Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mayıs '18

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
185
 

Kitlesel Entropi ve İnsanlığın Ölümü

Kitlesel Entropi ve İnsanlığın Ölümü
 

Çalıştığı kafeden gece yarısı yorgun argın evine dönmekte olan genç kadın, arabasını park eder, yaklaşık 30 metre mesafedeki apartmana hızlı adımlarla yürümeye başlar. Arkasında yabancı birinin yaklaştığını duyunca adımlarını daha da hızlandırır. Kısacık bir an dönüp baktığında adamın elindeki avcı bıçağını görür, bağırarak kaçmaya başlar.

Saldırgan genç kadını hemen yakalayıp sırtından bıçaklayacaktır. Kadın acı içinde çığlıklarla, ağır yaralı yere düşer. Etraftaki evlerin pek çoğunun ışıkları yanıyor, bazıları film izler gibi pencereden bakıyor ama olaya müdahale etmiyordur.

Olaydan sonra yakalanan saldırgan ifadesinde, “komşuların bizi gördüğünü fark ettim, çekip gidecektim, ama hepsi korku içinde pencerelerini kapattılar ve uyumaya gittiler, ben de rahatça işimi gördüm” diyecek, üstelik işini bir seferde de bitirmeyecektir…

Sonradan anlaşılır ki tüm bunlar yaşanırken olayı gören, duyan şahitlik eden 38 kişi vardır. Bu tepkisiz seyirciler, saldırgan ve kurbanının alkol alıp kavga eden bir çift olduklarını sanmışlardır. Nasılsa kendilerinden başka birinin olaya müdahale edeceğine, polisi çağıracağına inandıklarından, umursamaz davranırlar. İçlerinden yalnızca tek bir komşu, penceresini açıp aşağıya bağırır, “kızı rahat bırak!” Sesi duyan saldırgan kadını bırakıp arabasına atlayıp uzaklaşır.

Genç kadın sürünerek apartmanının girişine ulaşmaya çalışır, yine seyirciler oralı olmazlar. Görgü tanıklarının anlattığına göre saldırgan 10 dakika sonra, yarım bıraktığı işi bitirmek için olay mahalline geri döner. Arabasından inerken bu defa kafasında yüzünü gizleyen geniş kenarlı bir şapka vardır. Apartmanın girişine yığılmış olan yaralı genç kadını bulur,  kadın can çekişirken tecavüz eder, son bıçak darbeleri ile de onu öldürür, çantasındaki üç kuruş parasını da alıp, elini kolunu sallaya sallaya olay yerinden uzaklaşır.

Her şey 35 dakika içinde olup biter. Şiddete maruz kalan ve dakikalarca acı içinde bağıran genç kadına hiç kimse yardım etmeyi düşünmemiş, gösteri bitince pencerelerini kapatıp sıcak evlerine girmişlerdir. 13 Mart 1964’te Amerika’da yaşanan bu cinayet, yalnızca katilin kurbanı 28 yaşındaki Kitty Genovese’nin değil, “insanlığın da öldüğü” günlerden biri olarak kayda geçecektir...

Sosyal psikoloji fenomenlerinden sayılan bu vahim olaydan sonra yapılan çalışmalar, kitlelerin duyarlılık psikolojisinin anlaşılabilmesi sağlayacak ve psikoloji literatürüne girecek yeni kavramları tartışmaya açar. Sonraları Kitty Genovese Sendromu olarak anılacak bu olayın bilimsel sonuçlarına geçmeden önce “kitlesel körlük” olarak özetleyebileceğim bu umursamaz, adamsendeci tavrın altında yatan nedenleri konuşmalıyız.

İnsanlar kendilerini birey olarak değil, seyreden kalabalığa ait bir parça gibi gördüklerinde, herhangi bir olaya müdahale edecek güçleri olmadığına inanıyor ve tepkisiz kalmayı seçebiliyorlar. Korku çukurlarımıza girip, üstümüzü gelecek endişeleri ile örttüğümüz zaman gerçekten güvende miyiz acaba? Daha ne kadar dünyadaki vahşete, yıkıcılığa ve şiddete seyirci kalacağız? Teker teker ne kadar güçsüz hissediyoruz kendimizi. Kalabalığa karıştığımız zaman ise özgür irademizden, vicdani ve insanî değerlerimizden ne çabuk feragat edebiliyoruz.  Ruhunu kaybetmiş bir kitlenin işlevsiz parçası olmak kısa vadede emniyet telkin etse de uzun vadede dünyanın sonunu getiren bir yok oluşun parçası değil mi?

Kitle, yalnızca ortak amaçlara hizmet etmek için bir inanç etrafında toplanmış kalabalıklara verilen ad değildir. Sözlükteki diğer anlamı ile “kitle” vücudun canlı hücrelerini içten içe kemiren, yaşama dair tüm emareleri yok edip sağlıklı canlıyı ölüme götürebilen istenmeyen işgalci kanserli hücrelerdir.  Sanırım ikinci anlamına daha yakın bir kodlama ile kitleyi algılıyor oluşumdan, sosyolojik ya da psikolojik alanda ne zaman “kitle” ile ilgili bir tanımlama duysam, kelime zihnimde kekremsi ve acılı bir etki bırakır. Sevmem “kitle”yi… Tıkanık lavaboları, olağan akışa engel olan biçimsiz engelleri hatırlatır.  Tıpkı habis hücreler gibi, sosyolojik anlamda kitlelerin de, bireysel yolla edinilmiş özellikleri sildiğine, yok ettiğine inanırım.  

Madde ve enerjinin değişkenlikleri sadece bir yöne doğru ilerler, sistemler düşük olasılıklı durumlardan olasılığı yüksek durumlara değişme eğilimindedirler”, der Termodinamiğin II. Yasası. Düzenliden düzensize, elde edilebilenden elde edilemeze, kullanılabilenden kullanılamayana doğru artan bir eğilim… Bu entropidir işte, sistemin düzensizlik derecesinin ölçüsü. Elmanın çürümesi veya beynimdeki nöronların entropi seviyemi düşürme eğilimi gibi kitlelerin de genellikle kaosa doğru evrildiğini düşünürüm.

Kitleye ait olan kişi, kendi düşünme yetisini, kişisel iradesini çoğunlukla rafa kaldırır, kitlenin diğer fertleri ile ortak bir bilinçaltı form oluşturur. İnsan bir grubun üyesi olduğunda eskiden kendisinde olmayan pek çok kitlesel özelliğin hücrelerine sirayet etmesine izin verir. Birey olarak bastırdığı içgüdüsel çoğu davranışın kitle içinde ortaya çıkacak gücü bulması bundandır. Kitlesel hipnoz bireyin hareketlerini istediği gibi denetleyip, yönetebilecek güçtedir. Freud’un da dikkat çektiği gibi, telkin yöntemiyle aldığı güçten hız alan birey, herhangi bir kitleye ait olmayan bireyden, daha durdurulamaz, daha bilinçsiz ve tehlikelidir.

Dünya üzerinde yaşanan pek çok kıyımın nedeni,  kitlesel psikolojik sanrılardır. Tarih boyunca daima ortak paranoya ve nevrozlar kitlesel yıkımları tetiklemiştir. Birey, duyarsızlık ve yabancılaşma dâhil, ferdi olarak göz yumamayacağı sayısız duruma kitle içinde tepkisiz kalarak ya da aşırı tepki göstererek, bulunduğu grubun zihin kontrol yöntemine uygun bir şekilde iradesini yitirmiş şekilde uyum sağlayacaktır.  Duyarsızlık ve yabancılaşma kitlesel mazeretlerin en çarpıcı sonucu, bireyin etrafta başka insanlar varken, kurbana yardım etmeme durumu ise deneylerle gözlenmiş psiko-sosyolojik bir olgudur.

Almanca “birlikte hissedebilme” anlamına gelen “einfühlung”  kelimesi empati kavramı ile örtüşür. Etimolojisi Yunanca “empathia”a uzanan kelime, 1900 başlarında “empathy” biçimi ile İngilizceye kazandırılmıştır. Empati, bireyin karşısındaki anlama çabasının getirdiği bir zenginliktir. Kitleler empatinin düşmanıdır. Kalabalıkların zihninin yıkandığı havuzda genetiği değişen bireyin, empati yeteneğinin dumura uğraması bundandır.   Kitleleri harekete geçiren empatiden uzak dürtü, ait olduğu amorf grubun otomatik davranış refleksidir. Kitleler, mağaralarına giderken hep bir ağızdan asmaktan, kesmekten bahseden ve doğruluk için haram yemekle övünen Kırk Haramiler’in marşını okur gibidirler. Kitlelerin erdem anlayışı ile bireyin erdem anlayışı her zaman aynı değildir. Kitlenin dümen suyuna giren birey,  güçlü ve baskın bir telkinin etkisi ile kendine ait bilinç şalterlerini kapar liderin bilincinin etkisine girer.

Kitlenin ortak tepkisi ya da Kitty Genoveseolayında olduğu gibi tepkisizliği kitle içindeki insanların sorumluluğu üstlerine almaması, basiretlerinin bağlanması, herkesin topu birbirine atması ile de özetlenebilir.  “Seyirci Etkisi” diye adlandırılan bu durumda başka seyirciler ne yapıyorsa diğerleri de onu yapar, sorumsuzluğun sorumluluğu paylaşırlar. Genovese Vak’ası’ndan sonra psikolog Bibb Latenn ve John Darlet’in on iki yıl süren araştırmaları sonunda bu tür olaylarda seyircilerin müdahale olasılığı ile seyirci sayısı arasında ters orantı olduğunu ortaya çıkardılar. Tepkisizliğe neden olduğu sanılan bu durum, sosyal etkinin yayılması, grup içindeki bireylerin diğerlerinin nasılsa olaya müdahale edebileceğini düşünmesi ve sorumluluktan kaçması şeklinde özetlenebilir.

Olağanüstü durumlarda Seyirci Etkisi’nin psikolojik yansımalarını bilirsek olumsuz etkilerini de bertaraf edebiliriz.  Bir olayda diyelim ki kurbansınız, etrafınızda seyreden ama tepki vermeyen bir kitle var onlara doğru seslenebilirseniz, en azından bir kısmını uykudan uyandırabilirsiniz. Bu durumlarda imdat çığlığı atmak yetmez, kalabalıktan birilerinin bireysel özelliğine dikkat çekerek seslenmelisiniz.  Kalabalığa “biri yardım etsin!” diye bağırmak yerine belli birilerini “sen, mavi gömlekli adam, sen uzun saçlı kadın bana yardım edin!” diye işaret ederek seslenirseniz daha kolay yardım alabileceğinizi unutmayın. Tabii yardım isteyebilecek kadar şanslı iseniz. Kimin kurban olduğunu da orada ne olduğunu da tam olarak anlamayan kitleler, yardım edilecek bir durum olup olmadığına karar veremezler.  Kurbanı tanımadıklarından çoğunlukla kalabalıktan bir başkasının yardım edeceğini umar, kendileri istekli olmazlar.

Zavallı Kitty’ye yeniden dönecek olursak, genç kadının katili, Winston Moseley, olaydan 6 gün sonra hırsızlık için girdiği bir evde yakalanır. Başka kadınlara da cinsel saldırıdan, soygundan, cinayetten yargılanır. Yapılan psikiyatrik incelemeler katilin nekrofili olduğunu da açığa çıkarır.  Hakkında önce idam kararı verilir sonra bu ceza akli dengesizliği nedeni ile müebbete çevrilir. Neden kadınları öldürdüğü sorulduğunda tüyleri diken diken edecek şu sözleri söyler; “Kadınları öldürmeyi tercih ediyorum çünkü onları öldürmek daha kolay ve pek direnmiyorlar.

Kadına, çocuğa, hayvana şiddetin bu kadar yaygınlaştığı dünyada, katilin saydığı nedenlere kitlelerin, kurbanların sesine duyarsız kulaklarını, şiddete uğrayanları sıradanlaştıran ve umursamayan tavırlarını da biz ilave edebiliriz.           

Kitlesel kaosun peşinde koşmak yerine, insanlığımızın, tek ve biricik oluşumuzun farkında olmak belki etrafımızda yaşananlara seyirci kalmamızı engeller. Unutmayın, günün birinde kalabalıkların arenada kurban ettikleri siz ya da sevdiklerinizden biri olabilir.

O halde bugünden tezi yok, birey olmanın sorumluluğu almalı, kitlesel körlükten, hipnozlardan sakınmalı, dünyayı tv karşısında survivor izleyen seyirci tavrıyla seyretmekten kurtulup, insani değerlerimize yeniden suni teneffüs yaptırmalıyız… Ölmemiştir belki, belli mi olur?

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeryüzünde dini yasalar var kitabı ile, anayasa ve kanunlar var kitabı ile. Neden kültürel bir yasamız yok. Adı 'Kültürel Yasa' olan! Belki o gün insan yaşadığının farkına varacaktır. Emeğinize sağlık.

Tuna M Yasar 
 25.05.2018 19:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 1162
Kayıt tarihi
: 28.03.07
 
 

 Hacettepe Üniversitesi mezunu, nörobilimden psikolojiye disiplinlerarası eğitime hevesli bir Türko..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster