Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
625
 

Kız Kulesi ve Gözlükteki Buğu

Asım uzun yıllardan sonra ilk kez İstanbul’a gidecekti. Hem çok heyecanlanıyor hem de kendince ürküyordu. O geceden sonra İstanbul’dan çıkmış ve bir daha hiç dönmemişti. Hatta işi gereği yapması gereken tüm İstanbul seyahatlerine de kendisi gitmemiş, hep çalışanlarını göndermişti.

Bir sabah vakti varmıştı bu ulu şehre Asım, bir ilkbahar mevsiminin sonunda terk ettiği şehre bir sonbaharın ilk ayında geri dönmüştü, tam 23 yıl sonra…

Asım otele yerleşip, gün içinde yapacağı görüşme ve toplantılarla ile ilgili son hazırlıklarını da yaparak çantasını düzenledi. Kahvaltısını zaten odasına istemiş aşağıya inmemişti. Aşağıda son bir çay içer, yola koyulurum diye düşündü...

Gün yorucu geçmiş ama tüm işlerini halletmişti. Yaptığı görüşmelerde de en ufak bir pürüz çıkmamıştı. Saatine baktı, evet yatsıya epey vardı. Yıllar önce sabah namazlarını kılmaktan büyük mutluluk duyduğu Aziz Mahmut Hüdayi mescidine gidip yatsıyı kılacaktı.

Karaca Ahmet mezarlığının önünden geçerek Fahri Atabey caddesine çıkarsam trafiğe de takılmam diye düşündü. Bir taraftan da heyecanlanıyordu. Tam 23 yıl sonra İstanbul’da olmak ve Üsküdar’da dolaşmak…

Aziz Mahmut Hüdayi Mescidine gelmişti. Altı basamaklı merdiveni sakince adımlayarak çıktı. Sanki yıllardır neden gelemediğini anlatmak istercesine ağır ağır çıkıyordu basamaklardan. Sağ taraftaki şadırvanlara doğru yöneldi, abdestini almak için ceketini çıkardı, kollarını sıvadı.

Abdestini alıp mescide doğru yöneldi. İmam efendi ezan öncesi vaazını ediyordu. Asım, imamın ne dediğini anlamıyordu bile kendi oradaydı ama beyni, aklı yıllar öncesinde, anılar arasında yolculuk yapıyordu.

Namaza müteakip mescitten çıkarak, türbenin önüne geldi. İhlaslarını ve Fatiha’sını okuyup ellerini yüzüne sürdükten sonra tekrar çıkışa doğru yöneldi. Tamam dedi kendi kendine, gitmeliydi, kesinlikle gitmeliyim dedi. Arabanın arka koltuğundan kabanını aldı. Yürümek istiyordu ama hava gecenin serinliğine teslim olmuştu. Kabanını giydi ve sahile doğru inmeye başladı.

Ayazma parkının içinden geçerken yine anılar canlanıyordu gözünde. İşte bu çınar ağacının hemen sağında bir bank vardı Neşe ile ne zaman Ayazma parkına gelseler işte bu bankta otururlardı. Hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı artık Ayazma parkından çıkmıştı. Sahil görünüyordu. Kız Kulesini de görüyordu. Gecenin karanlığını aydınlatan ışıkları ile adeta hoş geldin diyordu Asım’a…

İşte o an Asım’ın kalbi daha bir hızlı çarpmaya başladı. Yıllar sonra, Kız Kulesinin tam karşısında idi. Oturdu bir banka, seyyar çaycı delikanlıyı gördü. Bir çay istedi. Bir yudum çekmişti ki o tınıyı duydu. Genç bir çift sahil boyunca yürüyüşe çıkmış telefondan da müzik dinliyorlardı.

O müthiş eserin tınısını tanımıştı ama yorumcuyu anımsayamadı. Gençler biraz daha yaklaşmışlardı ki evet evet bu Melihat Gülses'ti. Yorumunu oldum olası çok beğenirdi. Kemanî Serkis Efendi’nin ünlü Nihavend bestesi “Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halime/Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime…”

Neşe aradan geçen bir haftanın sonrasında yine televizyonun karşısında yerini almış dizisinin başlamasını heyecanla bekliyordu. Böyle vurdulu, kırdılı filmleri oldum olası hiç sevmezdi Neşe ama bu diziyi mutlak surette izliyordu. Neşe'nin bu diziyle tek gerçek bağı aslında dizideki komiser Ahmet rolündeki oyuncunun Asım'a çok benzemesinden ibaretti.

O son kare hala gözlerinin önündeydi. Geçen hafta Nedret, Hüsnüyle göz göze gelmiş ve tam o anda bitirmişlerdi. Dizi yine aynı kareden başlamıştı. Neşe, Nedret ile Nazan’ın kavuşmasını çok istiyordu. Muhtemeldir ki kendisinin yaşamadığı vuslatın dizi filmde de olsa gerçekleştiğini görmekti aslında onu mutlu edecek olan…

Nedret ile göz göze gelen Hüsnü onu vurmak için tam belindeki silaha sarılacaktı ki sessizliği yırtan bir siren sesi ve birkaç el silah sesi duyuldu. Peşinden “Teslim olun, silahlarınızı bırakın ve teslim olun, etrafınız sarıldı” sesi yankılandı Hüsnü’nün kulaklarında…

Hüsnü ellerini kaldırarak teslim oluyordu. Neşe çok mutluydu. Nedret ölmeyecekti, Nazan’la kavuşacaklardı. Sevinçten oturduğu kanepeden sıçradı. Karanlık işlerle uğraşan ve bu yoldan epey bir servet edinen Kamil beyin kızı Şule, Kaçakçılık ve Organize Şube’den komiser Ahmet ile irtibat kurmuş, babasının tüm kirli işlerini gözler önüne sermişti. Gerçi Ahmet komiser de uzun süreden beri Kamil beyin peşindeydi ama bir türlü bu karanlık işleri delillendiremiyordu.

Şule’yi bu yola iten sebep ise Kamil’e olan sevdasıydı. Çocukluğundan beri tanıdığı Kamil’i çok seviyordu ama hiç dillendirememişti. Ne zaman Kamil askerliğini yapıp geldi işte o zaman söyleyecekti ki Kamil çocukluğundan beri oyun arkadaşı olan Şule’ye Nazan’dan bahsedince Şule hiçbir şey söyleyememişti.

Kamil’e olan sevgisini kalbine gömen Şule sevdiği adamın mutlu olması için çabalamıştı. Tabii bunda babasının geçmişte, o çok sevdiği annesinin ölümüne sebep olmasının da rolü büyüktü…

Bir çay, sonrasında bir çay daha Neşe ile birlikte buraya gelip, tam Kız Kulesinin karşısına oturup, çay içip sohbet ettikleri günleri düşündü Asım. Çok sevmişti ve hala çok seviyordu. Olmamıştı, olmayacağını anlamıştı ama Neşe’ye anlatamamıştı. Olsun diye teselli ediyordu hep kendini.

Bir arada olup birbirlerini kırıp dökmelerindense böylesi daha makbul diye inanıyordu Asım. Gece epey ilerlemişti. Artık ortalıktan el ayak çekilmeye başlamıştı. Asım çaylara çay ekliyor, hafif dalgalı denizi ve tabii ki Kız Kulesini seyrediyor, anılar arasında yolculuk ediyordu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde hafiften yağmur çiselemeye başladı. Kabanın yakalarını kaldırdı Asım. Bir çay daha işaret etti çaycı delikanlıya, bir elinde bir önceki çayın boşu diğer elinde ise delikanlıya vermek üzere 50 TL hazırlamıştı.

Üç beş dakika sonra delikanlı elinde çayla geldiğinde, Asım’ın başının arkaya doğru düştüğünü görüp, ürperdi. Asım artık nefes almıyordu.

Asım’ın gözlüğünün camları yağan yağmurdan mı yoksa gözyaşlarından mı buğulanmıştı artık bunu da hiç kimse bilemeyecekti.

Ölümün bir yok oluş değil, sonsuz bir hayata yeni bir doğum olduğuna inanan Asım, 23 yıl sonra sevdasının başladığı yerde son nefesini vermeye geldiğini, elbette ki bilemezdi…

...SON...

Öncesinde;

1- Cam Buğu Tutmasaydı...

2- Kahvedeki Telve...

3- Gramofonun İğnesi...

Melihat Gülses Hanımefendiden; Kimseye Etmem Şikayet Ağlarım Ben Halime

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Oku ve düşün dediniz ve gerçekten düşündürücü.

Şennur Köseli 
 06.10.2019 1:25
Cevap :
Teşekkür ederim Şennur hanım. Öykü, düşünmeye sevk edebiliyorsa ne mutlu, hedefe ulaşılmış demekki... Sağlıcakla Kalın İnşaallah...  06.10.2019 13:48
 

Düşündüren bir öykü...

Kerim Korkut 
 02.10.2019 17:10
Cevap :
Düşündürücü bulmanız beni ayrıca mutlu etti Kerim bey, teşekkür ederim. Sağlıcakla Kalın İnşaallah...  02.10.2019 20:28
 

Değişik bir senaryo. Asım açısından öykümüz sona erdi. Neşe Hanım ne yapıyor acaba? Onu nasıl bir son bekliyor? Merak ettim doğrusu. Selam ve dua ile kalın.

Dr Atanur Yıldız 
 02.10.2019 10:42
Cevap :
Selamlar Kıymetli Doktorum. Aslında bu sevda da vuslatın olmayacağının ipuçlarını 1. Bölümün sonunda “Kahvesi bitmişti ama hasretinin hiç bitmeyeceğini de biliyordu” ve Kerim beyin yorumuna cevaben “Sonunda vuslatın olduğu sevdaların hikâyesi de olmuyormuş” cümleleriyle vermiştim. Bir de bittiğinde okuyanın tüm sorularına cevap veren öyküler benim ilgimi/dikkatimi çekmiyor. Bazı uçlar açık kalmalı, okuyanın düşün dünyasında tamamlanmalı diye düşünüyorum. Sağlıcakla Kalın İnşaallah…  02.10.2019 13:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 108
Toplam yorum
: 398
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2290
Kayıt tarihi
: 05.04.08
 
 

1972 Haziranında  Eskişehir'de doğdum. Edirne'de ikamet ediyorum. Duygu ve düşüncelerimi yazıya d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster