Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
509
 

Kız bebek

Kız bebek
 

Gebe olduğunu farkedince paniğe kapılmıştı genç kadın. Çoğu kişiye göre müjdeli bir haber olan bu durum, onun için yeni bir kabusun başlangıcıydı. Bebeği düşürmeye çok çabaladıysa da, başaramadı. Hangi kocakarı taktiğini denediyse işe yaramadı. Dokuz ay sürecek çilesinin başlamasına, ne kadar uğraştıysa da engel olamadı.

Ya, bu da kız olursa ne derdi, nasıl hesap verirdi kocasına! Oğlan doğuramıyordu bir türlü. Tam dört tane kızı vardı daha şimdiden. Beşincisi de öyle olursa ne yapacaktı. Her doğumunun ardından, kocasının ona neler çektirdiğini bir allah bilirdi, bir de kendisi! Ne dayaklar yemiş, ne hakaretlere uğramıştı. Ne suçu günahı vardı onun! Allah böyle nasip ettiyse, elden ne gelirdi!

Lakin, sen gel de bunu kocası olacak o adama anlat! İlla oğlan diye tutturuyor, her seferinde karısının hamileliğini burnundan fitil fitil getiriyordu. Her gebe kalışında, o ayların geçmesini ne korkularla beklemişti. Anne olduğuna sevinememişti bile. Üstelik sadece, kocası da değildi bunu yapan. Kaynanasının küçümseyici sözlerine maruz kalmış, eltilerinin kucaklarına aldıkları oğullarıyla, “EE, herkes böyle aslan parçası doğuramaz! “ diye, gerim gerim gerilmelerini sineye çekmek canından bezdirmişti genç kadını. Şimdi bir kez daha aynı şeyleri yeni baştan yaşamaya takati yoktu.

Köy yerinde kız çocuklar itibar görmezdi. Kaç evlat sahibi olduklarından bahsederken saymazlardı bile onları. Nasılsa, on üç on dörtlerine gelince ele gidecekler diye, evlat yerine bile konulmazlardı fazlaca. Ancak evlenecekleri vakit iyi bir başlık parası ederlerse, o zaman gülerdi ailelerin yüzleri.

Tarlada çalışacak erkek lazımdı onlara. Yaşlandılar mı, kendilerine hizmet eden gelin getirecek erkek lazımdı onlara. Oğlun yoksa, dağda, bayırda, yolda, kahvede hep başın önde gezerdin. Bundandı her akşam kocasının kahveden eve döndüğünde, hem ona, hem kızlara kötü davranması. Adam her kahveye uğrayışında bu mesele açılır, “Erkek adamın oğlu olmaz mıymış hiç!”  Ya da, “Oğlu olmayana adam mı denirmiş!” gibi laflar duya duya, içinde biriktirdiği öfkeyi, eve gelince onlara kusardı.

Yine çocuk beklediğini öğrendiğinde kocasının, “Ya bana oğlan doğurursun, ya da başka karı alırım.” Sözleri genç kadının yüreğine çöreklenmişti. Bir de kuma kahrı çekecekti demek ki!

Her gün dualar ediyor, her cuma, köyün biraz dışındaki ziyarete gidip adaklar adıyordu.  “Sen oğlan doğuramazsın!” demişti eltisi. “Doğura doğura dört kız doğurdun! Ne işe yarayacaklar sanki! Mızmızın tekleri hepsi de!”  Kaynanası da eltisinden yanaydı her zamanki gibi.

_Aslan gibi oğluma bir erkek evlat veremedin. Bak bana çatır çatır üç oğlan doğurdum. Öbür gelinler desen öyle. Ya, sana ne demeli!  Yok yok, bu böyle olmaz! Ben şöyle körpe bir klız bulayım da kocana, gör! Peş peşe sıralasın oğlanları dizim dizim!

Ana oğul karar vermişlerdi çoktan. Yine kız doğuracak olursa, üstüne kuma getireceklerdi.

Bütün doğumlarını kendi kendine yapmıştı. Hatta, sonuncuyu tarlada doğururken getirmişti dünyaya. Ne doktor yüzü görmüştü, ne hastane. Köyde uzunca zamandır kapalı olan bir sağlık ocağı vardı. Bir gün tarladan dönerlerken, muhtarın birkaç adama sağlık ocağını boyattığını, ufak tefek tamiratlar yaptırdığını gördüklerinde, “Hayırdır muhtar!” diye sordu kaynanası.

 _Hayır, hayır! Köye ebe gelecekmiş de, şurayı bir hale yola koyak  dedik.

_İyi, iyi.

_Senin gelini de getiriverirsin artık.

_Onun nesini getirecekmişim! Ne doğuracağı belli zaten! Bana erkek torun gerek, erkek!

Bir aya kalmadan ebe gelmişti köylerine. Kadıncağız öyle çalışkandı ki, kısa sürede kabul ettirdi kendini köylüye. Hem iğne yapıyor, hem küçük yara bereleri tedavi ediyor, hem de doğumlara koşturuyordu. Birkaç günlüğüne köye çağırdığı sağlık memuruyla beraber, kapı kapı dolaşıp, tüm hamile kadınları kontrol etmeye karar verdiklerinde, çaldıkları kapılardan birisi de, onlarınki olmuştu. Ebe bir güzel muayene etti genç kadını. “Maşallah! “ dedi, “Sağlıklı bir bebek.”

Kaynanası gelinin bir şey demesine fırsat vermeden girmişti lafa;

_Aman hanım kızım, ne edeyim ben öyle bebeyi! Aha, beşinciyi de kız doğurur bu!

_Gelinin ne suçu var hanım teyze.

_Daha ne suçu olsun! Habire kız doğuruyor başıma!

_Bunun kadınla bir alakası yok teyze. Bebeğin cinsiyetini erkeğin spermleri belirler.

Hepsinin anlamaz gözlerle kendine baktıklarını fark eden ebe, daha anlaşılır bir şekilde izah etti durumu;

_Yani, bbeğin kız mı, oğlan mı olacağı, erkekle ilgilidir, kadınla değil. Ortada bir suç varsa dediğin gibi, oğlunun suçudur, gelinin değil.

Odadan kuvvetli bir “Aboooo!” nidası yükseldi. Kaynana, eltiler, hatta genç kadın bile, elleriyle ağızlarını kapatmışlar, hayretle ebeye bakmaktaydılar. Ne diyordu bu böyle! Onca yıldır bu köyde erkek çocuğu olmadı diye, nice kadın neler çekmemiş miydi! Şimdi ebe gelmiş, bunun erkeğin suçu olduğunu söylüyordu. Yok, olacak şey değildi bu! Erkeğin ne kabahati olurdu ki! Kadınlardı her daim kabahatli olanlar!

Kaynanasının yüzü pençe pençe kızarmış, “Ne diyon sen kızım!” diye çıkışmaya hazırlanıyordu ebeye.

 _Vallahi ben doğru neyse onu söylüyorum. Hiç mi duymadınız daha önce? Hiç mi televizyon seyretmezsiniz siz?

Ebeyle,sağlık memuru gider gitmez, hışımla gelininin yanına geldi yaşlı kadın.

_Bana bak, bunu sakın oğlum duymasın. Valla, dayaktan gebertir seni. Kendi kabahatini sakın ola ona yüklemeye kalkışma!

_Ebe kadın söyledi ya ana! Onun suçuymuş işte!

_Sus kız! Ebe nereden bilecekmiş!  Ben kumayı getirtip doğurtayım da oğlanı, sen de o ebe olacak da görürsünüz o zaman!

Genç kadın korkusundan ağzını bile açamadı. Zaten kocası günden güne asabileşiyor, her akşam eve gelince vara yoğa sinirlenip, karısının da, çocuklarının da canını yakıyordu. Bir de, ebenin dediklerini söyleyeydi, zor alırlardı zavallıyı kocasının elinden.

Kaynanası ebenin söylediklerini hiç umursamayıp, daha şimdiden ev ev dolaşarak kız bakmaya başlayınca, dedikodular da ayyuka çıkmıştı. Çeşme başına her gidişinde, diğer kadınların alaycı bakışlarını üzerinde hissetmek, çok ağır geliyordu genç kadına. Sanki kendileri hiç benzer şeyler yaşamamışlar, benzer acıları çekmemişcesine, onun halinden memnunluk duymalarını bir türlü anlayamıyordu. Neden birbirinin acısından zevk duyardı ki kadınlar! Destek olacaklarına, yardıma koşacaklarına, neden hemcinslerinin başlarına gelenlere gülerlerdi bıyık altından. Var mıydı kocasından dayak yemeyen tek bir kadın şu köyde! Çoğunun üstüne kuma getirilmemiş miydi! Hor görülmemiş, aşağılanmamışlar mıydı! Öyleyse neden, sırt sırta vereceklerine birbirlerine köstek oluyorlardı. Tüm bunları her birinin suratına haykırmak, herkesten, hepsinden tek tek hesap sormak, kocasının, kaynanasının yakasına yapışmak için neler vermezdi ki!

Keşke olmasaydı hiç çocuğu.Keşke, “Kısır, döl tutmaz!” deselerdi Razıydı. Keşke, kızlarının da, yarın bir gün aynı şeyleri yaşayacaklarına şahit olacağına, çocuksuz kalsaydı. Ya, daha küçücükken birilerine verileceklerdi, ya da gittikleri evde hor görülüp, hizmetçi niyetine kullanılacaklardı. Ya, kocalarından dayak yiyecek, ya, kumayla yaşamak zorunda bırakılacaklardı. Hatta, büyük bir olasılıkla bunların çoğunu bir arada yaşayacaklardı. Dört mutsuz kadın olacaklardı küçücük kızlar. Genç bir kadın olamadan henüz, yaşlanacaklardı. Keşke doğurmamış olsaydı hiç birini. Kendinden geçmişti ya çoktan, onları kurtarabilmenin bir yolunu bulsaydı. Ne bir arzusu, ne hayali vardı. Tek düşüncesi çocuklarıydı. Onlara güzel bir hayat sunamayacak olmanın azabı alev alevdi yüreğinde.

Ve şimdi bir yenisi daha geliyordu, o daha diğerlerini kurtaramamışken. Oğlu olsa ne değişecekti ki sanki! O da büyüyüp, kocası gibi biri olacak, başka birinin kızının canını yakacaktı. Kimindi suç! Neden böyleydi her şey! Neden böyle olmak zorundaydı! Ne zaman değişecekti hayatları! Ya da değişebilecek miydi bir gün! Yoksa, torunları da mı devam edeceklerdi böyle yaşamaya. Dur diyen biri ne vakit çıkacaktı! Ne vakit duyurabileceklerdi çığlıklarını! Onları bir duyan olacak mıydı!

Sancısı tuttu gece vakti. Kaynanası ebeyi seslemelerine izin vermemişti. Yok yere oğlunun aklını karıştırırdı saçma sapan laflarıyla. Bir kazan su kaynatıp doğurtuverdi gelini eski usulle. Yine bir kızdı. Kaynana yeni annenin yüzüne dahi bakmadan, eltilerine emretti;

_Verin bebeyi. Alsın da turşusunu kursun!

Kocası yanına bile uğramamıştı. Yoktu hatırını bir tek soranı. Odadan çıkarken yaşlı kadın ballandıra ballandıra anlatıyordu ne yapacağını eltilerine. Gelinin duyacağı şekilde bağırmayı da ihmal etmiyordu.

_Buldum bile bir kız! On dördünde var yok! Bir haftaya kalmaz,  alır getiririz eve. Aslanıma doğursun da dizi dizi oğlanlar, elalem görsün!

SON

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 58
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 975
Kayıt tarihi
: 26.07.12
 
 

Anadolu şehirlerine özgü o sıcaklığı havasında barındıran Tokat'da, büyük bahçeli bir evde doğdum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster