Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Haziran '14

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
19760
 

Kız tavlamak isteyenler okusun

Kız tavlamak isteyenler okusun
 

Geceleri evde tek başına çekilmiyordu. Bekar ve yalnız olmak hiç de kolay değildi. Çoraplarımla yatmaktan bıkmıştım. Artık bir kadınla yatmak istiyordum. Bu benim için normal hayata geçişe önemli bir adım olurdu.

Bir kadınla yatmak için öncelikle o şanslı kadını bulmak gerekiyordu. Tanışmak gerekiyordu. Eve gelmeye ikna etmek gerekiyordu. Sonra kadınla bir elektirik yaşamak gerekiyordu. Sonra elektrikli battaniyenin altına girmek kolaydı.

Tanıdığım hiç bir kadın benimle yatmıyordu. O halde şansımı tanımadığım bir kadında deneyecektim. Ve kadının beni "Ulan bu herifle yatılır mı? " diyecek kadar tanımasına fırsat vermeden amaca ulaşmak gerekiyordu.

Annem eski bir işyerinden yıpranma tazminatı almıştı. Ben de annemden yıpranma tazminatı almıştım. Gerçi bu ilişkide yıpratan taraf bendim ama anne yüreği dayanamamıştı gene. Paraların bir kısmını elinden kapıp kaçarken, "Allah seni bildiği gibi yapsın. Tövbe tövbe..." gibilerinden arkamdan bağırsa da o benim annemdi.

Güzelce giyinmiş, traşımı olmuş, en güzel kokuları sıkmış ve Beyoğlu'na çıkmıştım. Cebimde epeyce mekan gezecek para vardı. Paralı gezmeye alışık değildim. Cebimi elime attığımda paralarla temas edince yadırgıyordum. Muhtemelen cebimdeki para da beni yadırgıyor olmalıydı. Neyseki o gece ayrılacaktık.

Amacım özgür kadınların takıldığı mekanları dolaşıp, özgür bir kadınla felekten bir gece çalmaktı ki bundan da muhtemelen feleğin haberi yoktu. Sürpriz olacaktı. Çünkü felek genelde bizden çalıyordu geceleri. O gece benim felekten intikam gecemdi.

İstanbul'un en büyük barlarından birine girdim. Siyah spor giysilerim. Kolumda ve boynumda görünen dövmem ve biryantinli saçlarımla o gece orada Antonio Banderas gibiydim. Gerçi benim tipim biraz Banderas'ın bir yerlere bandırılmış halini anımsatıyordu ama idare ederdim. Sonuçta bardan Kim Bassinger'ı alıp çıkacak halim de yoktu yani. Kim Bassinger kim biz kim.

Barda sarı saçlı güzel bir kız dikkatimi çekti. Yaklaştım. Kız gerçekten dikkatimi çekmişti. Ve giderek daha bir kuvvetle çekiyordu. Dikkatim acıyordu. Tek sorun ben kızın dikkatini çekemiyordum. Çünkü dikkatini bulamıyordum bir türlü. Yani ucunu bulsam çekeceğim.

Kız yalnızdı. Yanındaki tabure boşaldı. Gittim oturdum. Kalp atışlarım hızlandı. Bir viski söyledim. Kız bana döndü gülümsedi.

"Merhaba" dedi. "Nasılsınız? "

Rüyada gibiydim.

"İyiyim, siz? " dedim.

"Ben de öyle. Beni hatırlamadınız galiba" dedi.

"Çıkaramadım yani" dedim. Hatırlamıyordum. Böyle bir kızı ben nereden tanıyor olabilirdim ki. Belki kız beni biriyle karıştırıyordu. İyice karıştırsın, dibim tutmasın istedim.

"Ama kesin çıkaracağım sizi. Ben sizi tanıyorum" dedim.

"Hafızanızı gereksiz yere zorlamayın. Ben yönetmen Settar beyin asistanıydım. Sizin yazdığınız bir filmde çalıştım. Yandım Allah Yandım diye bir filmdi."

"Has Settaaaaar" dedim içimden. "Tabii yaa. Yandım Allah Yandım. Dandik bir işti ama beni ev sahibimin elinde yanmaktan kurtarmıştı."

İyi de o kızın saçları siyahtı. Neyse karıştırmayım dedim.

"Ben dün saç rengimi değiştirdim. Belki o yanılttı sizi" dedi.

Kızı hatırlamıştım. Annesi Amerikalı babası Türk.

Yönetmen Settar bu kıza çok asılmış ama yüz bulamamıştı.

Samimi olmaya çalıştım.

"Nasılsın. Neler yapıyorsun? "

"İki gün sonra Amerika'ya döneceğim. Elimde bir senaryo var. Onu bitirmeye çalışıyorum."

"Öyle mi? "

"Evet. Amerika'da çekeceğiz filmi. Ucuz bütçeli bir iş olacak. Ama senaryonun sonunu bağlayamıyorum. Vaktim de yok."

"Ben bağlarım" diye kaçırdım ağzımdan. "Yani ben yardımcı olmak isterim."

"Ay çok iyi olur. Yalnız ingilizce yazdım ben bunu."

Ulan ben bu kızı elden kaçırmamak için Etopya dilini bile çatır çatır konuşurum bu gece.

"İngilizcem idare eder" dedim.

"İyi idare ederiz. Ama nerede çalışacağız? "

Güzel sorulara bayılıyordum.

"Benim evim müsait" dedim. Nefesimi tutum.

Kız, "Harika" dedi. Sıcak bir bakış attı bana.

Gözlerimden ayağıma kadar ikinci derece yanıklar hissettim vücudumda. En ağır sızı ensemden geldi.

Biri enseme vurmuştu.

Döndüm.

Olamazdı.

İncir Ziya.

"Ne haber Kemal" deyip sarılıp şapır şupur öptü beni.

Kızla da selamlaşıp kızı da öptü yanaklarından.

İncir Ziya, zengin bir kardeşimizdi. Babası müteahhitti. Bizimki altında son model araba cebinde bol para mekan mekan gezerdi. Rahmetli babam bana, "Oğlum hayatta en önemli şey kitaplardır. Kitap oku" diye vasiyet etmişti. "Ah baba ah" dedim. "Okuduk, okuyoruz. Ev sahipleri de canımıza okuyor. Bak eloğlu çeviriyor araziyi dönüyor köşeyi."

...

İncir Ziya ummadık anlarda ortaya çıkar ve genelde bir çuval inciri berbat ederdi. Bu gece özeldi ve eve bir çuval incir olmadan gidersem intihar ederdim. Bu kadar da yaklaşmışken. İncir Ziya'dan hemen kurtulmalıydım.

"Ziyacığım biz çıkıyoruz" dedim.

O anda telefonum çaldı.

Baktım arayan annemdi.

"Anne.... Ne var? "

Sesi duyamıyordum gürültüden. İzin isteyip dışarı çıktım. Telaşlandım. Belki önemli bir şey vardı. O an telefon kapandı. Ben annemi aradım. Telefonu kapalı. İyice merak ettim. Nihayet o aradı beni. Şimdi duyuyordum annemi.

"Bu telefonu da ben beceremiyorum."

"Anne iyi misin hayırdır? "

"Oğlum bak televizyonda söylediler gece yemeyin diyor. Kanser yapıyormuş..."

"Ne kanseri anne? "

"Her türlü kanser. Bak geceleri sabaha kadar oturuyorsun yazık sana. Akşam en geç sekizde ye yemeğini"

"Tamam anne tamam" dedim kapattım.

Hemen içeri girdim ki... Ortada ne kız var ne de İncir Ziya... Telaşla bara koştum. Sordum. İkisinin birlikte çıktıklarını söylediler. Hemen İncir Ziya'yı aradım ki telefonu kapalı.

...

Orada bir iki saat bekledim. Ne gelen var ne giden. Eve döndüm çaresiz. Sabaha kadar uyku tutmadı beni. Yediyüz belki sekizyüz yıllık bir geriye gidişle Ziya'nın soy ağacının köklerine indim. Orada karşıma kim çıkarsa bastım kalayı. Ziya ben annemle konuşurken bir şekilde ayartmış olmalıydı kızı. Bundan emindim. Adamın hayatı çapkınlıktı çünkü. Kimbilir nasıl bağlamıştı kızı.

...

Sinirliydim. İntikam ateşi yanıyordu içimde. Düşündüm Ziya'dan nasıl intikam alabilirim diye. Kiralık katil tutabilirdim. Ama ev kirasını ödeyemeyen ben muhtemelen kiralık katilin de parasını ödeyemezdim. Kiralık katil de bu kez kendi kendini tutup beni vurdurabilirdi. Sabaha kadar Ziya'dan nasıl intikam alabileceğimi düşündüm. Sabahın ilk ışıklarıyla buldum. Ziya yanmıştı.

...

Sabah beklediğim gibi Ziya tarafından arandım. Lavuk beni yoklayacak. Nabzımı tutacak.

"Kemal nasılsın ya? "

"İyiyim çok iyiyim." İntikam alacağım için oynuyorum.

"Abi dün gece sen çıktın beni de evden çağırdılar."

"Yapma ya."

"Evet. Ayrılmak zorunda kaldım. Kız da yol üzerinde otelde kalıyormuş onu da bırakıverdim otele."

Telefonda kendimi tutamayıp "Meeeeeeee" diye meeeledim.

"O da ne" dedi Ziya.

"Televizyonda Karaman'ın koyunu belgeseli var" dedim. Karaman'ın koyunu sonra çıkacaktı oyunu.

Ziya, "Abi bana kırılmadın değil mi? " dedi. Vicdan azabı çekiyor tabii.

"Niye kırılayım oğlum" dedim.

"Kırılacak ne varki? "

"O zaman görüşürüz be abi" dedi.

Kapattık.

Elbette görüşecektik.

Ziya'nın yakın arkadaşı Salih benim kankimdi. Salih de ben de Ziya'dan hazetmezdik. Ziya her yediği haltı Salih'e anlatırdı. Salih'i aradım., İşin aslını anlattı.

"Abi bu resmen araklamış kızı senden. Kıza kendini senarist olarak tanıtmış. Seni de kötüleyip almış çıkmış kızı. Geviş getire getire anlattı bana."

"Şimdi Salih ben bunu öldürecektim ama yoğunum bu yüzden başkasına öldürteceğim" dedim. "Bu gece onu katiliyle tanıştıracağım."

Salih'e Ziya'yı kiminle tanıştıracağımı söyledim. Anladı.

"İntikamların en acısı olur abi." dedi. "Bunun şimdi bu akşam evinde bir parti var. Bunun sevgilisi geliyor bugün İngiltere'den bir geceliğine. Hesapta bu partiden sonra milleti gönderecek kızla başbaşa takılacak evde."

"O öyle sansın" dedim.

Akşam Ziya'nın evine partiye gittim. Davetli değildim. Ziya beni görünce kıllandı. Yanında sevgilisi. Huzursuz oldu.

Yanıma geldi.

"Kemal. Yanlış anlama sakın benim kızın yanında dün geceden bahsetme abi" dedi.

"Yok ya. Merak etme biz o kadar adimiyiz" deyip lafı da geçirdim Ziya'ya...

Hikayeyi uzatmayacağım o gece Ziya'yı Alpaslan'la tanıştırdım.

Ben parti dağıldıktan sonra gitmedim. Alpaslan'ı da tuttum. Sonra saldım Alpaslan'ı. Ziya kovamıyorda bizi. Alpaslan'a sürekli aşk hikayesi anlattırıyorum. Bir noktadan sonra zaten Alpaslan yaradılışı gereği otomatiğe bağlanıyor. Ben gecenin bir vakti Ziya, sevgilisi ve Alpaslan'ı bırakıp tüydüm.

...

Sabah Ziya aradı.

"Abi yalvarırım al götür şu adamı. Elini ayağını öpeyim. Ben ettim sen etme abi." dedi.

Güldüm.

"Yapabileceğim bir şey yok" dedim.

"Alpaslan'ı yapıştıktan sonra çıkaramazsın. Bekleyeceksin. Kendiliğinden çıkmasını bekleyeceksin..."

(Not: Seri Aşk Hikayesi Anlatıcısı'nı okumamışsanız bu hikayeyi boşa okudunuz demektir)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 179
Toplam yorum
: 1563
Toplam mesaj
: 289
Ort. okunma sayısı
: 2500
Kayıt tarihi
: 21.01.07
 
 

Barışa ve kardeşliğe inanıyorum. Türkiye'nin yaşadığı tüm sorunların kardeşlikle çözümlenebileceğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster