Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Şubat '16

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
607
 

Kızlar ve babalar

Kızlar ve babalar
 

Babalar her kız çocuğunun ilk aşkıdır...


Ne hayatın bize sunduğu ailemizi ne de ailemizin bize sunduğu hayatı kendimiz seçiyoruz. Canımıza can veren anne babalarımız bizim varoluşumuzun temeli. Her ikisinin de yeri, rolü ve varlığı benliğimiz ve karakterimiz için önem taşıyan iki önemli unsur. Anne babalarımız bizlerin temel taşı, tuzu biberi. Kimileri için kötü anne baba desek bile, hiç olmamasından daha iyidir diye varlıklarına şükrettiğimiz nice yetersiz anne babalar vardır. Diğer yandan onlarsız bir hayatı hayal edemeyecek kadar görevlerinin hakkını verenler de var. Mesleğim gereği çok farklı ebeveynlerle tanışma şerefine eriştim. Taktir edilecek nice veliler tanıdım. Bu şekilde iyi bireylerin tohumu olan çoçukların hayatlarına dokunmak da nasip oldu. Diğer taraftan henüz birey olmanın anlamını anlamadan, birey yetiştirmeye soyunmuş insanlar da gördüm. Anne baba olmanın ne olduğunu, anne baba olmadan anlamanın zor olduğu inancına saygı duyarak, burda şu vurguyu yapmak isterim;  Bu yazımla amacım ne anne babaları eleştirmek, ne de onların görevini değerlendirmek. Burdaki amacım daha çok baba-kız ilişkilerine değinmek. Kendi deneyimlerim dışında, gözlemlediğimde, sorduğumda anlatılanları değerlendirerek bir çok baba-kız ilişkisinde olan ortak noktalardan bahsetmek.
Her kız çocuğunun ilk aşkıdır baba, ve nicesi için de ilk sevgiliyle tanışana kadar bu böyle devam eder. Hayatlarına damga vurmuş, onları büyülemiş, sevgiye boğmuş ve kızlarında büyük hayranlık uyandırmış güven kaynağıdır çoğu baba. Kimi araştırmalara göre bir çok kızın hayalinde canlandırdığı, aşık olduğu erkeğin kendi babasıyla ortak noktaları vardır. Kimisi bunu bilinçli kimisi ise farkında olmadan yapar. Farkında olmadan yapanlarsa nihayet o adamı bulduklarında farkederler aslında seçtikleri adamın babalarını ne kadar andırdığını. Bu baba-kız ilişkisine dair yapabileceğim en romantik yorum olsa gerek. Diğer yandan hayatlarına dahil ettikleri erkeğin babasına asla benzemesini istemeyen de var elbet. Asla babalarının otoritesine, baskısına, şiddetine, pasifliğine, sorumsuzluğuna veya öfkesine benzesin istemeyen kız çocuklarından bahsediyorum. Maalesef kimileri de tam bu durumdan kaçmak isterken, hiç ummadıkları bir şekilde kendilerini, tıpkı babalarının öfkesine, şiddetine veya kıskançlığına maruz bırakan ilişkilerde bulur. Bir türlü mutluluğu yakalayamamış, aslında hep bir ‘zor erkek’ sevdasına düşmüş kızlar, belki de o tanıdıkları zor erkek kavramının altında yatan o ‘zor babaya’ benzeyenin peşine düşmüştür. Kimi kadınlar travmalarından travmalar beğenerek buna alışkın olduğu için bu durumun içinde kalmayı başarırken, kimisi de çocukluğunda aldığı yaralarla daha fazla katlanamayacak hale gelmiş oluyor. Örneğin babasından sosyal baskı gören kız, ilerde eşinden de aynı baskıyı görünce zorlanmıyor. Hatta bunda alışılmışlığın verdiği bir huzur buluyor. Aynı şekilde şiddete maruz kalmış kız çocukları da şiddete meyilli bir eşi kabullenmekte güçlük çekmiyor. Sonuç olarak bu durumu kabullenip kabullenmemek arasında bir tercih yapmaktan başka çare olmuyor, ve kimileri yılların verdiği korku ve özgüven eksikliği ile böyle bir yaşamı kendine reva görüyor.
Bir çok bayana babasıyla olan ilişkini ve bağını nasıl anlatırsın diye sordum. Yarısından fazlası ‘sırtımı dayadığım dağım, başıma ne gelirse gelsin daima arkamda olup beni savunacağını, koruyup kollayacağını bildiğim insan, sevgisinden asla şüphe etmediğim adam’ gibi güzel cümlelerle ifade etti kendilerini. Kimisi ‘daima arkadaş gibi olduğum, hep tercihlerimde bana yön veren, benim için neyin iyi ve kötü olacağını bilerek destekleyen, veya benim iyiliğim için beni eleştiren veya düşünmemi sağlayan karşıtım’ dedi. Bir çoğu her türlü görevine sadık babalardan bahsetti ve babalık kavramının içini kendilerince çok farklı sıfatlarla doldurdular. Bir grup ise kendisini babasına borçlu olduğunu, ona karşı sorumlulukları olduğunu söyledi. Kimileri ‘babamın başını öne eğmek, onu mahçup etmek istemem’ dedi. Bir çoğunun aralarındaki bağ bir vefa borcu, bir sadakatti.

Hayatın bütün alanlarında kendilerine olumlu beklentiler yükleyen, onlarla dialog halinde kalan, onlara sevgi ve özgüven aşılayan babaların kızları, yetişkin hayatlarında yaptıkları tercihlerde daha seçici ve daha keskin oluyorlar desem itiraz eden olur mu? Hatta daha başarılı bireyler oluyorlar desem çok mu iddialı olur?
Diğer taraftan da kızlarının özgüvenine hiçbir yatırım yapmamış, hatta başını bir kere bile okşamamış ve kızlarına hiçbir olumlu duyguyu yüklememiş babaların kızları, kendi başına yoğurdukları benlikleriyle güçlü bireyler olmayı ve kendi başlarına hayatta kalmayı öğreniyolar desem, itiraz eden olur mu? Her iki kategorideki kızlar hayatta güçlü oluyorlar. Ama en sağlıklısı hangisi desem? Bir de sevgiden ve ilgiden mahrum yetişen kızların, o eksiklikleri yanlış insanlarla dolduruyor olmasının sebebi belki de hayatlarında yol gösteren bir rehberin olmamasıdır desem, yine mi abartmış olurum?

Nice babalar vardır ki kapıdan içeri girince ev halkına selam vermeyi onlara çok görür. Niceleri kızının iyi halini kötü halini bilmez. Kimileri iletişim içinde olmayı beceremediği için olmamayı tercih eder veya anne aracılığı ile diplomatik bir ilişki ve iletişim kurarlar. Genelde bu tarz baba-kız ilişkisinde anneye yüklenen rehberlik ve elçilik görevi, aslında kız çocuğuna giden sevgi kanalının birinin tıkanmış olması demektir. Bunu sıcak su ve soğuk su musluğu gibi düşünün; yaz kış hep soğuk su ile yıkanmanın verdiği eksiklik nasıl olursa artık. Yazın belki idare edilebilir ama kışın sıcak su olmadan olmaz. Kızlar da babanın yokluğunda veya onun sevgisinin ve ilgisinin eksikliğinde arayışa girerler. Sonra anlamazlar kızlar neden erkenden yuvadan ayrılmak ister, neden küçük yaşta evliliğe başvurur, evden kaçar veya olur olmadık ilişkiler içinde kendine zarar verir. Baskıcı olduğu kadar vurdumduymaz babaların da elde edeceği sonuç aynıdır. Bir de rolünü üstlenememiş, annenin gölgesinde kalmış silik karakterli babalar var. Bu tip babalar genelde onlara fikir danışılmayınca, ‘bu evde bizi adam yerine koyan mı var’ diyerek, kendini önemsenmiyor veya istenmiyormuş gibi göstermeyi de başarırlar. Oysa aynı evde yaşadığı babasıyla tek kelime etmeden evlilik yapıp boşanan kızlardan tutun da evin içinde korkuya dayalı pasif bir şiddet uygulayan baba-kız ilişkisi, evladını baştan sonuna kadar umursamayan despot babanın ürünüdür. Babalık görevindeki temel unsur sevgi ve şevkat olduğu kadar, aile reisi diye bildiğimiz babanın bir başka görevi evlatlar arasında adaleti de sağlamaktır. Oysa bir çok ataerkil aile yapısında kızların çifte standartlarla dışlandığını da gördüğümüz oluyor. Annenin aşırı duygusallığı yanında babanın sağduyulu olmasını bekler kız çocuğu ama yine de babaların altından kalkmakta zorlandığı anları anne üstlenirken, baba kızını sevgisinden mahrum eder. Oysa hayatın sunduğu imkanlar dışında parayla bile satın alınamayan özgüven duygusunu anne kadar baba da aşılar çocuğuna. Baba nasıl bu duyguyu yerlebir ediyorsa, bir o kadar da sağlam bir temeli oluşturmakta büyük rolü olduğunu bilmez. Bir kıza kadın-erkek eşitliğini ve hayatta bir erkeğe bağlı ve bağımlı olmadan da ayakta durabileceğini örnek olarak öğretmesi gereken kişi de baba olmalıdır.
Bir rivayete göre Hz. Ali’nin bir sözü şöyledir; ‘İyi damat kazanılmış bir erkek evlattır. Kötü damat ise kaybedilmiş bir kız çocuğudur.’ Bu sözün elbet doğruluk payı vardır, ama ya bir damadın iyiliği ile kız evladının talihini şansa bırakır gibi onun eline bırakmaktansa, sevgiyle yetiştirilmiş bir kız evladı, kazanılmış bir kız evladıdır olsa nasıl olurdu? Bu tabii ki sadece kız çocukları için geçerli değil. Sevgi zaten insanlığın temelidir, ama konumuz kız evlatları iken bu şekilde de üzerinde durulabilir diye düşünüyorum.
Madalyonun bir de öteki yüzü var; Belki bizim kültürümüzde babaların kız çocuklarına yapıtığı en büyük haksızlık, aslında küçük yaşta gösterdikleri sevgiyi, kız çocuğunun ergenlik çağına geldiğinde, hem duygusal hem fiziksel gelişim ve değişimin vermiş olduğu farkla, direkt annelere teslim etmektir. Babanın sevgisini ifade etme şekillerinin değiştiği gibi azaldığını görüyoruz. Oysa kızı tam da kişiliğini ararken, saçlarını rengarenk tonlara boyarken, morun veya yeşilin yakışıp yakışmadığını soracağı kişi babası olabilecekken, ayna tutan kişinin hemcinsi olan annenin olması da ayrı bir boşluk olsa gerek. O yaşlarda kızlarını uzaktan seven babalarla hala yakınlık içinde kalan babalar arasındaki sonuç farkını tespit etmek enteresan olabilirdi. Babalar sanki tam kızlarının da onları yetiştirmeye başlayacağı yaşlarda kızlarını yetiştirmeyi bırakıyor. Bu süreç için şunu da düşünmeden edemiyorum; belki babalar kızları onları yetiştirmeye başladığında kendi yetersizlikleriyle ve eksikleriyle yüzleşmek istemiyordur? Çünkü sadece ebeveynler çocuklarını yetiştirmez. Çocuklarda onları yetiştirir, değiştirir hatta kendi geleneksel yönlerini terketmek adına bazı eskimişliklerle yüzleştirir. Bazen ebeveynler çocuklarının vesilesiyle kimi değerlerinden taviz verir. Belki bunla yüzleşmek istemeyen babalar da kızlarını yetişkinliklerinde kendilerinden mahrum bırakırlar. Oysa babalar kızlarıyla dialog halinde kalıp, sorgulayarak veya onaylayarak aktif bir rolde kaldıklarında, kızlarının karakterinde yetiştireceği meyveleri bir bilseler. Belki bu şekilde babalar kızlarında onlara karşı bir vefa borcunun uyandırabilir. Derdim doğruyu yanlışı sorgulamak, veya öğretmek değil. Sadece eksiklerin sonucuna katlanamayan ebeveynlerin biraz duraklayıp önce kendilerini sorgulamaları gerektiğinin altını çizmek istiyorum. İlerleyen yaşlarda yetişkin çocuklarından sevgi ve şevkat bekleyen anne babaların, öncelikle yıllar önce neler ektiğine bakıp neler biçmeye haklarının olup olmadığını değerlendirmeli diyorum. Çocuklarını tercihlerinden dolayı eleştiren veya onlardan desteğini çeken babalar ise önce kızlarına ne gibi eleştirisel yaklaşımlar öğretip öğretmediklerini sorgulasar. Kızlarını 10 yaşından 25 yaşına kadar annesine havale eden babaların, kızları 25 yaşına gelince onların kararlarında, doğruları ve yanlışları hakkında söz sahibi olma gibi bir hakları olduğunu sanmalarına gülüyorum. Yanlış arkadaşı, yanlış mesleği veya yanlış eşi seçen kızların yanlış babalıktan ve eksik babalıktan nasibini aldığına inanıyorum. Biz kadınların daha güçlü karakterler, daha sağlıklı ve daha mutlu genç kızlar yetiştirmesi için daha güçlü karakterli, daha ilgili, daha şevkatli ve daha sevgi dolu baba adayları yetiştirmemiz gerektiğine de inanıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 638
Kayıt tarihi
: 28.04.14
 
 

Sorgulamadan geçen bütün fikirler yazılmalı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster