaratır.

Bir kitle hareketinin başarılı olabilmesi için daha ilk anlardan itibaren kapalı bir teşkilat kurması ve bütün taraftarlarını bu teşkilat içinde eriterek teşkilatın ayrılmaz bir parçası haline getirebilecek güce sahip olması gerekmektedir. Gerek pişmanlığın, gerekse belaya uğramışlık duygusunun, insanları aynı yöne ittiği görülmektedir.

Kutsal bir amacı kucaklayan suçlu kişinin, can ve mal güvenliği endişesine düşmüş bir bir kişiden daha kolaylıkla hayatını tehlikeye atacağı ve kutsal amacın savunmasında daha aşırılığa gideceği herhalde bir gerçektir.

(Bir kitle hareketinde) Her şeyden önce, asla bu kimse kendini yalnız hissetmemelidir. Bir ıssız adada tek başına olsa bile, bağlı olduğu grubun gözlerinin kendi üstünde olduğunu hissetmelidir. O kimse için, bu grubun haricine haricine çıkarılmış olmak, hayatının yok olmasıyla eşit sayılmalıdır.

Paskal'ın etkili bir din hakkında söylediği, etkili bir doktrin için de kabul edilebilir: "Etkili bir din, doğaya, sağduyuya ve zevk almaya karşı olmalıdır." Ne kadar derin ve yüksek olursa olsun, hiçbir öğreti bir ve yegâne gerçeğin ifadesi olarak tanıtılmadıkça etkili olamaz. ... İnsanlar sadece anlamadıkları şeylerden kesinlikle emin olurlar.

Birleştirici unsurların en kolay bulunanı ve en geniş kapsamlısı "nefret"tir. ... Kitle hareketleri bir tanrıya inanmaksızın doğabilir ve genişleyebilir fakat ortada nefretleri üzerine çekecek düşman olmaksızın asla genişleyemezler. ... Yine ideal bir tanrıda olduğu gibi, ideal bir düşman da her şeye kadir ve her yerde hazır olmalıdır. İnsanda, kendini aşağı görme duygusu, "tasavvur edilebilecek en haksız ve en caniyane hırsları yaratır çünü ol kendini kabatlı bulan ve kusurlu olduğuna kendini ikna eden gerçeğe karşı öldürücü bir nefret duyar". ... Tahmin edilceği gibi, suçluluk hissi nefreti geliştirir.

Nefretin derinliğinde beğenmek gibi bir ters akıntının bulunduğu, nefret ettiğimiz kimseleri taklit etme eğilimimizle kendini gösterir. Böylece, her kitle hareketi zamanla kendini nefret ettiği özel düşmanına benzer duruma getirir. ... Zulme uğrayan kimselerin, hemen hemen daima, knedilerine zulmedenlere benzer duruma geldiklerini görmek hayret vericidir. Bir kimse şahsen karar vermede duyulan tereddütlerden, korkulardan ve şüphelerden kurtarıldığı zaman, zalimlikte ve gaddarlıkta ne kadar aşırı noktalara kadar gideceği belli olmaz.

Bir kitle hareketinin yek vücut yapısı içinde kişisel bağımsızlığımızı kaybettiğimiz zaman yeni bir hürriyete kavuşuruz: Bu, hiç utanmadan ve vicdan azabı çekmeden, nefret etme, yalan söyleme, işkence yapma, adam öldürme ve ihanet etme hürriyetidir... Bencillikten doğan nefret ve zalimlik, benliğini teslim etmekten doğan nefret ve zalimlik yanında hafif kalır... Ait olma arzusu kısmen benliğini kaybetme arzusudur.

Etkili liderlikte bir dereceye kaar şarlatanlık gereklidir... Lider, pratik ve realist olmak zorundadır, fakat buna rağmen konuşmalarında bir hayalci ve idealisitin dilini kullanmalıdır. Bütün kitle hareketleri, itaati en yüksek meziye olarak kabul ederler ve onu iman ile aynı düzeyde tutarlar. Hayal kırıklığıına uğramış kimselerin bir lideri takip etmleri o liderin kendilerini belirli bir amaca götürmesinden çok, o liderin kendilerini kötü benliklerinden uzağa götürmesi sebebiyledir.

Sınıflandırmanın ortaya koymaya çalıştığı gerçek şudur ki, bir kitle hareketinin temelini hazırlayanlar, güzel yazma ve güzel konuşma teyeneğinde olanlardır; kitle hareketini fiilen açığa vuranlar ise bir müfritin heyecan ve yeteneğinde olanlardır, ve kitle hareketinin son toparlanmasını yapanlar ise uygulayıcı eylem adamı yeteneğinde olanlardır.

Aydınların çağrısını olumlu karşılayan ve bunları destekleyen kitleler aynı şeyler için kıvrandıklarını zannederler. Halbuki, kitlelerin özlemini çektiği hürriyet, kişisel ve kendini ifade hürriyeti olmayıp bağımsız benliklerinin çekilmez yükünden kurtulma hürriyetidir. Onlar "seçme hürriyetinin korkunç yükünden" kurtulma hürriyetine kavuşmak isteler."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 89
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1829
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Yazar 1975 Ankara doğumludur. Monterey Postgraduate School / California'da bilgisayar bilimi dalı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster