Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Ekim '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
53
 

Kızıl 27

Görüntüleme merkezinin küçük toplantı salonunda yarım saati geçmeden biraraya gelmişlerdi. Yuna gerekli bilgileri bilim merkezinin ana bilgisayarlarındaki hesabıyla sağlıyordu. Konsta ve Yorga yalnızca yeterli olabileceklerini düşündükleri birkaç evrakı getirmişlerdi. Ayeil ve Balamir öncelikle bu dosyalara göz gezdirdiler. Tatminkâr olabileceğini düşündükleri yerlerin altını karaladıktan sonra bir dosya oluşturması için Üzeil’e veriyorlardı. Evraklarla işleri bittiğinde klavyenin başına geçtiler ve Yuna’nın merkezden sağladığı bilgilere bakmaya başladılar. Gerekli kısımları kopyalayarak başka bir sayfaya aktardılar. Bazı bazı kadını soru yağmuruna tutuyorlardı. Çünkü anlamadıkları çok fazla şey olabiliyordu. Sabaha karşı beş sularında dosyayı tamamlamışlardı. Saat yediyi vurduğunda gemi ve gerekli yedek teçhizat hazırlandıktan sonra yola çıkmışlardı. Bu defa pilot çok daha deneyimli ve Mehir’den gelmişti. Bu denli uzun bir yolu Balamir ancak onunla gidebileceğini söyleyince Eliz Karyen adlı kişiyi Septist te getirip uçuşa onun güvenilir pilot deneyimleriyle birlikte yola çıkmışlardı. Syrus’a varışları evrensel zaman dilimine göre hesaplamışlardı kırk sekiz kalvan sürecekti.  Bu da Septist zamanına göre üç gün kadardı. Ancak evrensel zamana göre ancak bir gün ediyordu. İkinci pilot koltuğuna ilerleyerek oturdu. Balamir ve diğerleri arka kısımdaydı. Zaten Yorga ve Üzeil’i yokluğunda işlerle ilgilensinler diye geride bırakmıştı. Albali de gezegenine geri dönmüştü. Cerulean tüm ısrarlara rağmen kalmayı tercih ettiği için o da yanlarındaydı. Hâlbuki gelmemesinin daha uygun olacağını düşünüyorlardı. Neyse onu gemide bırakırlardı. En azından buna karşı koymazdı herhalde… Gösterge ekranına kaydı gözleri dakikada bin ışık yılı hızıyla ilerliyorlardı. Eliz kızın göstergeleri izlediğini görünce gülümsedi.

- Sıçramaya geçmeden evvel biraz yol almalıydık. Hızımız ne kadar fazla olursa geçişimiz o kadar kolay ve sorunsuz olacaktır.

- İlginç… Alakasını pek anlamamış olsam da… Işık hızına ani geçilir sanıyordum.

- Çoğu durumda öyledir zaten. Ancak Syrus’a giden güzergâh biraz sorunludur. Güvenlik had safhadadır ve geçişler için önceden haber verilmesi gerekir. Böylece sen yol aldığın süre boyunca Syrus’ın evrenin büyük bir çoğunluğunu kaplayan alıcıları kontrollerini yapabilir ve güvenli olduğuna kanaat getirilirse ışık hızına geçmene izin verilir.

- Çok paranoyakçaymış.

- Senin için öyle… Ancak geçmişte yaşanan bazı olaylar bu ve daha fazla önlemin alınmasını gerektiriyordu.

- Her neyse… Şu an benim için önemli olan tek şey şu meselenin bir an evvel sonlanmasıdır. 

- Emin ol, Septist’i bu koruma birliğine almamaları imkânsız. Daha evvel Syrus’tan birçok kez teklif edilmişti bu ancak malum… Dedi yanlarına yaklaşan Balamir…

- Biliyorsun çünkü sen de Syrus’tansın.

- Evet dedi gülümseyerek…

- Bir an evvel olup bitmesi için elimden geleni yapmaya hazırım. 

- Pek bir şey yapmana gerek yok yalnızca sana sorulacak birkaç soruya cevap vereceksin ve hazırladığımız dosyayı sunacak ve bekleyeceksin.

- Beklemek sevdiğim bir şey değildir.

- Ne yapalım… 

- Haklısın. Bu durumda yapılacak hiçbir şey yok. Yalnızca bekleyeceğiz. Çok uzun sürer mi?

- Hiç sanmıyorum.

- Öyle mi? Böyle emin konuşmanın bir nedeni olmalı, Balamir dedi yüzünü ona dönerek…

- Söylediğim gibi yıllardır Septist’i birliğe katma uğraşısındayız. Zaten gerekli her türlü işlem yapıldı. Yalnızca yöneticilerin kabul etmesi bekleniyordu. Artık bu da olduğuna göre…

- Öyleyse neden bu ıvır zıvır evrak işleriyle uğraştırdın bizi, Söyler misin? Zaten her şey hazırsa gereği neydi?

- Prosedür böyle… Öyle alelade yapılacak bir şey değil bu… Ne gibi söylentilere yol açabileceğini düşünmelisin. Bu yüzden hassas davranıyoruz bu konularda…

- Anladım. Öyle olsun bakalım. Dedi ve önüne döndü yeniden. Gözü akıp giden hızlı ışık huzmelerindeydi. Öyle hızlı akıyordu ki sürekli bir hale gelmişti. Süregelen beyaz, kızıl ışık yolları… Düşünmeyi bırakıp yalnızca izlediğinde huzur verici bir görüntüydü. Ama aklında bir düşünce varsa gözünü yoran ışık kütlelerinden başka hiçbir şey değildi.

- Ne düşünüyorsun diye sordu dalgınlığına dikkati takılınca,Balamir.

- Hayatımda o denli şey değişti ki bazen inanamıyorum tüm bu olan bitene… Sıradan bir insanken aslında öyle olmadığımı öğrendim. Koca bir ülkenin yönetimi elime kaldı. Hayalini bile kurmadığım yeteneklerim oldu ancak hep eksikliğini hissettiğim bir şeyler var ve ben ne olduğunu bir türlü çözemiyorum dedi sakin bir ses tonuyla…

- Kendini bu kadar zorlamamalısın. Her şeyi akışına bırak. Ancak gerektiği yerde seçim yapabilmeyi de bil… Kaderi değiştiremeyeceğini biliyorsun. Kendini yorma boş yere…

- Her şey akışıyla ilerliyor zaten, Balamir. Eksikliğini hissettiğim şey ailem… Öldüklerini biliyorum ama buna dair hiçbir kanıt yok zihnimde… Bunca şeyin arasında aklım bir de buna takıldı işte…

- Emin değilsen neden peşine düşmüyorsun öyleyse… Ben de aynı durumdaydım bir zamanlar ancak sonunda ailemin ölmediğini hayatta olduğunu, saklanmak zorunda oldukları için böyle bir yola başvurduklarını öğrendim. Yani artık yeterince mutluyum.

- Haklısın aslında… Bu işin peşine düşmeliyim. Ama gerçekten hayattalarsa olan bitenden sonra hala saklanmak neden? Bir şekilde öğrenmişlerdir Septist’in yönetimini benim aldığımı… Hissetmiş olmalılar gücümü…

- Belki bilmediğin şeyler vardır. Bunu onları bulmadan öğrenemezsin. Elbette hala hayattalarsa geçerli bu söylediğim… Sen bir Omaysın, onları senin de hissediyor olman gerekmez miydi?

- Omay olmak hakkında çok şey biliyorum denilemez. Belki de öyledir. Hislerim kuvvetlidir ancak belki de bu onları bulabilmek için yeterli değildir. Daha fazlasına gereksinimim vardır.

- Belki de… Ancak ne?

- Bilmiyorum. Keşke bilebilseydim de şu içimdeki boşluktan kurtulabilseydim artık… Dedi koltuğuna iyice gömülerek.

- Dert etme, mutlaka bir yolunu bulursun. Ve bil bakalım bu konuda sana yardımcı olabilecek yegâne kişi kim? Dedi kendini iyice bıraktığını görünce, neşelendirmek için…

- Kim dedi doğrulup ona dönerek.

- Karen… İnan sandığından fazla şey biliyor. Belki sana da yardımcı olabilir. Birçok tür hakkında çok nitelikli bilgilere sahiptir.

- Desene ona epey şey borçlanacağım.

- Öyle…

- Aa, bu arada sormayı düşünüpte hep unuttuğum bir şey var, Balamir…

- Öyle mi? Nedir?

- O arkadaşın bu birliği yöneten kişi mi?

- Anladığını sanıyordum. Evet, öyle… Ayrıca kurucusudur da…

- İsmi nedir?

- Bunu sana kendisi söyler. Zihin üzerindeki yetenekleri inanılmazdır. Hakkındaki her şeyi ondan öğren, benden değil…

- Eh, pekâlâ… Dedi arkasına yaslanırken;- yolumuz epey uzun ama bekleyeceğiz.

- Merak etme, geçiş iznini her an alabiliriz dedi Eliz…

- Sonrası kolay zaten… Hemen ineriz sisteme…

- Eminim, Balamir. Sonuçta sen bu adamın yardımcısısın.

- Dalga mı geçiyorsun?

- Ne münasebet… Bu esnada Eliz telsizden geçilen anonsu duyabilmek için sessiz olmalarını rica etti. Ve anonsu tekrarlamalarını istedi.

- Mavi zon, Syrus merkez kule konuşuyor; geçiş izni verilmiştir. Atlayışa geçebilirsiniz.

- Anlaşılmıştır, syrus es…

- Nihayet dedi Ayeil heyecanla.

- Işık hızına geçiyorum. Herkes bir yer bulup otursun dedi dâhili sistemi de açarak. Böylece arkada kalan cerulean ve Konsta’da duyabilirdi;- mavi zon kod ADT S231’i, uygulamaya geç…

- Kod ADT S231 onaylandı. Uygulanıyor... Atlayışa son on kavl…

- Ana güç motorlarını durdur. Tüm gücü itici motorlara yönlendir…

- Yönlendirildi. Son beş- dört- üç-iki-bir… Atlayış başarıyla gerçekleştirildi. Yeni kodlar için bekleniliyor.

- Hızımızı kalv’da 10 bin ışık hızından 15 bin ışık hızına çıkart. Sisteme giriş için yansıtıcı ve koruyucu kalkanları devreye sok…

- Hız arttırıldı. Yansıtıcı ve koruyucu kalkanlar devrede… Sisteme giriş için kalan süre beş kalv…

- Otomatik pilotu devreye sok… Yedek güç kaynaklarını devre dışı bırak.

- Pilot devrede, güç kaynakları kapatıldı. Varışa son dört kalv…

- Şimdi arkadaşlar ben bazı kodları el ile uygulamaya sokacağım. Sizlerde hazırlıklarınızı tamamlayın.

- Konsta dosyayı aldın mı dedi kalkıp arka kısma yöneldiğinde onu görünce… Cerulean’da yanındaydı.

- Aldım. Dedi elindeki çantayı göstererek.

- Cerulean…

- Ne söyleyeceğini tahmin edebiliyorum, Ayeil. Nefesini boşuna tüketme, gemide kalmıyorum. Sizinle geliyorum.

- Aa, pekâlâ dedi bir süre bakıştıktan sonra ikna edemeyeceğini gördüğünde…

- Sisteme giriyoruz. Yerlerinize… Size rahat bir iniş sözü veremem. O yüzden otursanız iyi olacak. Dedikten sonra önündeki dümeni kuvvetlice kavrayarak sabitledi. Giriş epey sarsıntılı oluyordu;- mavi zon kalkanların güç yoğunluğunu arttır hemen.

- Yoğunluk arttırıldı.

- Anlaşılan o ki sistemin çevresindeki koruyucu kalkanların gücü arttırılmış, biraz sarsılacağız.

- Bunun farkındayız, Eliz. Zaten bu yüzden gemi Mavi zon ve pilot sensin dedi Balamir.

- Biliyordun yani dedi Ayeil atılarak.

- Tabii ki…

- Sisteme giriş başarıyla tamamlanmıştır. Yeni emirler bekleniyor.

- İniş takımlarını aç ve kalkanları kapat.

- Takımlar açık, kalkanlar devre dışı…

- Mavi zon, Syrus es konuşuyor; pist iki güvenli ve inişe müsait… İnişe geçebilirsiniz.

- İşte iniyoruz, hanımefendi ve beyler. Kemerler… Dedi izni duyduğunda. Dümeni ittirdi ve alçalmaya başladılar.

- Sonunda kurtulacağım şu işkenceden… Bu prosedürlerin daha sessiz olanları yok mu? 

- Hasarsız bir giriş yaptığımız için dua etmelisin bence dedi Balamir kemerini çözüp ayaklandığında. Yere inmişlerdi ancak buradan merkeze dek daha bir kalvan yolları vardı.

- Elbette, sorunsuz ancak epey sarsıcıydı dedi Balamir’in peşi sıra gemiden inerlerken.

- Ayeil, bakıyorum da açıldın. Hadi hızlı ol biraz… Aracımız bizi bekliyor dedi az ilerideki resmi taksiyi gösterirken.

- Vay, özel araç tahsis edilmiş… Çok hoş…

- Konuşma da yürü dedi yürümesi için ittirirken. Azsonra hepsi aracın içindeydiler. Şoför onlara ‘merhaba ve hoş geldiniz’ dedikten sonra merkez bölüme varış saatlerini de söyledikten sonra yola koyulmuşlardı.

- Burası ne tuhaf bir gezegen böyle dedi önünden akıp giden karmakarışık demirden upuzun yolları, binaları ve parıldayan ışıkları izlerken.

- Syrus bir gezegen değildir. Syrus yapay atmosfere sahip merkezi bir üsdür. Evrenin tamamındaki askeri meseleler burada halledilir. Ayriyeten teknolojik, stratejik ve teknik korumanın merkezi burasıdır.

- Teknik koruma mı?

- Evet… Yaşamı olan tüm sistemlerde Syrus’a ait gözlem uyduları, ses alıcıları vs. bulunur. Böylece en ufak bir tehlike anında müdahale edilebilir. Ha dedi işaret parmağını havaya kaldırarak konuşmasını engelledi;- ne düşündüğünü biliyorum. Septist’in teknik koruması yok… Neden olduğunu da biliyorsun.

- Maalesef ki biliyorum dedi sıkılgan bir tavırla…

- Ancak Merkez Syrus’a vardığımızda her şey değişecek…

- Umuyorum ki söylediğin gibi olur. Aksi takdirde bu işe ben müdahale ederim ki bu hiç hoş bir müdahale olmaz.

- Savaş mı çıkartacaksın. Hâlbuki öyle olmayacağını söylemiştin.

- Artık farklı düşünüyorum. Dedi somurtup arkasına yaslanırken…

- Az sonra oradayız ve merak etme onay kararı kesindir. Başkan’ın kurulu bile toplamadan yalnızca kendi onayıyla korumaya alacağından eminim Septist’i…

- Onun hakkında hiçbir şey söylemeyeceğini sanıyordum. Hâlbuki şu sözünle hakkında birçok şey anlatmış oldun bana…

- Bundan ne çıkar…

- Birçok şey, sevgili Balamir… En başta çok kararlı, istikrarlı ve aklına yatıyor, düşüncelerine ters düşmüyorsa kimseye danışmadan kesin kararlar alabileceğini söyledin bana…

- Yalnızca bir sözümün altından tüm bu anlamları nasıl çıkartabildin sen dedi kıkırdayarak.

- Yalnızca sözlerin değil ki mimiklerin, tavırların bile onun korkulacak derecede farklı biri olduğunu gösteriyor. Sana bir şey söyleyeyim Balamir; gücün üzerindeki hâkimiyetin mükemmel ancak sözlerden ve tavırlardan yana çok zayıfsın. Kendini bu konuda geliştirmelisin, dostum…

- Sanırım şu andan itibaren senden de çekinmeliyim. Neler görebildiğini anladıktan sonra artık daha dikkatli olacağım sanırım…

- Saçmalıyorsun, Balamir. Ben yalızca seni düşmanlarına karşı uyarmaya çalışıyorum. Bunu bir zayıflık olarak algılayacaklardır ve seni kullanmaya başlayacaklardır.

- Desene benim de Karen’den bu konuda yardım almam gerekiyor.

- Çok doğru bir gözlem doğrusu, sevgili dostum dedi gülerek.

- Neyse… Yolumuz bitmek üzere dedi kolundaki saate bakarken;- birazdan merkezdeyiz.

- Sabırsızlanmaya başlamıştım. Konsta dedi elini uzatarak;- çantayı alabilir miyim?

- Elbette, al bakalım…

- Geldik efendim dedi şoför aracı durdururken…   İndiler ve binaya yöneldiler. Sessizce ilerliyorlarken aynı zamanda yapının en ince detayını bile izliyordu Ayeil. Muhteşem bir yapıydı. Belli ki her türlü ayrıntı ve güvenlik sıfır hata oluşacak biçimde düşünülmüştü. Böylesi bir teknolojinin varlığını bile düşünemezken varlığına inanması zordu. Demek ki bu adam istese birçok sistemde kontrolü eline alabilecek güce ve bilime sahipti. Ama yapmamış… Yapmalı mıydı diye düşündü… Belki evet belki hayır diye yanıtladı kendi kendine yönelttiği bu sorunun cevabını kıkırdayarak. 

- Komik bir durum mu var, Ayeil dedi Cerulean hepsinin ortak düşüncesini dile getirmişti.

- Yo, yo yalnızca düşünüyordum.

- Epey komik bir şey düşünüyordun sanırım.

- Bir nevi…

- İşte geldik dedi Balamir gümüş, titanyum alaşımı devasa kapıya iki kez tıklarken. İçeriden oldukça gür ve keskin bir ses girmelerini söyleyince kapıyı açtı ve içeri girdiler.

- Hoş geldiniz dedi misafirlerini görünce ayaklanarak ve yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştiren adam;- daha erken bekliyordum sizleri. Yolda bir sorun mu çıktı?

- Yolda değil. Septist’ten çıkışımız uzadı biraz…

- Anlıyorum. Lütfen oturun, ayakta kalmayın dedi boş yerleri göstererek.

- Sanırım önce tanışmamız gerekirdi diye atıldı Ayeil, elini uzattı;- Ben Ayeil Omay… 

- Ben de Eirum Syrus dedi bu defa kahkahayla;- oldukça sabırsız birisin.

- Bunca yolu boş yere meraklanarak geçirmiş olmak istemedim. Diğerleri çoktan oturmuşlardı. O da masanın önünde kalan boş koltuklardan birine oturdu.

- Açık sözlülüğün hoşuma gitti, küçük…

- Teşekkür ederim. 

- Peki, bana arkadaşlarını tanıştırmayacak mısın? Dedi imayla gözüne bakarken yerine geçti.

- Elbette… Sağda oturan Konsta, yanındaki de Cerulean… Zaten tanıdığınızdan eminim. Sonuçta gezegeni birliğin korumasında, yanılıyor muyum?

- Hayır, yanılmıyorsun. Yanıldığın konu şu Septistli Omay; Cerulean’ı daha önce hiç görmedim. Şu an onun Babası yönetimde, oğlunun varlığından elbette haberdarım. Yalnızca daha önce hiç görmemiştim.

- Doğrusu duygularımız karşılıklı Eirum Syrus… Ben de Çok şaşkınım... Daha sert, görünüşlü yaşlı bir ihtiyar görmeyi bekliyordum. Ama karşılaştığım manzara pek de öyle değil. Aşırı geveze ve sürekli gülümseyen birisiniz. Sanki görünmeyen biri yanaklarınızı yukarı doğru çekiyormuş gibi…

- Ayeil dedi bu sözü üzerine Balamir atılarak;- konuşmana dikkat et lütfen…

- Sakin ol, Balamir. Kız yalnızca düşündüklerini söylüyor. Bunda ne sakınca olabilir.

- Evet, ne sakınca olabilir. Sürekli zihnime girmeye çalışması beni delirtiyor. Öğrenmek istediğiniz bir şey varsa neden doğrudan bana yöneltmiyorsunuz. Sisteme girdiğinizden bu yana zihnimde varlığınızı hissediyorum. Bu da beni öfkelendiriyor.

- Çok etkileyici… Hislerinin bu denli kuvvetli olması çok ilgi çekici, küçük kız…

- Ben size adımı söylemeyi unuttum sanırım, Bay Syrus… 

- Ah, lütfen kusuruma bakma… Rahatsız olacağını düşünemedim.

- Önemli değil. Artık anlaştığımıza göre ve neden geldiğimizi bildiğinize göre konumuza girebilir miyiz?

- Elbette, dinliyorum sizi.

- Başımı ufak bir belanın içine soktum ve Balamir sizin bana yardımcı olabileceğinizi söyledi. Bir an için Balamir’e bakıp yeniden adama dönerek;- eğer bu birliğe girersem sorunun kökünden hallolacağını ifade etti.

- Seni yanıltmamış… Ancak küçük sorunun nedir öğrenmeliyim, öyle değil mi?

- İhracat gemilerimizden biri Eshel çevresindeki sonarlardan birine çarpmış, hasar epeyce büyük…  Hasar ve maddi işler dışındaki büyük sorun Eshelin yöneticisi bunun planlı bir eylem olduğunu düşünüyor. Güya Eshel’i işgal etmeye çalışıyormuşuz. Bu yüzden de onlara bir güven antlaşması imzalamamı istiyorlar. Henüz şartlarını bile bilmiyorum.

- Tabii Balamir sana kurtuluş için böyle bir seçeneği söylediği için o tarihten evvel koruma altına girmek istiyorsun.

- Evet…

- Tabii, neden olmasın. Zaten yıllardır Septist’i bu birliğe sokmaya çalışıyoruz. Elindeki dosyaları ver ve gerisini bana bırak. Şu andan itibaren artık evrensel savaş komite birliğinin koruması altındasın.

- Bu kadar kolay mı yani?

- Hayır, değil… Prosedürler epey uzunca, sıkıcı ve yorucudur… Ancak merak etme; yalnızca birkaç kalvan sonra tüm evren birliğimize yeni katılan üyeyi öğrenmiş olacak dedi göz kırparak.

- Harika! İşte bu çok iyi oldu. Bu kadar hızlı olmasını hiç beklemiyordum. Tahmin bile etmiyordum.

- Bunu görebiliyoruz. Artık gergin değilsin umuyorum ki dedi Konsta söze karışarak.

- Aklını mı kaçırdın. Ne gerginliği, şu an sevinçten ne yapacağımı bilemez haldeyim.

- Çocuk gibisin, Ayeil. Biraz sakin ol dedi Cerulean;- şu an kimin karşısında olduğunu unutma.

- Önemli değil. Hoşuma gidiyor.

- Neyse ki… Yoksa bu bay ciddiyetlerin arasında delirebilirdim. Çok teşekkür ederim dedi ayağa kalkıp adamın bir elini avuçlarına aldı;- çok sağ olun. İnanın beni büyük bir beladan ve yükten kurtardınız. Çok minnettarım.

- Asıl ben sana teşekkür ederim; birliğimize Septist gibi önemli bir üyeyi kattığın için… Sanırım Balamir söylemiştir Septist’in askeri teknolojisinin ne denli önemli olduğunu…

- Evet, çok iyi ifade etti hem de dedi yeniden yerine otururken…

- Eh, biz artık seni tutmayalım, Eirum dedi Balamir ayaklanarak;- yapacak işlerin var…

- Bu işler seni de ilgilendiriyor, Balamir. Zaten henüz sizi bırakmıyorum dedi Ayeil’e dönerek;- bu gece misafirimsiniz. Balamir’le işlerimizi halledene dek sizler keyfinize bakın. Yanınıza birini vereyim. Sizi köşke götürsünler.

- Ama nasıl olur dedi Ayeil Balamir’e bakıyordu.

- Sanırım iyi olur.  Syrus teklif ediyorsa geri çevirecek değiliz. Köşkü görünce dudakların uçuklayacak. Bence bu fırsatı kaçırmayı hiç istemezsin. İnanılmaz bir yerdir.

- Eh, iyi o halde… Neden itiraz edeyim ki zaten… 

- Şoförü arıyorum. Dedi ahizeyi eline aldı, numarayı çevirdi;- sizler inene dek şoför gelmiş olur. Bu esnada telefon yanıtlanmıştı.

- Buyurun, efendim.

- Merkez binanın önüne gel. Misafirlerimizi köşke götüreceksin.

- Emredersiniz, efendim dedi ve telefon kapandı.

- Sizinle köşkte görüşürüz. Ha bu arada Ayeil unutuyordum. Sen kal. Bazı evraklarda imzana ihtiyacım olacak.

- Bu aşamada imzaya ihtiyaç duyulmuyordu? Yeni kural mı? Dedi Balamir bunu duyunca.

- Evet, öyle…  Sonraki aşamalarda öyle zorluklarla uğraşmak zorunda kalıyordum ki bu kararı almalıydım. İleri ki aşamalarda sorun olmaması için ilk aşamadan önlemini almak gerek, değil mi?

- Buralardan epey uzak kalmışım anlaşılan…

- Sana birçok kez gelip işleri kontrol etmeni söylemiştim, Balamir.

- Biliyorum, biliyorum. Hatalıyım dedi onu susturarak.

- Tamam öyleyse… Beyler siz gidin. Duydunuz. Dedi Ayeil hala orada dikilmekte olan Konsta ve Cerulean’a…

- Tamam, köşkte görüşürüz dedi Konsta ve odadan çıktılar.

- Bizde işimize odaklanalım, Balamir. Sen biraz sıkılacaksın, Ayeil.

- Önemli değil. Bu odadan manzara çok güzelmiş dedi hayretle çevreyi izliyorken. Konsta ve Cerulean ayrılır ayrılmaz onları görebilmek için cama yönelmişti. Sonra da manzaranın büyüleyici ihtişamına kapılmıştı.

- Senin adına sevindim. Oyalanacak bir şey bulabildin.

- I-hım dedi yalnızca… Çoktan dalıp gitmişti bile düşüncelerine…

- Onunla hiç oyalanma istersen dedi Balamir kıza hayretle bakan arkadaşına;- onu en yakınındaki insan bile anlayamamış ki sen çözebilesin. Çoktan düşüncelerine gömülmüştür bile…

- Tuhaf bir kız dedi önündeki evraklara odaklanırken.

- Öyledir. Onu bırakalım da kurul üyelerini hiç araya bulaştırmamanı temenni ediyorum. Akdi takdirde iş daha da uzayacak.

- Bu konuda onaylarına da fikirlerine de ihtiyacım olmaz, Balamir. Septist için her şey hazır durumdaydı zaten… Sadece dondurmuştuk işlemleri… Şimdi yapmamız gereken şey işlemleri yeniden uygulamaya geçirmek ki tek telefon yeterli dedi cebinden şahsi telefonunu çıkartıp kısa bir numara çevirdi. Yanıtlanır yanıtlanmaz da konuya girdi;- S- 1141 numaralı işlemi uygulamaya geçirin. Ve dosyaları bilgisayarıma yollayın dedikten sonra telefonu kapattı. Bilgisayarını açtı.

- Peki, bu esnada benim yapmam gereken nedir?

- Prosedürlerle ilgileneceksin dedi önüne bir yığın kâğıdı koyarken…

- Tahmin etmeliydim… Kâğıtları önündeki sehpanın üzerine aldı, eline bir kalem geçirdi ve dikkatini toparlayıp kâğıtlara gömüldü. Birkaç kalvan sonra -akşamüzeriydi- gerekli tüm işlemleri halletmişlerdi. Ayeil’de Gerekli yerlere imzasını attıktan sonra artık geriye tek bir şey kalıyordu; o da kamuoyuna bu yeni katılımı duyurmaktı. Sekreter kızı odasına çağırıp on beş kalvan içerisinde merkezin evrensel yayın kanalından yapacağı önemli duyuruyu kanalın yetkililerine haber vermesini söyledi. Kız çıkar çıkmaz onlar da ayaklandılar. Kanal zaten binanın içerisindeydi. Yalnızca asansörle birkaç kat inilmesi gerekiyordu. Odadan çıktılar ve şahsi asansörüne yöneldiler. 

- Belki ben konuşmayı yaparken yanımda bulunmak istersin, Ayeil. Daha etkili olacaktır. Dedi asansöre girdiklerinde…

- Sorun olmaz mı?

- Hayır…

- İyi öyleyse… Keşke o aptalların yüzlerini de görecek olsaydım. Bu herhalde onlara benimle ve Ülkemle uğraşmamayı gösterir. Elbette senin ve birliğinin sayesinde… Teşekkür ederim dedi gülümseyerek…

- Hiç önemi yok… Önden buyur dedi asansör durduğunda yolu göstererek, kapı açıldı. Ayeil ve Eirum yan yana, Balamir önlerinde kanala girdiler.

- Gerekli her kurum mevcut mu bu binanın içerisinde?

- Evet… Neden çevremde toplayabilecekken şehrin içine yayayım ki, değil mi?

- Çok doğru ve akıllıca…

- Teşekkürler… Şimdi sanırım bizi önce makyaja alacaklar dedi kanalın yöneticisiyle karşı karşıya geldiklerinde Eirum.

- Küçükhanım’da yanınızda yer alacak mı, efendim?

- Evet, kasir…

- Ya efendi Balamir dedi ona dönerek…

- Yok, Kasir. Yalnızca ikisi olacak.

- Peki efendim. Öyleyse sizi makyaj odasına alalım dedi önlerinden ilerleyip yolu gösteriyordu. Makyajdan sonra hemen yayının yapılacağı stüdyoya geçmişlerdi. Mikrofonları ve kulaklıkları da takıldıktan sonra canlı yayına geçmek için birkaç kalv beklemeleri gerekiyordu artık…  İkisi de sessizdi ancak Ayeil biraz da gergindi. Sonuçta ilk kez evrensel bir kanalda hem de komite başkanının yanında canlı yayına çıkacaktı. Eirum kızın gerginliğini sezmişti.

- Sakin ol, sen yalnızca yanımda duracaksın. 

- Yine de gerilmeme yeterli bir sebep bu… İlk defa canlı yayına çıkıyorum. Üstelik sıradan bir yayında değil. Evren çapında yayınlanacak. Konuşmayı da sen yapıyorsun. Şimdiden oluşacak tepkileri düşünüyorum da sanırım epey uzun sürecek bu süreç…

- Bu çok olağan bir şey değil mi? Sen yalnızca dik dur… Gelecek tepkileri hiç dert etme, hepsiyle ben ilgileneceğim. Çok tedirgin olacaksan bir süre ortalarda dolanmazsın sen de…

- Ağzı olan konuşacak diye korkacak değilim.

- Çok güzel bir terim bu… Hangi bölgeye ait?

- Dünya’ya…

- Yayına son beş kavl dedi yayını yapacak olan yönetmen bu esnada…  Ve geri sayıma başlandı;- yayındayız!

- İyi akşamlar sevgili müttefikler ve dostlar diye söze girdi işareti alan Eirum. Kamera şu an yalnızca ona odaklıydı ki bu kararlaştırılan bir şeydi;- yalnızca birkaç kalv boyunca uydu yayınlarınızın frekansını yapacağım çok önemli bir duyuru için kesmiş bulunuyorum. Yıllarca çabalayıpta başarılı olamadığımız bir konuda çok kısa bir süre önce mutabakata vardığımız sevgili dostum Omay Ayeil ve yönetimi altındaki Septist’le birliğimizin yolları birleşmiştir. Dediğinde kamera bu defa ikisini kadraja almıştı;- Şu andan itibaren ilan ediyorum ki Septist halkı, mülkü, teknolojisi, tarihi vs. ile korumamız altındadır. Umuyorum ki bu yeni gelişmenin tüm evren ve birliğimiz için yararlı olması dileğiyle konuşmamı sonlandırıyorum. Ve iyi geceler diliyorum…  

- Gerçekten de epey kısa bir konuşma oldu dedi kameralar kapandığı anda Ayeil rahat bir nefesle…

- Kısa ancak oldukça etkili…

- Haklısın. Şimdiden evren çapında meydana geliyor olan bu küçük kaosun titreşimlerini hissedebiliyorum dedi üzerindeki mikrofonu ve kulaklığı çıkartırken;- ayrıca madem konuşmayacaktım bu şeyler neden üzerime takıldı ki…

- Konuşabileceğini düşündürtmesi içindi. Yani ufak bir detaydı yalnızca…

- Ne kadar ince düşünüyorsunuz böyle?

- Gerekli olduğu için, Sevgili Ayeil dedi kızı ve Balamir’i yanına alarak kanaldan çıktılar. Binanın çıkışına yöneldiklerinde şoförü çağırmak için telefonuna sarılmıştı. Dışarı çıktıklarında şoför kapıdaydı. Araca bindiler ve köşkün yoluna girdiler. Bu yol sanki diğerlerinden farklı ve özel olarak tasarlanmıştı. Daha girişinden itibaren belli ki sonuna dek çevresinde özel aydınlatma direkleri ve yol boyunca uzanıp giden çiçekler vardı…

- Bu yolun yapımı uzun sürmüş olmalı… Dedi şaşkınlığını ifade ederek.

- Özel tasarım… Sonuçta evime çıkıyor dedi sorusuna yanıt olarak.

- Yolu böyleyse köşkün kendisi nasıldır merak ediyorum.

- Birazdan göreceksin… Ee, Balamir dedi sessiz kaldığını fark edince;- sessizsin. Sorun mu var?

- Ne sorun olabilir? Biraz yorgunum, uğraştırdığın evraklar epey yordu beni dedi imayla yüzüne bakarken.

- Haklısın… Neyse köşke varalım yorgunluğunu telafi ederiz artık…

- Çok iyi olur, Başkan Syrus.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 39
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Çalışırken denk gelmiştim milliyet blog sayfasına... Burada yazılanlar beni çok cezbetti ve ben d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster