Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '16

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
176
 

Kızılbaşlığın resmi olarak ilk yaşatıldığı imparatorluklar (2)

Kızılbaşlığın resmi olarak ilk yaşatıldığı imparatorluklar (2)
 

Kızılbaşlık inanç, ibadet, yaşam ve kültür şeklinin M.Ö. 15 000 yıllarından itibaren Hindistan, Mezopotamya, Asya ve Anadolu’da Ana Tanrıça kültüründen geldiği daha öncede belirtilmişti.

Ana Tanrıça kültürü üzerine şekillenen Zerdüştlük, M.Ö. 600 yıllarından itibaren, Mezopotamya’da Asur İmparatorluğunu yıkarak bunun yerine geçen Med İmparatorluğunun resmi dini olmuştur. M.Ö. 550 yılına kadar bu resmiyette devam eden Zerdüşt inancı, Perslerin Medleri yıkıp kendi İmparatorluğunu ilan etmesiyle, Zerdüştlük adıyla aynı düşünce temelinde devam ettirilmiştir.

Perslerden sonra sahneye çıkan Sasaniler de, Zerdüştlük dini felsefeni aynı şekilde Manicilik adıyla M.S. 250 ile 600 yılları arasında sürdürmüş olup, M.S. 600 yıllarından itibaren sahneye çıkan Mazdek, Zerdüştlüğün inanç ve ibadet yapısına bağlı şekilde yaşatmayı başarmıştır.

Mazdek öldükten sonra karısı Hürrem, Hürremilik adıyla aynı inanç ve kültürel yapıyı devam ettirmiş olup, Hürrem’den sonra yaklaşık Miladi 800 yılların sonuna kadar, Hürremilik adıyla yaşatılmıştır. Miladi 900 ile 1000 yıllarından itibaren Hürremilik, Babailik (Kızılbaşlık) adını alarak günümüze kadar gelen Alevilik din ve kültürünün adı olmuştur. Bu dini kültürel yapı, Mezopotamya tarihinde en büyük iz bırakanlardandır. 

M.S. 700 yıllarından itibaren Orta Asya’dan göç ederek İran ve Irak çevresine yerleşen Şamanist Türkler, İslamiyetin egemen olmaya başladığı döneme kadar Şamanist inançla yaşamlarını sürdürmüşlerdir. M.S. 700 yıllarından itibaren Mezopotamya’da egemenlik kurmaya çalışan İslamiyet, Türk, Kürt ve İranlılar üzerinde baskı ve katliam uygulamaya başlamasıyla, bu her üç halk içerisinde büyük bir parçalanma ve bölünme meydana gelmiştir.

Bu bölünme ve parçalanma sonucunda, Kürt ve Türklerin büyük bir çoğunluğu Sünni İslamı kabul ederlerken, Farsların tamamına yakını ise Şii İslamı benimsemişlerdir. Manici Kürtlerden ve Şamanist Türklerden geriye kalanlar ise, M.S. 750 yıllarından itibaren Müslümanlık baskı ve katliamlarına karşı Babailik'te birleşerek, Ana Tanrıça din ve kültürü olan Alevi Kızılbaşlığı yaşatmaya çalışmışlardır. 

Manici Kürtler ile Şamanist Türkleri birleştiren ana temel etken ise, Şamanizm’deki Ak Bö ve Kara Bö tanrı anlayışı ile, Zerdüştlüğün devamı olan Mazdek ve Mani felsefesindeki Aydınlık ve Karanlık tanrısal inanç anlayışı, her iki halkı hem dini açıdan hem de siyasal olarak birleşmelerini sağlamıştır. Gerek Medler'de, gerekse Pers ve Sasaniler, İslamı kabul etmeden önce, Zerdüştlük dinsel ve siyasal yapıdaki Dört Kapı Kırklar Makamımdaki ibadet ve yönetim şeklini uzun yıllar devam ettirmişlerdir.

Demokratik ve modern bir din, ibadet ve siyaset yapısına sahip olan Med Krallığı, Mezopotamya bölgesinde yaşayan farklı kimlik ve kültürden olan tüm halkları, kendi özgün yapıları ve inançlarında özgürce 50 yıl yaşatmayı bilmiştir. Bu yönetim şekline güç ve perspektif veren düşünce, Zerdüştlüğün düalist felsefesindeki Hümanizden gelen, Erenlik, Pirlik, Dervişlik ve Dedelik Makamlarıdır. İşte bu makamların adı, günümüz Aleviliğinde sürdürülmeye çalışılmaktadır.

M.S. 750 yıllarından itibaren Mezopotamya toplulukları, Şii ve Sünni İslam ile tanışmaya başlarken, özellikle İranlıların liderliğini yapan Manici inanç kültüründen gelen Kürt Ebu Müslim Horasani, Hz. Muhammed’in Amcası oğlu Şii Ebul Cafer Abbasoğlu ile birleşerek, Emevi Sünni İslam devletini yıkmışlardır. Bu mücadele sonucunda Şii Abbasi Devletini kurmalarıyla, Medlerin merkezi durumunda olan İran toplumunun büyük çoğunluğu, Şii İslamı benimsemişlerdir. Bu tarihten sonra Kızılbaşlık, bir daha toplumsal yönetim ve idareyi eline geçirememiştir.

Mezopotamya ve Ortadoğu’nun toplumsal tarihinde Müslümanlığın gerek Şii, gerekse Sünni İslam anlayışı etkili olmasıyla, Mazdek Kızılbaşlık esaret altına alınmıştır. Böylece İslamiyeti kabul eden diğer birçok millet ve topluluklar, Aleviliği sürekli baskı ve egemenlik altında tutmaları neticesinde, Kızılbaşlar bulundukları her yerde kültürlerini çoğu zaman yer altına çekilerek, gizli şekilde yaşatmaya çalışmışlardır. Ve bu gün hala birçok bölgede aynı durumda ibadet etmektedirler. Mezopotamya’da dinsel ve siyasal durum bu aşamaya gelirken, daha sonra düzenli devlet yönetimlerine geçen İran, Arap ve Türk Müslümanlar, Kızılbaşlar üzerinde en acımasız baskı yöntemlerini sürdürmüşlerdir.

Baskılar sonucunda Alevilerin çoğunluğu Dört Kapı Kırklar Makamı hakkında sadece Cem ibadetinde ve dinsel eğitim sırasında uygulanan bir yapı olarak ve de dini ibadetler sırasında, bir takım usulleri uygulayan kişilerin oturdukları makam şeklinde bilmektedirler. 

Aslında Alevilik hem dinsel hem de siyasal ve sosyal bir makam ve yönetim şekline sahiptir. Alevilik üzerinde düşünüp tartışılacağı zaman, tek tanrılı dinlerde olduğu gibi her an Dini Şeriata kayma gibi bir tehlike söz konusu değildir. Avrupa ve Batılı ülkeler, Tek Tanrılı dinlerin bu tehlikeli yanlarını önlemek için, Laiklik ve Sekülerizm anlayışı ile bu tehlike engellenmeye çalışılmıştır. Kızılbaşlık için böyle bir tehlike asla söz konusu değildir.

Çünkü Alevilik ya da Kızılbaşlık var oluş felsefi yapısı itibariyle, Laiklik ve Sekülerizm anlayışı kendi doğallığının bir parçasıdır. Bu yüzden Kızılbaşlık her yeniliğe ve insanlık için faydalı olan tüm farklı düşüncelere açık, hoş görülü bir felsefeye sahiptir. Bu yüzden toplumsal idareler olan Siyasal, Sosyal ve Dini tüm alanlarda demokratik bakış açısı yoksa, Alevilik orada en küçük bir görev ve sorumluluk almamaktadır. 

Günümüzde demokratik yapıyı uygulayan Batı ülkeleri, Laiklik ve Sekülerizm düşüncesini, Tek Tanrılı dinlerin uyguladığı Şeriat sistemindeki Ortaçağ karanlığını yaşadıktan sonra akıl etmişlerken, Kızılbaşlık ise bu tehlikelere maruz kalmadan, ilk doğuşundan itibaren, öz varlığının bir parçası olarak görmüştür ve ona göre felsefi düşüncesini geliştirmiştir.

Alevi kitlesinin büyük bir çoğunluğu, bu kadar çağdaş ve modern bir anlayışa sahip, inanç ve siyasal felsefelenin gerçek tarihleri hakkında çok fazla derin bilgiye sahip değillerdir. Bunun nedeni ise, Müslüman Arap, Fars ve Türk İslam İmparatorluklarının baskıları yüzündendir.

Anadolu ve Mezopotamya’da egemenlik kuran Türk devletleri, Aleviliği yok edebildiği kadar ettikten sonra, edemediklerinin de içerisine girerek, yozlaştırıp farklılaştırmaya çalışmışlardır. Aleviliğin ibadet Makamları hakkında düşünürken, Türkiye Cumhuriyeti’nin direkt ve dolaylı şekilde yönlendirip, asimile etmeye çalıştığı Dedelerin ortaya attığı anlayışa göre değerlendirmemek gerekir.

Alevilikteki Pirlik ve Dedelik Makamını Ebul Baka Baba İlyas, Baba İshak, Hünkar Bektaşı Veli, Musa Çelebi, Şeyh Bedrettin, Kalender Çelebi, Celaliler ve Pir Sultan Abdal gibi Kızılbaş lider ve Pirlerin yaptıklarına ve yapmak istediklerine göre değerlendirip, ona göre Kızılbaşlığın oluşum ve felsefesi hakkında karar vermek gerekir.

Kızılbaşlığın Pirleri, düşünce ve felsefelerinin temel kaynağını, Mezopotamya’da var olan Zerdüştlük ve Şamanizm düşüncesinden aldıkları bilinmektedir. Bu düşünceyi bugün yaşlanmış ve ömürlerinin son günlerini yaşayan, Kürt ve Türk Alevilerin yaşlı insanların Güneşe, Aya ve Ateşe dönerek yapmış oldukları dua ve ibadet kültürüyle yaşatmalarından anlaşılmaktadır. Buraya kadar Kızılbaşlığın tarihteki yerini ve başlangıç şeklini inceledikten sonra, Alevilik olduğu iddia edilen Arap Şiiliği derince incelendiğinde, her iki inanç anlayışının ne kadar farklı ve ayrı düşünceler olduğunu kolayca anlaşılmaktadir.

Kaynaklar:  Ethem Xemgin. Aleviliğin Temelindeki Ahuramazda ve Zerdüşt Öğretisi. Said Nefisi. Babek (Babekiler)Turan Dursun. Kuran Ansiklopedisi. Felicien Chalaye. Dinler Tarihi- Varlık Yayınları. Görsel Büyük Genel Kültür Ansiklopedisi. Cilt 24

Cemal Zöngür

Arş. Yazar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 56
Toplam yorum
: 87
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 730
Kayıt tarihi
: 27.03.16
 
 

Eğitim: Yüksekokul, Meslek: Yönetim, İlgi Alanım: Tarih, Felsefe ve Sosyoloji üzerine araştırma. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster