Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
10
 

Kızıl 12

Akşamüzeri saat beş sularında Elya ve Yorga kaçış için gerekli araçları ediniyorken Konsta da ofisinde kaçış saatine dek ufak tefek evrak işleriyle ilgileniyordu.bu arada yağız kaçışlarının  gizlilik bölümüyle ilgileniyordu yeteneklerini minimum seviyede kullanmaya özen gösteriyordu. bu kaçışı tekbaşına sorunsuz gerçekleştiremeyeceği için  bu adamlardan yardım istemişti. onlara bir şekilde güvenebileceğini biliyordu. zaten yorgayı tanıyordu. beraber bir geçmişleri vardı. Sakindi çünkü ona tanınan süreden önce bu lanet yerden gitmiş olacaklardı. Ancak konsta izlenildiğinin farkında değildi. Çünkü Mühin Nekar silmlinin kızı kaçıracağını daha en başından beri tahmin ediyordu ve planını da önceden hazırlayıp eyleme geçirmişti. fakat kızı iyi gizliyordu şu an nerede olduğunu bilmiyordu. Septist’te ki asillerin de gerçeği öğrenmesi üzerine onların yakın zamanda kızın saklandıkları yere geçeceğini tahmin ediyordu, kızın yerini öğrenmek amacıyla şekil değiştirmekte usta olan bir ajanını genci etkisiz hale getirmesi, kılığına bürünmesi ve bir süre için güvenlerini kazanmayı emir ettikten, yanında olan diğer genci de etkisiz hale getirdikten sonra kızı ona getirmesini bekleyecekti...  Rizar gizlendiği yerden hızla çıktı ve hiçbir şeyden habersiz olan genci sert bir darbeyle bayıldıktan sonra onu efendisinin kalesine götürdü ve ona teslim ettikten sonra Konsta’nın kılığına bürünerek geri döndü. Gerekli tüm bilgileri de gencin hafızasından edindiği için şimdi oturup onlarla buluşma saatinin yaklaşmasını bekleyecekti. Neyse ki yağız kızın onun henüz Septist’te olduğu anlaşılmasın diye Konsta’nın hafızasındaki bazı şeyleri gizlemişti. Bu esnada Kont Mühin Nekar yeni eline geçirdiği esirini Cellât Mizal’a teslim ederek onu zindanlara götürmesini, zincirlemesini ve bitkin düşene dek ona en ağır işkenceleri uygulamasını emretmişti. Bir süre sonra o da yanlarına katılacak ve biraz bilgi edinecekti… Belki bu esnada bir iki işkence metodunu da o denerdi. Neden olmasın…

 

Septist’te haftalardır kargaşa hâkimdi; düzen bozulmuş, halk ayaklanmıştı. Varis kaybolduğundan bu yana sokaklarda keşmekeş vardı özellikle başkan ve diğer asillerin dışarı adımlarını atması olanaksızdı. Düzeni sağlamak için birliklerin başına getirilen yeni komutanlarsa işlerini doğru dürüst yapamıyorlardı; son iki haftada onlarca sivil ve asker ölmüş, binlerce insan yaralanmıştı. İkinci başkent Ster- ulûm’da daimi şavk durumuna geçilmiş, bilim adamları askerler, asiller hep bir elden varisi bulmak için çalışıyorlardı. 

Bu esnada sırra kadem basan dörtlümüz hiç kimsenin onları aramayı akıl edemeyeceği bir yerde güneşe nazır göl kenarında oturmuş gülüşüp eğleniyorlardı.  Genç kız haftalardır güçlenmek için iki ağabeyinden ve yeteneklerini yeni keşfettiği yorga dan eğitim alıyor ve bugün kayda değer ölçüde gizlenebiliyorlardı ve her geçen dakika daha da güçleniyordu. 

- Güneş ne kadar da sıcak dedi aralarında kaldığı iki gence…

- Evet, öyle…

- Sence artık biraz daha çalışma vakti gelmedi mi dedi yağız, sürekli tembellik etmesinden şikayetçiydi. 

- Bugün çok yorgunum, yarın devam ederiz dedi bir çocuk edasıyla...

- Kızı rahat bırak yağız; neredeyse her anını ya seninle ya da çalışarak geçiriyor…

- Tamam, yalnızca bugün izin veriyorum dinlenmen için; yarın tekrar devam edeceksin çalışmalara…    

- Tamamdır, efendi hazretleri dedi ayağa kalktı ve bir çocuk gibi etrafta koşturmaya başladı. Beyaz elbisesi ve parlak saçları rüzgârla uçuşurken ve güneşin yumuşak ışığı tenine vurdukça cennetten inmiş bir melek gibi görünüyordu.  Yağız genç kızı seyretmekte olan adamı izliyordu; o kadar dalgın ve hayrandı ki ona olan bakışları bunun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Bakışlarını şimdi onlardan biraz uzakta suya girmiş olan kıza çevirdi; kesinlikle çok büyüleyici ve eşi benzeri olmayan bir güzelliğe sahipti.

- Böyle bir kızkardeşe sahip olduğun için çok şanslısın; sana imreniyorum dedi genç kızı izlemeye devam ederken… Delikanlı kıskanç bakışlarını arkadaşına çevirerek inatla onu izlediğini gördü. Ensesine sert bir tokat attı ve

- Bakışlarını çek onun üzerinden; benimle bu konuda tartışmak istemezsin dedi…

- Anlaşılmıştır, yine kıskançlığın üzerinde dedi ensesini sıvazlarken, kalktı ve hızlı adımlarla mağaraya geri döndü. Bu çocuğun derdi neydi böyle; kızı ondan mı kıskanıyordu. Elya Yorga’nın içeri girdiğini görünce ağabeyinin yanına gelmişti hemen...

- Bir sorun mu var; neden kaçar gibi gitti.

- Bir şey yok dedi sorusunu sert bir uslüpla geçiştirerek.

- Bana bak; güzel abicim yine onu kızdıracak bir şey söylememişsindir umarım mesela geçen haftalarda benim yüzümden ettiğiniz kavgayı hatırlarsak yine aynı şeyi yapmışsın gibi geliyor bana…

- Hayır dedi ayağa kalktı; - bir sorun yok, aramızda küçük bir sürtüşme yalnızca; ben hallederim…

- Sana kesinlikle inanmıyorum, bayım. Geçen sefer de aynı şeyi söylemiştin ama aranızın düzelmesi için Yorganın ölümün eşiğine gelmesi gerekmişti…

- …

- Bunu neden yapıyorsun, abi. Anlayamıyorum; defalarca söyledim sana ben seninleyim diye... Üstelik bu yaptığın ikimize de güvenmediğini gösterir. O senin en yakın arkadaşın değil mi, benim yüzümden onunla sorun yaşıyor olmanız hiç iyi değil…

- Üzgünüm, bir anlık bir şey kendime engel olamıyorum dedi kızın ellerini avucuna aldı…

- Bir daha yapmayacağına söz ver…

- …

- abi, hatırım için söz ver…

- Söz veriyorum.

- Tamam, şimdi benimle gel dedi kolundan yakaladı ve mağaraya kadar sürükledi oğlanı… Hafif bir şekilde ittirdi ve

- Şimdi gidip ondan özür dileyeceksin eğer bu olay da geçen sefer ki gibi büyürse yoktan yere, çeker giderim haberin olsun dedi kaşlarını çatarak ve Yorganın odasına ilerleyip onu da oğlanın karşısına dikti.

- Hadi burada senden özür bekleyen bir adam var…

- Buna hiç gerek yok, varis. Onu anlıyorum; kızkardeşini kaybetmekten korkuyor belli ki...

- Saçmalıyorsunuz, bu konu şu an burada kapanmazsa ikinizin de yyakacağım. Söylesene abi bizi gizlemek için yeterince enerji harcamıyor musun; neden bir de böyle olmak zorunda, dikkatini benim eğitimlerime harcamalısın. Eğer  bizi bulurlarsa ikinizde beni bir daha görebileceğinizi düşünüyor musunuz? İster kardeş isterse arkadaş olarak; biz bunun için mi kaçtık Septist’ten, ha diye yakındı ikisinin ortasında duruyordu.

- Verecek bir cevabınız olmadığını görüyorum beyler, ben vadiye iniyorum çalışmak için, geri döndüğümde umarım siz iki inatçı da aranızdaki bu saçma gerginliği halletmiş olursunuz dedi ve arkasını dönüp uzaklaştı oradan. Eğer bu böyle devam ederse tereddüt etmeden bu kaçışa burada bir son verecekti, iki insanın daha da önemlisi iki iyi arkadaşın kendisi yüzünden bu hallere gelmesi sinirlerini geriyordu. Ve artık sanıyordu ki septist soylularının karşısına çıkacak kadar da güçlüydü; belki birkaç hafta daha eğitimlerine devam ederse kat kat daha nitelikli bir savaşçı olacaktı. Koşar adımlarla vadiye indi ve rüzgârın esişine bıraktı kendini; böylece gerginliğinden sakınacak ve çalışabilmek için daha uygun bir ruh hali yakalayabilecekti.

İki delikanlı genç kız oradan ayrıldığından bu yana söyleyebilecek bir şey bulamadıkları için birbirlerinin karşısında kalakalmışlardı. Yorga arkadaşına yaklaşarak elini omzuna koydu.

— Sana bir özür borçluysam özür dilerim; aramızdaki bu gerginliğe bir anlam veremiyorum, yağız Varisle senin sandığın gibi bir bağım yok olamaz da…

— Evet, olamaz dedi omzundaki elini hışımla itti…

— bana güvenemiyorsan neden sizinle birlikte gelmeme izin verdin öyleyse yağız ha? 

— Ona nasıl baktığını görmedim mi sanıyorsun, bir arkadaş arkadaşına o şekilde asla bakmaz…

— Ne, sen neden bahsediyorsun?

— Neden mi bahsediyorum dedi ani bir hamleyle yakasına yapıştı; - unuttun mu en son bu duruma gelmemizin nedenini ve bugün bu sözlerimin nedenini anlamıyor musun; sen fark etmesen de ona anladığından farklı bir gözle bakıyorsun.

— Saçmalıyorsun dedi boğazındaki ellerini kavrayarak.

— Saçmalıyor muyum; sen henüz ne hissettiğinin bile farkında değilsin; bugün ona nasıl baktığını gördüm ve inan ki ben seni senin sandığından daha iyi anlıyorum. Her hareketin gözüme batıyor, yorga. Sen anlasan da anlamasan da ona farklı hisler besliyorsun dedi hışımla yere ittirdi onu, o hızla delikanlı yere yığıldı. Öfkeyle fırladı yerinden ve suratına bir yumruk geçirdi.

— Seni… Sen beni ne zannediyorsun, ha; ben bunu yapacak kadar aşağılık bir insan mıyım, beni iyi tanıdığını söylüyorsun ya, görüyorum ki sen aslında beni hiç tanıyamamışsın…

— Neler oluyor burada diye bağırdı genç kız; onları yalnız bırakmak fikri içine sinmediği için aceleyle geri dönmüştü.

— Size neler oluyor diye sordum; iki dakika yalnız bırakılmaya gelmiyorsunuz. Bıktım sizin bu saçma sapan kavgalarınızdan eğer şimdi buna bir son vermezseniz hep birlikte geri döneceğiz…

— Evet, aynen öyle yapın, varis. Hatta siz kalın beni buradan gönderin, ben bana güvenilmeyen yerde duracak değilim…

— Hayır, özellikle sen hiçbir yere gitmiyorsun.

— Ne sen neden bahsediyorsun diye atıldı yağız bu sözünün üzerine.

— Diyorum ki bir konuda hatası olmayan birini yok yere geri gönderemezsin; hem orada ona neler yapacaklarını da bilmiyoruz, kimseyi riske atacak değilim dedi önünde durdu   - ve suçlu olan suçunu kabul edip mağdur olandan özür dilemeli; bunu yapmam diyorsan hep birlikte geri dönüyoruz. Senin saçma sapan kıskançlıklarından anlamı olmayan sözlerinden yok yere gerginlik yaratmadan sıkılmaya başladım; bu kaçıncı abi ha, daha ne kadar devam edecek gereksiz kıskançlıkların…

— Varis…

— Siz karışmayın, yorga; hatasını kabul etmiyorsa bunu ona zorla yaptırmasını da bilirim ben. Bir çocuktan farkın yok senin şu durumda, abi;  beş yaşındaki çocuk bile senden daha olgun davranır. Şimdi benimle geliyorsun dedi kolundan yakaladı ve sürükleyerek dışarı çıkardı. – siz de buraya gelin, Yorga… Delikanlı ağır adımlarla yaklaştı, arkadaşını izliyorken.

— Ne yapacaksınız, varis? 

-    hiçbirşey, geri dönüyoruz. bunun için de herkesi burada görmek istiyorum. gidip konstayı getirebilir  misin yorga.

— elya kes şunu hemen,saçmalıyorsun. bu konu ikimizin arasında bunu abartmana hiç gerek yok.

-   ondan özürdileyecek misin yoksa işkence mi edilmek istersin abicim.

-  beni tehdit etmeyi bırak kardeşim. güçlerinin benim güçlerimin yanında ne kadar direnebileceğini zannediyorsun dedi işaret parmağıyla alnına hafifçe dokunarak onu bayıltmadan önce. kucağına aldı ve onu mağaraya geri götürüp yatağına yatırdıktan sonra yorganın yanına geçmişti.

- aranızda problem çıkarmak istemiyorum yağız ancak bana inan ki elya ya karşı kardeşten farklı bir gözle bakmıyorum. bana güvenmemenin sebebini de anlayabiliyorum. ama bu konuda bana inanmalısın.

- geçmişte yaşananlar kolay unutulacak ve hazmedilebilecek şeyler değildi, yorga... beni anlayışla karşılamalısın. seni affedemedim, üzgünüm.

- elbette... neden korkuyorsun yağız... 

— Geleceğimin, geçmişimin ardında yok olmasından korkuyorum; geçmişimi ikiyüzlü insanların, hain dostların arasında yitirdim ben, şimdi elime aniden ve bir ödül gibi verilmiş olan bu kızı da kaybetmekten korkuyorum. Ben bir kez daha dostumun  aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Genç kız sersemlemişti duydukları karşısında, kendine gelmesi uzun sürmemişti; sessizce onları dinliyordu gizlendiği yerde.

- dostum, geçmişte yaşananlara olan pişmanlığımı inan ki ifade edecek durumda değilim... yalnız tek birşey var ki o da esmira yı seviyordum. bundan asla pişman olmayacağım.

— Görüyor musun; ne kadar zavallı bir halde olduğumu, şimdi söyle bana Yorga korkmamamı gerektirecek bir durum yok mu yani. Onun söylediği ve senin inkâr ettiğin şeyler gerçek mi yoksa yalnızca hastalıklı ruhumun birer paranoyası mı?

— Bakın, silmli varis; sizi uzun yıllardır tanıyorum ve hakkında bilebileceğim her şeyi de biliyorum. Bana olan güvensizliğinin de sürekli farkında olarak sürdürdüm arkadaşlığımızı, haklıydın da... beni bağışla...

— bunu yapabileceğimi sanmıyorum,dostum üzgünüm dedi ayaklanırken, biraz dolaşmak için dışarı çıkmayı planlıyordu. ancak bu esnada elya gizlendiği yerden çıkarak duydukları adına mana arayan gözlerle yağıza bakıyordu. 

-  sizi dinliyordum, bunların anlamı nedir. siz ikiniz tanışıyor musunuz.

- elya..

- abi lütfen yalanlarını duymak istemiyorum, bana gerçeği anlat.

- varis aramızdaki bu meselenin sizi ilgilendirdiğini hiç sanmıyorum. 

- anladığım kadarıyla yorga sen abime ihanet etmişsin, üstelik bunu onun sevdiği kadınla yapmışsın... yanılıyor muyum?

-  yanılıyorsun varis...

- elya konuyu uzatma olur mu... onu rahat bırak... esmira sevdiğim kadın değil kızkardeşimdi... ayrıca onun aşkı ile değildi ihaneti... esmirayı koruyamadığı içindi... onun ölümündeki sebepti yorga, bir seçilmişin kendi ırkından olmayan birisiyle duygusal anlamda yakınlaşması yasaktı...  ancak onlar kuralları esnetebileceklerini zannederek sevgilerini yaşamak istedikleri için esmira canından oldu...

- peki seviyor musunuz yorga...

— Hayır, varis sizi sevmiyorum. 

— Pekâlâ, duydun mu abicim...  bu adamı ben de sevmiyorum zannettiğin gibi, benim i çin ha sen ha o... ikiniz de aynısınız... nitekim sözlerim senin için yeterli olmuyorsa kendine işkence etmeye devam et.

— Duydum… ve bu konuyu uzatmamanı istiyorum artık senden elya.

— tamam nasıl istersen...

— Özür dilerim dedi elini arkadaşına uzatarak, Yorga delikanlının elini yakaladı ve çekip ayağa kaldırdı onu. 

— Sana kızgın değilim,yorga nasıl bir geçmiş yaşadığını biliyorum. o geçmişte ben de yanındaydım ve sevdiğimiz birini kaybettik. ama benden eskisi gibi olmamızı bekleme...

— haklısın, seni yargılamıyorum...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 29
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Çalışırken denk gelmiştim milliyet blog sayfasına... Burada yazılanlar beni çok cezbetti ve ben d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster