Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
374
 

Kız arkadaşım nasıldı?

Bazen belalar, bizlere güzellikler olarak görünürler. Belalarımızı da güzellikler gibi severiz. Bunun şeytandan olduğunu anladığımız an, iş işten geçmiş olmasın sakın… 

On yedi yaşıma basmıştım. Kanım kıpır kıpırdı. Annem ve babam memurdu. İyi bir evimiz ve benim her dediğimi yapan bir annem ve babam vardı.Kız kardeşim ve benden istenen sadece ders çalışmamız ve annem ve babamın lise tahsilinden daha güzel eğitim almamız, kısaca onları geçmemizdi. Bizlere aşılanan, yapmamız istenen sadece buydu. 

Bizlerde her ne kadar bu anne ve babamızın bizlere çizdiği hedefe ulaşmak için çaba harcamakta isek de, bizlerinde anne ve babamızdan farklı düşüncelerimiz ve hayallerimiz vardı. Bizlerde hayal kuracak ve hedefler belirleyecek, hayatımızın sorumluluklarını alabilecek olgunluğa gelmiştik. Ya da öyle hissetmekteydik. 

Anne ve babamız işten geldikten sonra yoruluyorlardı. Annem yemek ve bulaşıktan sonra eline örgüsünü alarak hemen televizyon başına geçiyordu. Babam ise apartmanımızın altındaki kahvehanede arkadaşları ile her akşam okey oynamaktaydı. Ben ise anne ve babamla arkadaş gibi konuşmak, onlara derdimi anlatmak istemekteydim. Ergenliğe henüz girmiş insan olarak anne ve babamızın bizlerden bedenen yakın ruhen uzak olması da durmadan ders çalışan bizleri sıkmaktaydı. Bizler robot muyduk? Eşya mıydık? Anne ve babalarımızdan sevgi ve ilgi beklememiz hakkımız değil miydi? Bunları düşündükçe çıldıracak gibi olmaktaydım. 

Bütün bunlara annemin, babamın ve kız kardeşimin ilgisizliğine rağmen , dershanede bana yakınlaşan ve sevdiğini söyleyen Ayşe’nin varlığı ile çıldıracak hale geldiğim zaman Ayşe’nin “ Seni seviyorum Orhan’ım” demesi ve masumane öpücükleri ile hayat bulmaktaydım. Bu sevgi hiç bitmesin istemekteydim. On yedi yaşında genç anne ve babasından sevgi ve ilgi göremese bu ilgiyi arkadaşları veriyordu. Ya arkadaşları kötü arkadaşlarsa ne olacaktı? 

Zaman ev , dershane ve Ayşe’nin sevgisi arasında geçmekteydi. İçki, sigara asla kullanmaz ve arkadaşlarımın “ Gel okey oynayalım” çağrılarına asla kulak asmazdım. Babam her gün gazete okurdu ve ben o gazetelerin Çocuk sayfalarını ve Çocuk eklerini okuyarak gazete okumayı sevmiştim . On yedi yaşında olmama rağmen gazetede okuduklarımdan , 100 Temel eser kitaplarından dünyada neler olup bittiğinden haberdardım. Amacım Hukuk tahsili yaparak avukat veya kamu yöneticisi olmaktı. Anne ve babam bol para getiren işleri istese de ben başkalarını iyi ve güzele yönlendireceğim bir meslek sahibi olmak istemekteydim. İnsanlara faydalı olma isteğimi de ancak Hukuk aracılığı ile gerçekleştirebileceğime inanmıştım. 

Ayşe benim liseden sınıf arkadaşımdı. Okumakta pek gözü olmayan sarışın , güzel ve havalı bir kızdı. Bakışları insanı etkileyecek cinstendi. Beni de tabii ki etkilemekteydi. Ayşe Üniversite okumayı asla düşünmemekteydi. O’nun amacı evlenmek ve evinin hanımı olmaktı. Ya da bana öyle anlatmaktaydı. Okula gelirken sanki defileye giden mankenler gibi süslenmekteydi. Bu da O’nun güzelliklerine güzellik katmaktaydı. 

Ben hafta sonu Ayşe ile gezerken arkadaşım Mehmet, İl Halk Kütüphanesinde dershanede gördüklerimiz konuları tekrar ederek, test çözmekteydi. O’nun da kız arkadaşı vardı ama günde sadece birkaç kere dershanede konuşuyorlar , teneffüslerde konuşuyorlardı. Bu konuşmaların çoğu de ÖSS ve meslek seçimi üzerine olmaktaydı. Evlilik, ilerde mutlu olmak hayalleri de yoktu. Ya da onlarda o konuları konuşmaktaydılar ama bizlere belli etmemekteydiler. 

Bana göre konu tekrarı boştu. Dersi derste dinlemekteydim. Konuyu tekrar etmek boşa zaman harcamaktı. Dersi derste dinlemekteysem bence test çözmekte bana boş gelmekteydi. Bazı arkadaşlarımız dersi derste dinleyerek başarılı olmaktaydılar ve dershane ve okul dışında çalışmamaktaydılar. Ama onlar hep denemelerde yüksek puan almaktaydılar. Ben ise onlar kadar puan alamamaktaydım. Kendimi onlarla kıyaslamakta hata edip etmediğimi bile bilememekteydim. 

Bir başka arkadaşım Onur ise dershaneden çıkınca evde tekrar ettiğini, dershane çıkışında İnşaat Mühendisi amcasının bürosuna giderek amcasının dostları olan değişik mesleklerdeki insanlarla muhabbet ettiğini, bazen amcası ile yemeğe, havuza, saunaya giderek stres attıklarını, hem eğlenip hem de onların meslek başarılarını, hayatta tecrübelerini aldıklarını söylemekteydi ama bana bunlarda saçma gelmekteydi. Hayat tecrübesi demek, bana yaşadıklarımız demekti. Bence başkalarının tecrübeleri de bizleri etkilemezdi. Ayşe’nin bana olan aşkı, benim de ona olan aşkımız en güzel tecrübeydi bence. 

Bütün bunlara rağmen ben deneme sınavlarında puanlarımızı artıramazken, Onur ve diğer arkadaşlarımız da hem kız arkadaşları ile mutlu oluyor, hem deneme sınavlarında başarılı oluyor, hem meslek sahipleri ile dostluk kurarak onlardan büyük çevre edinmekteydiler henüz Üniversiteli olmadan bu kadar çevre edinmelerine hep hayret etmekteydim. 

Bunları Ayşe’me anlattığım zaman” Aman sen de, meslek sahibi olunca çevre edineceksin de ne olacak, sen evde benimle zaman geçirirsin, evden işe, işten eve gidersin, bırak arkadaşlarını da hayat arkadaşın olacak bana bak “ demekteydi. O böyle söylediği zaman ona candan inanmaktaydım. Öl dese ölürdüm . 

Bir gün dershanede beni yalnız gördüğü zaman Onur elinde en sevdiğim içecek olan neskafe ve diğer elinde de en sevdiğim çikolata ile yanıma geldi.Bana “ Kardeşim Orhan, seni severim. Bak , Anne ve babamız bizi okula bin bir sıkıntılara katlanarak yollamaktalar. Bizlerin güzel meslek edinmemizi ve hayatta rahat ve huzurlu yaşamamıza gayret etmekteler. Bizlerin de kız arkadaşı var ama biz senin gibi abartmıyoruz. Ayşe seni eline köle gibi almış. Seni gerçekten sevdiğini sanmıyoruz. Buna tüm arkadaşlarımız da inanmakta ve onlar adına konuşuyorum” seninle dedi. Onur’un bu konuşması canımı sıkmıştı. İşte beni kıskanmaktaydılar ve beni sevdiğimden ayırmak için neler yapıyorlardı ki. Hiddetlendim. Onur’a kızdığımı ifade ettim. Onur olgunlukla daha başka şey konuşmadan yanımdan ayrıldı. 

Onur’un da annem ve babam gibi bana akıl vermesi , bana çocuk gibi nasihat etmesi beni bir hayli sinirlendirdi. O gün dünyalar güzeli Ayşe ile buluştuğumuz zaman “ Onlar aşkımızı kıskanmışlar Orhan’ım ben seni seviyorum” dedi. 

Ayşe ile benim arkadaşlığımı Ayşe’nin ağabeyi bir gün öğrenmiş ve beni okul çıkışı bir gün sert bir şekilde ihtar ederek “ Bir daha kardeşimle gezdiğinizi görmeyeceğim” diyerek ihtar ettiği zaman çok korkmuştum. Bunu bir buluşmamızda Ayşe’ye anlattığımda “ Sen ağabeyimi tanımazsın , o eser gürler ama yağmaz ki, Ondan korkmana lüzum yok, ben seni seviyorum ya canım sen O’na bak “ demez mi. 

Ne kızdı şu Ayşe ya. Hem güzel, hem erkek gibi cesur, hem de sevgi dolu bir kızdı. O’nun gibi kızı herkes bulamadı. Demek ki beni gerçekten sevmekteydi. 

Bu arada Ayşe bunları söylerken, O’nun isteklerine yetişememekteydim ve babamın verdiği harçlıklarda bana yetmemeye başlamıştı. Bir süre sonra babamla sırf bu yüzden kavgalar çıkmış ve babam bana küsmüştü. Ama Ayşe ‘yi o kadar çok sevmekteydim ki, Onun için bütün dünya ile kavga etmeye bile hazırdım. 

Bu arada deneme sınavlarında puanım ile hedefim arasında uçurumlar oluşmaktaydı. Ben hala sene başındaki puanlarımı almaktaydım. O gün konuşmamızdan sonra da Onur benden uzaklaşmıştı. Artık sadece Ayşe ile arkadaştım. Ama eve gizlice gitmeye başlamıştım. Ayşe’nin ağabeyi bizi görse mutlaka bana sataşacaktı. Ben Ayşe’nin ağabeyi ile sürtüşmekte istememekteydim. Korkak bir kişilik olmuştum. Buna şaşırmakla beraber bu halimi de anlamakta zorlanmaktaydım. 

Bir gün Ayşe’yi çarşıda görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Ayşe, bana “ Aşkım , sevgilim “ diyen Ayşe başka bir gençle beraber el ele gezmekteydi. Hemen Ayşe’nin yanına gitmek istedim ama kabadayı görünümlü yanındaki arkadaşından korktum. Ayşe ve arkadaşı yanımızdan geçerken Ayşe beni küçümseyen bir bakışla baktı ki, adeta yerin dibine girdim. 

O gün akşama kadar deli divane gibi şehrin sokaklarında gezdim. Şehrin altından geçen nehrin kenarındaki banklara oturarak, uzun zaman yerimden kalkmadan oturdum . Hayatımız gibi geriye dönmeden akan suya bakmaktaydım. Kendimi aldatılmış ve çaresiz hissediyordum.Tam bu sırada omzuma bir el dokundu . Baktım yanımda Onur. Yanıma geldi, bana sarıldı. Onur bana sarılınca gözyaşlarımı tutamadım. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Onur bana sımsıkı sarılmaya başladı. Hiç konuşmamaktaydı. Benim gerçek dostum Onur’du şimdi anlamıştım. Bana sarılarak yerimden kaldırdı. Hava iyice kararmıştı. Titrediğimi hissettim. Onur ile hiç konuşmadan parkın yanındaki alış veriş merkezinin sıcak cafesine geçtik. Onu bana gene nescafe ve cikolata getirdi. “ Artık durumu anladın Orhan, derslerine dön ve çalışmaya bak” dedi. 

O gün eve nasıl geldiğimi anlayamadım. Ailem bir şeyler anlamıştı ama beni iyi tanıdıklarından bana bir şey demediler. O gün yatağımda gece yarısına kadar uyuyamadım ve düşündüm. Kimseyi suçlayamadım ve hatanın bende olduğunu anladım. 

ÖSS ye 1 ay kalmıştı ve her şeyi unutarak asıldım. Hedefime ulaşamamış ve Hukuk Fakültesini birkaç puanla kaybetmiştim ama okulumu da “teşekkür” Alarak tamamlamıştım. 

ÖSS den hemen sonra ertesi senenin ÖSS sınavına hazırlandım ve Hukuk Fakültesini kazandım. Hukukta okurken hakiki manada beni seven Zeynep ile evlendim ve ikimizde Avukat olduk .. 

Ayşe mi haa, o tam 3 kere evlenmiş ve boşanmış ve şu an alkolik ve kumarbaz kocası ile başı dertteymiş. Boşanma davası için bana geldiğinde yıkılmıştı ama ben gene de O’na yardımcı olmaya baktım. 

O zaman anladım ki, hatanın neresinden dönülse kardır.Bunu Ayşe de anlamıştı ama iş işten geçtikten ve 3 koca değiştirdikten sonra…. 

TURAN YALÇIN-TOKAT 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1060
Toplam yorum
: 338
Toplam mesaj
: 293
Ort. okunma sayısı
: 1502
Kayıt tarihi
: 28.12.07
 
 

1967 Tokat'ın  Pazar ilçesi doğumluyum. İşitme engelliyim. İstanbul Üniversitesi iktisat Fakültes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster