Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Eylül '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
2333
 

Kızıl nehirler 2

Kızıl nehirler 2
 

imdb.


Anti-Yeni Sinema Olarak, Neo-Engizisyon Filmleri Örneği Olarak, ‘Kızıl Nehirler 2’

AB’nin 3 devi, Fransa, İngiltere ve Almanya, Protestan-Katolik ayrımını çok sert yaşadı.

İlk engizisyon(-cuk) örnekleri, 12. Yüzyıl’da Fransa’da görülse de, asıl engizisyon, tam da Amerika’nın yeniden keşfedildiği yıl olan, 1492’de İspanya’da zirve yaptı.

İyi zirveydi ama... Has Hristiyanlar bile, bundan nasibini sonuna kadar aldı, çünkü teokrasi paracıklarını geri almak niyetindeydi ve aldı da...

Bu, tam da o sıralar Dünya’nın 1 numarası olan İspanya’nın sonunu getirdi. Goya’nın engizisyon resimlerine gelindiğinde İspanya, global sırada çoktaan 10. sıradan aşağılara düşmüştü.

Eski Dünya’nın yeni kolonisi ve sonradan ‘eski sömürgecilerini yeni sömürgeleştirici’ ABD, engizisyondan nasibini pek almadı.

İlginçtir: ABD, Dünya’nın en dini bütün G-7 ülkesi iken, faşizmi dibine kadar yaşadı ama din konusu orada göreli özgür bırakıldı.

Daha da ilginçtir: Dünya’nın neo-global kültürel (artık biraz eski) sömürgeleştiricisi Holywood, din konusundan uzak durdu, hatta kaçındı.

Başrolünü bir papazın oynadığı ‘Exorcist’ dışında, kaç ‘best-seller’ Holywood dini filmi sayabiliriz ki?

AB büyürken bile ulusal kalan Fransa, sinemasını Holywood’un şerrinden, devlet desteği ile koruyan ülke oldu. Bugün, 1990’lardan beridir, özel bir fransız sinema lezzeti var. Tüm türlere yansıyor bu: Komedi, aşk, vd.

Ancak, ‘korku’ başlığı altında toplanabilecek türde (türlerde ve türcüklerde, gerilim, vd), ilginç bir biçimde Fransa’dan, diğer ülkelerde (din dahil) aslında fantastik sayılan örnekler çıkıyor.

Bir Holywood filminde, engizitör bir papaz göremezsiniz. Fransız filmlerinde çokça görürsünüz ama bu parapsikoloji ve doğaüstü ile karışık olur: ‘Kurtlar Kardeşliği’ diyelim, ‘Verdocq’ diyelim...

‘Kızıl Nehirler 2’ye gelelim:

Birincisi daha çok polisiye bir filmdi. İkincisi, doğruca damardan dine giriyor ve orada kalıyor.

Neden böyle?

Çünkü AB’ye yeni bir Orta Çağ ve engizisyon geldi: AB bir Hristiyan Klübü artık. Üstelik tarihnde olmadığı denli büyük bir Müslüman azınlık da barındırıyor şu sıralar... Hanimiş benim, 1350 yıllık cihat-Haçlı Seferi kıyametim...

Bunun da, kültüre, sanata, sinemaya yansımaması düşünülemez. Fransa’da ortaya çıkması ise, onların Fransız Fransız’lığı ile açımlanabilir:

(Bu deyim, Türkçe’de hem ‘fransızlık’a yabancılaşmışlık’, hem de ‘ulusalın ulusalı’ (evet, Le Pen’ci) anlamlarını birlikte içeriyor.)

Filmde başrolde Jean Reno var: En ‘cool’ Fransız, Holywood’a gidip asimile olmayan bir Fransız. Bir de kazmalığı / maçoluğu var ki dinsel bir filme cuk oturuyor:

Papazlar ve imamlar, ince olduklarını sanıp, temel dinsel, ahlaksal, hukuksal ve siyasal kırmızı çizgileri, yalnızca dinsel / uhrevi / manevi kişiler olduklarına güvenip, rahatça ihlal ederler, çünküonlara göre fani insanlar onlara karışamaz, onlara yalnızca Tanrı / Allah karışır ve onun da Yeryüzü’ne pek karışmadığı, ahiret ve kıyametten bellidir. İşte bu bellilik, din adamlarını baston gibi dosdoğru kılar. Onlar da kendilerini, insanların bastonu (yani kötü yola düşmekten geri taşıyıcısı) sayarlar zaten.

İşte bu temel koşullarda, Yeni-Sinema’nın ateist olduğunu rahatça baştan kabul edip, anti-yeni-sinema örneği olarak bu yeni-engizisyon filmi örneğine bakabiliriz:

Konumuz kıyamet:

Herkes kıyamete takmış: Geçmiş gitmiş bitmiş ikinci milenyum takınağı. Gerçek durum şu ki insan başladığından beridir bir cehennem ve onun (eğer olabilecekse) cennet olmasına 500-10.000 yıl daha var. Yani, bu uhrevi / dini bir konu değil, tümüyle dünyevi bir konu. Kıyamet şimdi ve burada. Hep öyleydi, öyle ve epeyi daha öyle kalacak.

Dolayısıyla engizisyonun kurtarıcılığı, tümüyle kendi çıkarları içindir; tıpkı dolar milyarderleri gibi, tıpkı 1492 ve Goya engizitörleri gibi... Yani, onlar ahiret için değil, bu dünya için birşeyler isteyip alıyorlar.

Bunun için de, atom bombası yaptılar: Anti-Christ uzaya gitti. Bunun için, global ısınma yarattılar: Şeytan, kimse aymasa da, yeni ve asıl buz cehennemini, en geç 500 yıl içinde kıyametimize sokacak.

Bu durumda, bir polisin kıyameti önlemesi, bir masal bile değil: Reno’nun ‘cool’luğu, ağlatacağına güldürüyor.

Filmin yarattığı bilmeceye ve çözümüne gerçek yaşamda gereksinimimiz yok. %oo 1’lik ‘exodus’ (terra inexista) gerçek bilmecesi ve çözümsüzlüğü var, onu çözelim önce.

Engizisyona gereksinimimiz yok, insan cehennemimiz var: Onu çözelim önce.

Dolayısıyla çözüm, öykülerde değil, öyküsüzlüklerde...

Tabii ki olay aslında bu denli ciddi değil. Her 2 filmde de post-modern sululuklar var: Bazı rahipler, 1 dekatlon rekortmeninin 3 günde gösterebildiği performansı, 10 dalda peşpeşe 10 dakikada gösteriveriyorlar.

Bu da, aksiyonun Fransızkop’u...

Ancak, Fransız’ın hakkını Fransız’a verelim: Gerçeküstünü gerçek olarak görselleştirme işlevini en iyi Fransızlar yerine getiriyor. Eee, ne de olsa sürrealizm geleneklerinde var. (Örnekse: Renk atmosferinin ayarı, plan geçişlerindeki inanılmaz rahatlık, vd...)

Eğer Grange hayranı değilseniz, bu filmi seyretmeseniz de olur ama seyrederseniz, engizisyonun yaşamımıza ne kadar sokulduğunu görürsünüz.

‘Le Fin’: ‘Spoiler’sız film yazısı olur mu?:

İsa sağ kalıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 501
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster