Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1537
 

Kıyıdaki balıkçı

Kıyıdaki balıkçı
 

Minik bir sahil kasabasında tatil yapan bir adam, kumsalda yürüyüşe çıkmış. Kıyıda mutlu bir yüzle balık avlayan bir adam görmüş ve ona doğru yürümüş. Adamın kovasında birkaç tane balık varmış. Gülümseyerek sormuş adama; Ne yapacaksın bu balıkları? Yemek için mi avlıyorsun, yoksa satmak için mi? demiş. Adam da ona gülümsemiş ve demiş ki; Biz bu kasabada yaşıyoruz. Sık sık bu kıyıya gelip balık avlarım. Eve gitme zamanım yaklaşınca eşim masayı hazırlar, salatayı yapar ve çocuklarımla birlikte benim dönüşümü beklerler. Sonra da balıkları kızartır, neşe içinde yeriz.

Sonrasında aralarında şu konuşmalar geçmiş;
-Peki, daha çok balık tutsan, yiyeceğiniz balıkları ayırdıktan sonra fazlaları satsan nasıl olur?
-Neden fazla balık tutup da satayım ki? Karnımızı rahatça doyurabiliyoruz.
-Fazlalarını sattığında kazandığın parayla kendine küçük bir tekne alırsın, böylelikle denize açılıp daha çok balık tutma şansın olur.
-İyi de o kadar çok balığı ne yapacağım?
-Çok balık tuttuğun zaman balık pazarında bir tezgâh edinip satma şansın olur. Hem o zaman daha da büyük bir tekne alırsın, kasabanın en çok satan balıkçısı sen olursun.
-Daha büyük tekne, daha çok balık, en çok satan balıkçı...Bunların bana ne faydası olacak ki?
-Minik bir balıkçı filosu kurabilirsin böylece. Kasabayı bırak, şehirde de tanınmış olursun o zaman.
-Filom olduğu zaman ne olacak peki?
-Daha da geliştirdiğini düşün işlerini; şöyle uluslararası bir balıkçı filosunun sahibi olduğunu. Holding bile kurabilirsin o zaman.
-Holdingim olduğunda neler yapabilirim?
-Canının istediği yere gidebilir, istediğin her şeyi satın alabilirsin. Villada yaşarsın, lüks arabaların olur, hizmetçilerin, korumaların vs.
-Ya o hayattan sıkılırsam ne yapacağım?
-Minik bir sahil kasabasına gidersin ailenle; sizi tanımayanların olduğu bir kasabaya. Sık sık kıyıya gidersin balık avlamak için. Eşin ve çocukların masayı hazırlayıp senin eve dönüşünü beklerler. Sonra da balıkları kızartır, neşe içinde yersiniz.

Bu öyküyü yıllar önce oğlum anlatmıştı. Rahmetli Vehbi Koç uzun yıllar boyunca yaz tatilini Erdek'te geçirmişti. Hattâ yanılmıyorsam hep aynı mütevazı otelde kalıyordu. Bu öykü ne zaman aklıma gelse, Rahmetli Vehbi Koç da aynı anda gelir aklıma. Dünyanın en lüks otellerinde kalacak serveti varken, tercihini şirin bir ilçedeki mütevazı bir otelden yana kullanması, kendisinin de aynı oranda mütevazı biri olduğunu gösteriyordu tabii.

Gene yıllar önce; iki oğlum da üniversitede okuyorken bir arkadaşlarıyla evde kalıyorlardı. Ev arkadaşlarının babası çok zengin biriydi, bizim çok yakın arkadaşımızdı açıkçası. Villadan yata, fabrikadan yazlığa kadar sayısız gayrimenkûlü vardı. Bir akşam o şirin öğrenci evinde biz anne-babalar da vardık. Çok güzel bir akşam yemeği hazırladık ve neşe içinde yedik. O yemek esnasında o zengin arkadaşımız iki oğluma dönerek şunu söylemişti; Mal, mülk, para...hepsi hikâye! Bakın hepimiz aynı yemeği yiyoruz ve doyuyoruz. Hattâ siz genç olduğunuz için benden de fazla yiyebiliyorsunuz. Bütün mesele bu yemeği ne kadar zevkle yiyebildiğimizdir.

Bu arkadaşımız 65 yaşını bile göremeden öldü geçen yıl. O akşam, o öğrenci evindeki masanın başında söylediği o cümle, genç yaşta ölümünün ardından hep içimi sızlatmıştır.

Kıyıda balık tutan adamın akşam yemeğindeki neşesiyle, holding sahibinin akşam yemeğindeki neşesi arasında ne fark vardır sizce ve siz hangisini tercih ederdiniz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ayrıca ne yediğin değil kiminle yediğin önemli. Sağlıklı günlerde, sevdiklerimizle birlikte oturacağımız sofralarımızın daim olması en büyük dileğimdir. Sevgilerimle Tülinciğim.

Nilgün Akad 
 11.08.2011 15:30
Cevap :
Tıpkı Neşet Ertaş'ın türküsündeki gibi değil mi sevgili Nilgün; güzel ile güzel güzel lokma yemek güzeldir:-) Dileğine ' Amin ' diyor, sevgiler yolluyorum...  11.08.2011 16:06
 

Erdek 80lere kadar bizim de ailece gitmekten keyif aldığımız bir tatil beldesiydi. Sonraları bozuldu. Bence balıkçının akşam yemeğindeki neşesi gün boyu süren neşesinin devamıdır. Oysa holding sahibi sadece yemekte titrinden uzaklaşmakta ve normalleşmektedir. Ertesi gün de stresli saatler onu beklemektedir. Onca zor yaşamın içinde bir gün balıkçı gibi yaşamayı hayal etmektedir. Ben de ruhumun peşinde tarla sürüyorum, ahır onarıyorum, kazlardan kaçıyorum, folluktan yumurta topluyorum. Bence gerçek yaşam: Doğal ve planlamadan yaşanılan. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 03.08.2011 23:10
Cevap :
Bozulmayan neresi kaldı ki arkadaşım? Çok güzel bir tespit yapmışsın gerçekten. Mutluluk bir zincirin halkaları gibi uç uca ekleniyor gerçekten. Gün boyu gergin olan biri sadece akşam yemeğinde nasıl gerçek bir mutluluk yakalayabilir ki? Senin, ruhunun peşinden gitmelerine inan ki imreniyorum:) Benim de gidesim var ama, kimseleri bırakamıyorum ki:) Sevgilerimle...  04.08.2011 16:24
 

İç huzuru diyorum ben buna.. O hiç huzuru/mutluluğu olmadıktan sonra, dünyanın bir ucuna da gitsek, bir elimiz yağda bir elimiz balda da olsa, hayattaki en değerli şeylere de sahip olsak, içimizdeki o huzurlu dengeyi sağlayamadıktan sonra, gerçekten de her şey boş, hiçbir anlamı ve değeri yok.. Ben sade mutluluğu seviyorum, mutluluğu sadelikte buluyorum, tek bildiğim bu :) Bu anlamlı öyküyü aklımızın bir köşesinde tutmak gerek Tülin Hanım.. Sevgilerimle..

Mor Okyanus 
 02.08.2011 1:05
Cevap :
Ben de aynı tanımlamayı yapıyorum sevgili Sibel:) Ve inanır mısın, bunu torunumda da gözlüyorum. Sabun köpüğü üflediği 1 TL'lik oyuncağıyla köpük yaparken aldığı zevki pahalı oyuncaklarıyla yaşamıyor:) Ben de sade ve yalın mutlulukları seviyorum:) Sevgilerimle...  04.08.2011 16:21
 

Ben de birçoğumuz gibi derim ki;"Ne kadar yaşadığımız, yada hangi zenginlikte yaşadığımız değil de, sevdiklerimizle ve de illa ki, sağlıkla ve huzurla yaşamamızdır önemli olan..."Sevgilerimle...

fatma iyibilgin 
 01.08.2011 10:35
Cevap :
Bence de öyle sevgili Fatma. İç huzuru denen şey olmayınca dünyanın servetine sahip olsak nasıl tad alırdık yediklerimizden, yaşadıklarımızdan? Sevgilerimle...  04.08.2011 16:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2101
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster