Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
433
 

Klimt

Klimt
 

imdb'den alınmıştır.


Bir ressam biyografisi: Sinemada zenginliğine az başvurulan bir alan ve konu.

Dönem, ‘Fin de Siecle’ (Yüzyıl Sonu) denilen dönem. Hareketli geçen 19. Yüzyıl’ın sonunda, tam da 2 dünya savaşının eşiğinde, fırtına öncesi sessizliğin sükuneti olan dönem. İnsanlar ‘vur patlası, çal oynasın’ eğleniyorlar.

Mekan: Viyana. O sıralarda, Paris kadar önde olan, Dünya kültür başkenti diyebileceğimiz büyükkent. Freud orada.

Uzun süredir, bu kadar açık seçik bir anlatım görmemiştim: Tüm sanat eserlerini ve 9 sanat dalını birden kastediyorum.

Klimt; evlilik dışı çok çocuklu, kızkardeşi ve annesi deli, frengili, modelleriyle yatan, fahişelere sıkça giden biri ama bunları çok rahat ve olağanmış gibi yapıyor. Bunu da John Malkovich’in oyunculuğu sağlıyor.

Epeyi modern resim tarihi okuyup, üzerine bir de müzecilik mastırı yaptığım için bilirim: Sanatçılar, akademisyenler, bürokratlar ve eleştirmenler arasındaki rezilane mücadeleyi... Pisliktir.

Klimt’i de çiğ çiğ yemek için ellerinden geleni yapıyorlar ama o oyunculuğun imlediği gibi, aralarından yağ gibi kayıp gidiyor.

Klimt ünlü olduğu tarzıyla, benim için dekoratif sanatçı, yani ancak salon süslemeye yarar. ‘Kitsch’e çok yakın. Epeyi banal. Ancak biraz olsun, zerafet ve çıkış var. Kendi yapamıyor ama yönü gösteriyor. Bunun için de sürekli üslup denemelerinde bulunuyor.

Çok etkileyici bir plandı: Trük sinemasının mucidi Melies, Klimt ile o zamanların çok ünlü ve zengin bir güzelini sine-montajla birarada filmleştiriyor. Espri şu ki o kadının bir de dublörü var. Klimt’e resmini yaptırmak istiyor. Bunun için başvurulan yolların dolambaçlılığı, Kafka’nın aynı koşullarda boğulup gitmesine inat bir ironiklikte ve insanı kahkahalara boğuyor. Aristokrasi tepetaklak iniyor ve şatafat peşinde. Şerh: Osmanlı da aynısını yapmıştı, geçmişimizi yerden yere vururum ama aynı ve onlar açısından göreli daha büyük hatayı başkalarının da (Rus Çarı da var) yapmış olması eğlenceli. (Malumunuzdur, kendiniz düşünce gülmezsiniz ama başkası düşünce gülersiniz.) Düşünün ki adamlar, o boş kibirleriyle, 1789 Fransa Devrimi’nin kapayamadığı, krallıklar dönemini ebediyen kapattılar (yani 3-5 krallığa geri dönüş belki olur ama artık Afrika bile buna başvurmuyor).

Film, gereksiz yere Klimt’in yaşamının sonuyla başlıyor. Onun yerine, en tepeden başlayıp en dipte bitirmek çok daha patetik olurdu.

Evet, Klimt öyküsü bu: Güzel ama acıklı. Bu nedenle de, beyhude ve nafile. Oğuz Atay’ın çirkin, beyhude ve nafilesinden farkı yok, şerh düşmüş olayım.

Filmden 2 güzel özdeyiş:

“Güzelliğin fazla olması, az olmasından daha kötüdür.”

“Yeniye yer açmak için, eskinin sürekli yıkılması gerekir.”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

aslında eserleri süslemeci tarzda dediğiniz gibi. Pırıltılı yaldızlı kıvrımlar, hamileliğiyle erotikleşen kadınlar, ve ağır bir romantizm var eserlerinde. filmi henüz görmedim ama "en tepeden alıp dipte bitirmiş olsalardı patetik olurdu" tespitinize pek katılamadım şimdiden. sanatçının hayatı söz konusuysa "geldiği son" dan çok anlarını sanatla yaşamasıdır daha gerçek olan. pek çok sanatçının sonu acıklıdır, bir tek picasso hariç. sanırım en keyifli hayat yaşayan ve yaşadıklarının kaymağını yiyebilen tek sanatçı picassodur. çok selamlar.

Başak ALTIN 
 14.12.2007 13:16
Cevap :
Filmde bir alegori var (ve filmde Klimt'in alegorikliğine çok gönderme var, filmdeki durumuyla o bir nihilist), ölürken gördüğü hayalde: Ona, doğru yere varması için, sola sap, sola sap, diye 4-5 kere tarif ederler, o da yanıt olarak yaşamda 'hep sağa, sağa, sağa ... gittim' der. Kafka, Hapsburglar batarken acı çekti, Klimt ise vur patlasın hedonist yaşadı ama bu onu üst düzey bir sanatçı olmaktan alıkoydu. Filmde burjuvazinin onun sanatını beğenmesi, özellikle vurgulanmıştı. Ancak, kendi hesabıma Picasso'nun sonunu, Klimt'ten ve özellikle de Modigliani'den (onun da filmi var) daha kötü sayarım. Bu konu için John Berger'in 'Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı' diye güzel bir kitabı var. Aslında sonul olarak sorun resim sanatının sınırlarında. Bruegel ve Bosch varken, Picasso ve diğerleri bir hiç bile değil. Fotoğraf da Picasso zamanında çoktan resmi yenmişti. (Fotoğraf yazılarım için, Onpuntolopedi'ye bakabilirsiniz.)  14.12.2007 13:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 510
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster