Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
21
 

Kızıl 26

Ayeil yönetim işlerinde zorlanıyorsa da şu son iki gününü çalışma odasında evraklarla ve telefon trafiği arasında geçirmişti. Henüz Eshel sisteminden yapılacak antlaşmaya rağmen ses soluk çıkmamıştı. Oda kafasını Septist’in içişleriyle oyalanarak dolduruyordu. Böylece düşünmemiş ve gerilmemiş olacaktı. Kapı çalınınca girmesini söyledikten sonra dikkatini yeniden önündeki dosyaya verdi. Gelen sekreter kızdı.

- Efendim, General Konsta ve Profesör Yuna Atehim buradalar… Sizinle konuşacak önemli bir meseleleri varmış.

- Tamam, selen. İçeri girebilirler dedi önündeki dosyayı kapatıp kenara ittirdi. Hafifçe gerindi ve saçlarını düzelttikten sonra arkasına yaslandı. Bir ara mutlaka kısa bir yürüyüş yapmalıydı. Tüm kasları tembelleşmişti.

- Yüzünü göremez olduk dedi içeri girer girmez Konsta, yanındaki kadın da başıyla onu selamladıktan sonra karşılıklı oturdular.

- Hepimiz çok yoğunuz, değil mi? Artık sekreterlerimiz aracılığıyla haberleştiğimize göre…

- Bu bir dokundurma mıydı yoksa?

- Ne için gelmiştiniz? Zamanımızı boşa harcamayalım bence… Dedi doğrulup dirseklerini masaya koyarak.

- Ster-ulûm’da biraz desteğe ihtiyacımız var. Yeni bir araştırma üzerinde çalışıyoruz. 

- Nasıl bir araştırma bu?

- Üretimine yeni başlanmış olan sx-45’lerin silah donanımları ve kombinasyonlarıyla ilgili bir araştırma… 

- Bu Sx-45’ler sanırım son teknoloji ürünü savaş kruvazörleriydi. Yanılıyor muyum?

- Evet. Seri üretimine başlamadan evvel silah bileşenlerini biraz değiştirmek istiyoruz ve bunun için de oldukça yüklü bir miktara ihtiyacımız olacak.

- Ne tür silahlardan bahsediyorsun?

- Güdümlü foton silahları ve lazerler… En küçük hedefi bile bulunulan en uzak mesafeden yok edebilecek bir görüş mesafesine sahip olacaklar… Ayrıca geminin ana güç kaynağında yapacağımız yeni bir uygulamayla da organik bir varlık geminin kontrolünü nerede bulunursa bulunsun elinde bulundurabilecek. Bu da kişinin DNA örneğinin geminin işletim sistemlerine kodlanmasıyla mümkün olabilecek. 

- Bu nasıl mümkün olabilecek peki?

- Yapay zekâ teknolojisiyle…  Ana güç kaynağına yerleştirilecek küçük bir mikroçip sayesinde geminin kendisine ait yapay bir işletim sistemi ve zekâsı olacak. Bu aynı zamanda uçuşu yapacak pilotların beyin nöron aktiviteleriyle geminin yapay kişiliğiyle sürekli bağlantı halinde olmasını da sağlayacak. Pilot düşünceleriyle gemiyi yönlendirebilecek yani… Bu da düşmanlarımızın savaş stratejilerimizi öğrenmesini engelleyecektir. Çünkü bir pilot aynı zamanda diğer sx-45 ‘lerin dümeninde olan pilotlarla da bu yolla iletişime geçebilecek. Ve mürettebatla elbette…

- Tüm bu söylediklerin yalnızca teori aşamasında sanıyorum ki.

- Hayır. Tüm ayrıntılarıyla proje tamamlandı. En ufak bir açık bile söz konusu değil. Şu an mühendislik aşamasındayız. Önce bir ilk örnek üretilip diğer bir prototip olan sx-45 üzerinde denenecek. Kontroller tamamlandıktan sonra da ki herhangi bir sorun oluşmazsa seri üretimine geçeceğiz.

- Bahsettiğin şeyler oldukça ilgi çekici ve bilim de çığır açacak şeyler gibi duruyor, Konsta. Dedi arkasına yaslanıp ellerini bağlarken.

- Bize destek sağlayacak mısın peki? Askerin ve bilim merkezinin şu an ki bütçesiyle bu anlattıklarımı yapabilmemiz pek olanaklı değil. Ve sen yönetimde Üze il’le birlikte tek söz sahibisin.

- Mehir’dekini unutuyor gibisin. Yönetim işlerinde ona danışmadan bir şey yapmayacağıma dair söz vermiştim.

- Bütçe konuları onu yetki alanında değil.

- Tamam. Ama önce hazine müsteşarlığı ve merkez bankasıyla görüşmem için bana zaman tanı… Bir sıkıntı olmazsa eğer destek sağlarım. Hazinenin şu an ne durumda olduğunu bilmiyorum. Öncelikli hedeflerimiz farklı biliyorsun ki…

- Elbette. Haberini bekliyorum. Dedi karşısında oturan kadına dönerek artık gidebileceğini ifade etmişti. Kadın çıktıktan sonra da dikkati yeniden kıza vermişti.

- Sorun mu var?

- Yorga eshel’den beklediğimiz haberin geldiğini söylememi istedi.

- Evet dedi biraz gergin.

- Önümüzdeki  haftadan sonra ki hafta çarşamba günü evrensel saat dilimine göre bir kurval’da evrensel yönetim komitesinin merkez üssü olan syrus’da toplanacağız. Birkaç sistem ve komite üyelerinin de katılımıyla antlaşmayı imzalayacağız.

- Anlıyorum. Yani bu antlaşma yalnızca Eshel sistemini değil diğer bütün sistemleri de ilgilendiriyor olacak. Yani imzalamam koşulunda diğer sistemlere de söz vermiş olacağım artık o antlaşmada bulunan maddeler her neyse…

- Aynen öyle, Ayeil.

- Ya gizli müttefiklerimiz, dedi zihnine sızarak düşüncelerini onun düşüncelerine aktararak… Dinlenme riski çok yüksekti. Bu yüzden telepati yoluyla konuşmaları en az risk içereni olacaktı;- onların da yapılacak bu antlaşmadan haberleri var mı?

- Evet. İsya, Uslin ve Mehir… Eminim Üç sisteminde gerekli mevkileri bilgilendirilmiştir. Tüm evrenden söz ediyoruz burada.

- Güzel. Bak bu sistemlerle ilişkilerimiz sağlam ve sadakatimiz kırılamaz durumda… Hiçbir şey anlaşılmamasına özen gösterilmeli… Şu aralar yapılacak gizli bir görüşme riskli olabilir. Ancak antlaşmanın imzalanmasının ardından biraraya gelmeli ve durum değerlendirmesi yapmalıyız. Bunu bir şekilde yöneticilere haber edin. 

- Memnuniyetle, sevgili Omay. Dedi ayağa kalkarak selam durdu.

- Bu bilgiyi sistemlere Üzeil ulaştırsın. Zihin kontrolü kapsamındaki güçlerini kullansın. Risk almayalım. Sistemlere gizlice gitsin. Öyle alelade yapılacak bir ziyaret istemiyorum.

- Emredersiniz, efendim dedi zihninde ve yüzünde peyda olmuş gülümsemesiyle.

- Artık çıkabilirsiniz, General.

- Görüşmek üzere, Sevgili Omay dedi ve çıktı odadan.

Hemen ardından Ayeil de ayrıldı odadan… Kısa bir yürüyüş iyi gelecekti. Belki at binerdi. Ne olursa olsun biraz temiz hava zihnini açacaktı. Bu yüzden saraydan ayrılmadan evvel önce ahırlardan atını alıp eğer ve koşum takımlarını kendisi bağladı. Sırtına atladı, hafifçe uyardı hayvanı…  Ağır adımlarla ilerlemeye başladılar. Böylece batan günü ve yumurta sarısı güneşi izleyebiliyordu. Aklında artık pek bir şey yoktu. Zihnini boşaltmak yapabildiği en iyi şeylerden biriydi herhalde… Bu konuda oldukça hâkimiyet sahibiydi. Dış surların çıkışına kısa bir mesafe kala arkasından bağıran Üzeil’in sesine atı durdurdu. Yanına gelişini bekledikten sonra ne istiyorsun der gibi suratına bakmaya başlamıştı.

- Bana bir zaman söylememişsin.

- Hemen… Uzatmanın âlemi yok.

- Pekâlâ dedi ve ikiletmeden gözden kayboldu. O da yoluna devam etti. Saraydan çıkar çıkmaz hayvanı hızlandırdı ve kara göle varana dek de durmadı. Kötü anıları olsa da bu çevrede, manzarası iyiydi. Atından indi, ayakkabılarını çıkardı ve suya girdi. Su dizlerine ulaşana dek ilerlemeye devam etti, durdu. Hava serinliyor olmasına rağmen içinde tüm gövdesini suya sokma hissi vardı. Kıyıya geri döndü; ceketini ve asker pantolonunu çıkarttıktan sonra tekrar suya döndü. Ve daldı. İnebildiği en derin mesafeye dek yüzdü, yüzdü. Suyun ılıklığı vücudundaki gerginlikten ve tembellikten kurtulmasını sağlıyordu. Bir süre daha ilerledikten sonra dibe doğru, ani bir taklayla yüzeye doğru yöneldi. Belli olmasa da güneşin çoktan batmış olduğundan emindi. Yüzeye geri ulaştığında üşümemek için çabucak üzerini giyindi, atına atladı. Her ne kadar at koşmaya başladığında çevrelerinde oluşan hava dalgası buna olanak vermiyorsa da…  Saraya geri döner dönmez direkt odasına yöneldi. Üzerindeki ıslak kıyafetleri çıkartıp yenilerini giyindikten sonra yemeğin çoktan hazırlanmış olduğunu düşünerek yemek salonuna geçti. Görebildiği herkes buradaydı. Büyücü Damal, Konsta, Yorga, Üzeil – geri dönmüş olmasına biraz şaşkındı. Boş da geri dönmemişti. Yanında getirdikleri de masadaydı- Mehir’den Balamir Silm, İsya’dan Albali Kahir ve Uslin’den Cerulean Syrien… Yüzünde memnun olduğunu gösteren bir gülümsemeyle ilerleyerek yerine geçti ve oturdu.

- Gelmek için üçü de o kadar ısrar etti ki bir şey yapamadım dedi Üzeil mahcup bir tavırla…

- Önemli değil. Eminim kimselerin ruhu bile duymayacaktır.

- Sen bizi ne zannediyorsun dedi Balamir göz kırparak…

- Gelmeniz beni çok mutlu etti. Dost yüzler görmek iyi geldi…

- Bu kadar mutlu olacağını bilseydik ziyaretlerimiz sık sık olurdu dedi Albali…

- Ancak biliyorsun ki sık ziyaretler şüphe uyandırabilir. Bu defa konuşan Ceruleandı.

- Tabii ki…  Lütfen ciddi almayın. 

- Üzeil isteğini ilettiğinde dürüst olmak gerekirse biraz tedirgin olmadım değil, Ayeil.

- Bunları konuşmanın yeri burası değil, Balamir. Yemeklerimizi yedikten sonra odama geçeriz.

- Pekâlâ. 

Yemek sonlanır sonlanmaz aceleyle Ayeil’in çalışma odasına geçmişlerdi. Üze il’de yanlarındaydı bu defa… Geçen buluşmalarında aralarına katılmasına izin vermemişti Ayeil. Ancak bu defa konu onu da ilgilendirdiğinden buradaydı. Üzeil ve Balamir çalışma masasının karşısındaki koltuğa diğerleri ise masanın önündeki koltuklardaydılar. Söze ilk Balamir girmiş konuyu kısaca özetlemesini istemişti.

- İşte böyle arkadaşlar… Ya bu antlaşmayı imzalayıp bağımsızlığımdan olacağım ya da ilişkiler bundan böyle hep gergin olacak. Bu gerginliğin sonu da bildiğiniz üzere hep bellidir. Tabii ki imzalayıp imzalamam şartlara bağlı…

- Şartlarını bilmediğin bir antlaşmayı kabul etmiş olman bile doğru değil, Ayeil dedi Cerulean.

- Biliyorum. Ancak az çok tahminlerim var. Tahminim dışında olan hiçbir şartı kabul etmemeye kararlıyım. Burada söz konusu Septist’in bağımsızlığıdır.

- Peki, bizden tam olarak ne istiyorsun?

- Sizden isteğim Albali ne olursa olsun yanımda olduğunuzu bilmek… 

- Bir savaş söz konusu olsa bile mi?

- Hayır, hayır… Savaş çok ağır bir kelime… Bir savaşa asla müsamaha göstermem, halkımız yeterince zarar gördü zaten… Sadece desteğinizi benden esirgemeyin diyorum. 

- Bir savaşa bile neden olsan daima arkanda olacağımızı bilmelisin. Durumu anlamaya çalışıyorum yalnızca…

- Teşekkür ederim dedi gülümseyerek.

- Ayrıca hatırlatalım ki iki bin yüz elli beş yılında imzalanmış olan ayrıcalıklı sistemler paktına göre belirtilmiş birkaç sistem -ki buna bizler de dâhiliz- hiçbir koşulda sebebi nolursa olsun meydana gelmiş olan bir savaşa katılamaz, tarafını belli edemez. Hiçbir sisteme teknoloji sağlayamaz.

- Hatırlıyorum dedi Ayeil;- zaten bu paktın gereğince bizim boyutumuz için de geçerli bu şartlar…

- Ancak bu sistemler birbirlerine her türlü teknoloji ve desteği sağlayabilir. Dedi Cerulean imayla göz kırparken…

- Ne demeye çalışıyorsun?

- Sana önerim sevgili Ayeil bir an evvel bu paktın koruması altına girmendir.

- Güldürme beni Septist’in bilimi buna yetmez…

- Sen öyle düşünüyorsun. Sen neden olduğunu sanıyorsun ki bu akbabaların böyle ufacık bir meseleyi büyütüpte çevrende dolaşmalarının? Septist’in askeri teknolojisi bizim askeri teknolojilerimizden bile üstündür. Ancak bugüne dek belirli sistemler dışında Septist yöneticileri dışarıya ihracat ve ithalat yapmadı.

- Son olaylar sebebiyle ve yeni yönetim sayesinde Septist’e çullanabileceklerini düşünüyorlar. Dedi Albali bu kez…

- Bunu bilmiyordum açıkçası dedi şaşkınlaşmıştı;- madem böyle bir şey vardı Başkan bunu neden söylemedi bize?

- Bunu kendisine sormalısın dedi Balamir. Başını kaldırdı ve oğlana baktı.

- Çok haklısın. Ona bir söz verdim ancak bana dürüst olmayacaksa sözümü yerine getirmenin hiçbir anlamı yok. 

- Hemen mi yaparsın yoksa biraz daha bekler misin, Ayeil?

- Git ve onu buraya getir, Balamir… Ona yeni verdiğim bir kararı Burada söylemek istiyorum.

- Pekâlâ dedi ayaklanarak. Zihnini ve dikkatini toparlayarak ışınlanmaya başladı. Bir saniye içinde gözden kaybolmuştu.

- Ne yapacaksın dedi Cerulean sırıtarak.

- Göreceksiniz… Çok önceden yapmam gerekip de yapmadığım bir şey… Bana isteğiyle yardımcı olmalıydı dedi dalgın… Ve gözlerindeki bu öfke, onu daha önce de görmüştü Üzeil. Biraz gerilmişti.

- Ona zarar vermeyeceğini umarım, Ayeil.  Bu büyük bir hata olur…

- Hayır, olmaz. Gerekli bilgiyi aldıktan sonra artık o ikiyüzlü adiye hiç ihtiyacım olmayacak dedi ayağa kalkarak odanın ortasına dek yürüdü ve durdu. Azsonra Başkan’la birlikte Balamir’de yeniden odadaydı.

- İşte dedi adamı hafifçe ittirerek…

- Hoş geldiniz, Sayın Başkan. Neden buraya getirildiğinizi tahmin edebiliyor musunuz?

- Üzgünüm, Kızım dedi bunun üzerine adam yüzünde tepkisiz bir ifadeyle.

- İzninizle açıklayayım öyleyse; bana anlatmadığınız bazı durumlar olduğunu öğrendim. Ki ne denli zor bir durumda kaldığımı siz düşünün. Siz en büyük sorumlusunuz. Önce sizinle ilgilenip daha sonra da diğerleriyle ilgileneceğim… Sağ elini uzattı ve başparmağını alnına yerleştirerek yüzünü avucunun içine aldı;- bu hiç acıtmayacak demiyorum, Sayın Başkan. Canınız çok yanacak, biraz da benden kaynaklı olacak.

- Ne yapıyorsunuz dedi telaşla elinin altından kaçmaya uğraşırken.

- Sakin olun, lütfen… Hareket etmeyin. Bu canınızı daha da acıtır dedi ve zihnine sızdı. Kafasının içindeki her şeyi gözlerinin önüne aldı. Sonra da bilinçaltına yöneldi, karanlıkta kalmış her bilgiyi çekip çıkardı ve adam acıyla bağırıyorken hafızasındaki tüm bilgiyi edindi. En gereksiz olanına dek… Sonra adamı bıraktı ki -ayakta onun sayesinde durabiliyordu belirli bir aşamadan evvel- yere yığıldı. Adam zorlukla dirseklerinin üzerine doğrulmuştu. Üzeil yardımcı olmak için yeltendiğinde ona öyle bir bakmıştı ki yerinden bir kez daha kıpırdayamadı.

- Bilmediğim çok fazla şey biliyormuşsunuz gerçekten… Sizinle birkaç kişi daha var bunları bilen… Dedi eğilip saçlarından yakaladı onu ve gözlerini gözlerine dikti.

- Senden aman dileneceğimi mi sanıyorsun, küçük acemi?

- Hayır, hiç böyle bir düşüncem olmadı. Şu an ki tek düşüncem diğer sorumlularla birlikte sizi halkın önünde darağacına çekmektir. Artık ne deneyiminize ne de bilginize ihtiyacım var. Öyleyse…

- İstediğini yapmakta serbestsin… Dedi iğrenç yüzüne yine iğrenç bir gülümseme yerleştirmişti.

- Üzeil! Al götür şunu, zindana kapat… Şu beladan bir kurtulayım ilk işim ipte sallandırmak olacak bunları… 

- Emredersiniz dedi ve adamı yerden kaldırarak odadan çıkarttı.

- Abartılı olmadı mı demeye korktum, Ayeil dedi Albali sırıtarak.

- Pek korkmuş gibi değilsin. Hak etmişti adi herif!

- Belli ki öyleymiş dedi cerulean.

- Eh, artık konumuza dönebiliriz, beyler… Gerekli her şeyi en ince detayına kadar bildiğime göre şimdi ne yapabileceğime odaklanmalıyım.

- Çok basit ve açık… Dedi Balamir söze girerek. Aralarında bu konuda en bilgili olan oydu. Çünkü aynı zamanda bu komitenin bir üyesiydi;- Evrensel Savaş komitesine başvuracak ve koruma talep edeceksin. Koruma talep ettiğin teknoloji bilgilerini de gerekçe göstereceksin. Septist’i korumaya almamaları imkânsız…

- Öyleyse bu saçmalığın içine batmama hiç gerek yok. Antlaşma ve toplanma gerçekleşmeyecek.

- Şu an gidip başvurursan o güne dek koruma altına girmiş olursunuz.

- Antlaşmanın imzalanacağı tarih belli mi? Diye sordu Albali.

- Bir sonraki hafta Çarşamba günü…

- Çok da yakın değilmiş. Bu denli uzatmalarının bir nedeni olmalı dedi Cerulean…

-Tabii ki. Eminim tüm şartları belirlemek, karışacak diğer sistemleri de düşünecek olursak ancak olacak şeydir.

- Doğru söyledin. Ama sen onlardan önce davranacaksın kılıcına… Hazırlığını yap ve bu gece Komiteye git. Ben de orada olacağım. 

- Nasıl?

- Komitenin sistemler arası ilişkilerinden ben sorumluyum. Ancak korumayı talep edeceğin kişi benim üstümdür. Ben onun yardımcısıyım.

- Bu çok iyi, Balamir dedi heyecanla;- peki bu talep ve korumaya alınmam gizli kalabilir mi?

-Tabii ki, istediğin ve gerekçesini sunduğun takdirde mümkündür.

- Çok güzel… Demek en başından sizinle görüşmeliymişim. 

- Bana göre de en başından bu işlerden hiç uzak durmamalıydın. Çünkü o zaman hiç böyle bir sorunla uğraşmak zorunda kalmayacaktın.

- Yine çok haklısın…

- Neyse istersen kalıp hazırlanmana yardımcı olabilirim. Gerekli mercileri etrafına topla da işe koyulalım. Bu iki arkadaşta isterlerse aramıza katılabilirler.

- Neden olmasın dedi Albali ikisi adına yanıtlayarak.

- Takip edin öyleyse, zaten belli kişilerdir yardımcı olabilecek. Yorga, Konsta, üzeil ve Büyücü Damal… Ha bir de bilim merkezlerinin sorumlusu Doktor Yuna Atehim…

- Üç kişiyi anlayabilirim. Peki, şu büyücü ve doktor, onların sadakatinden emin misin?

- Elbette. Bu nasıl bir soru, Balamir.

- Haklısın, kusura bakma…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 42
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Çalışırken denk gelmiştim milliyet blog sayfasına... Burada yazılanlar beni çok cezbetti ve ben d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster