Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '14

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
174
 

Kobani çıkmazı

Kobani çıkmazı
 

Kobanı


Bir dostumuzu daha kaybettiğimizin acı haberiyle başlayan gün'ün ardından ' artık bir süre yazmayacağım, sosyal medya da paylaşım felan da yapmayacağım, hele hele politikaya hiç mi hiç bulaşmayacağım’ diye kendime söz verdiysem de, tüm dünya medya'sında gündeme oturan Kobani ve, her geçen dakika onlarca insanın katledilmesi görüntüleri ardından sorulan sorular, vermiş olduğum bu sözü geri almama neden oldu.   
 
Siz buna sorumluluk duygusu da diyebilirsiniz, adam yine kendi kendine maydonoz olmuş' da...
 
Kobani haberleri ardından Kürd arkadaşlar da, gerek Türkiye de gerekse Batı daki diğer milyonlarca insan gibi aynı soruyu soruyor; 
 
‘ Türkiye neden Kobani’deki Kürdlere yardıma gitmiyor?...
 
Bunun birden çok nedeni var.
 
Öncelikle, Kobaniye girmek demek, IS yanı sıra Suriye ile savaş’a girmek demek olur ki bu pek de kolay bir karar değil. Meclisten sınır ötesi (Suriye-Irak) askeri operasyon için karar çıkmış olmasına rağmen Türkiye bu konuda doğal olarak temkinli davranıyor.
 
‘Ama Erdoğan Suriye’ye girmeye pek hevesliydi ne oldu? ’ diyebilirsiniz. Pek yanlış olmaz belki ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (Devlet’in) da bir düşündüğü, öncelikleri vardır elbet. Ya da,'henüz zamanı değil' diye düşünmüş olamaz mı?... Yoksa Kürdleri sevmediğinden felan mı şüpheleniyoruz. Sanmam.
 
‘ Biz yaratandan ötürü severiz yaratılanı’ demiyor mu? Hem sonra ‘açılım’ ile ilgili attığı adımları nasıl yok sayarız?...Görülen o ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’ye Batının da onayı ile Batıyı  da yanına alarak, kendi planına göre girmek istiyor. '-IŞID’i durdurmak için uçakla bombalamak yetmez, o bölgeye asker çıkartmak gerekir-’ diyor sürekli, Tampon bölge den bahsediyor ve, girmişken Esad’ı da halletme şartını da koyup, Batı’ya kendine göre bir 'hodri meydan' çekiyor.
 
Batı Suriye konusunda epeydir geri adım atmış durumda. Şimdi onun öncelikli sorunu kendi yarattığı canavarın kendi ülkesine sıçramadan nasıl yok edileleceğidir. Yoksa Batı ne bu tehlikenin kendi evinden çok uzaklarda, Türkiyenin uzun sınırında olmasına üzülüyor ne de Kürd'leri çok sevdiğinden böyle davranıyor.
 
Arap Baharının Kara bir kış’a dönüşmesine neden olduklarını onlar da biliyor elbet. Türkiyenin bu gelişmedeki payı kimilerine göre ayen beyan ortada gibi olsa da, resmi açıdan o konu ispatı imkânsızlar katagorsinde yer alıyor.
 
Aslında Batı şu IŞID zararlısını kısa yoldan Kürdlere ve Türklere yıkmak niyetinde.Gördü ki sadece birkaç Arab ortağı ile bu iş yürümüyor. Karaya asker çıkartmayı da pek göze alamıyor. Uçaklarla havadan desteğe razı oldu ama bu işin uzun sürebileceğinden endişeli. IŞID Terör’ünün Batı ülkelerine sıçramasından korkuyorlar. Rusya ve Çin vetolarından da çekiniyorlar muhtemelen. Dahası bölgede İran ile sorunlu ilişkiyi daha da çıkmaza sokabileceği konusunda da çekinceleri var. Ancak İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda gibi bir çok Batı ülkesinde tehlike çanları epeydir çalıyor. Hükümet sözcüleri halka ' önlemlerimiz yeterlidir,şimdilik bir sorun yok, canla başla çalışıyoruz. Siz dikkatli olun ama normal yaşantınıza da devam edin.' gibi sözlerle sakin olmaları önersinde bulunuyorsa da, Halkın huzursuzluğu gün geçerek artıyor. Batı da yaşayan yerleşik müslüman kesimden IŞID' ı kınayan çıkışlar yapmaları gereğini daha sıkca dile getirir oldular. Fransa'da olduğu gibi bazı müslüman grublar bu çağrılara cevap verdiler. Sembolik olarak da olsa sözde yaşadıkları ülke ve onun değerlerine sadık olduklarını kanıtlamış oldular. Böylece yerli halk'ın hursuzluğunun artması da önlenmiş olacakdı. Batı TV'lerinde 'Tehlike Kapının Ardında' türünden programlar daha sık gösteriliyor artık.
 
Avrupa Birliği, ABD ile birlikte hareket ederken, Türkiye, Birleşik Arap Emirliği, SudiArabistan vd. 
 
Ortaklarıyla, '- yahu şu işi siz temizleyiverin, sonra anlaşırız tavırları ile, kimbilir kimlere hangi vaatlerde bulunuyor bilinmez. Batı ana akım medyasını ve sosyal medya yı incelediğimizde, Kobani ye (Suriye'ye) müdehale ile ilgili yorumlarda, Batı'da halkın görüşünün de genelde bu yönde olduğu görünüyor. Batının bazı aklı evvel katı şovenistleri ise daha da ileri giderek; '-kendi pisliklerini kendileri temizlesinler' türünden saçma argümanlarla suçu üzerlerinden attıklarını sanıyor ya da Türkiye ve Orta-Doğu halklarına her türlü küfürü sallayıp en aşşalayıcı hakaretlerde bulunuyorlar. 
 
Evet, tüm bunları izleyip,okumak da çok rencide edici. 
 
Tek avuntumuz, ortalama bir Batılı'nın Ortadoğu'ya (bizlere) bakışını, hakkımızda ne düşündüğünü bizlere göstermiş olması bakımından faydalı meşguliyetten saymış olmamız, ya da sosyolojik, psikolojik, toplum-bilim istatistiği açısından yararlı bir bilgi edinmiş olmamızdır....gerçi çürük düşüncede insan her yerde var ama...
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın nasıl düşündüğü tam bir muamma, Bu bölgede Türkiye'nin içinde olmadığı hiç bir hareketin başarıya ulaşamayacağını biliyor. Batı'nın Türkiye'ye eli mecbur durumunun farkında ve bunu kullanıyor. Bir yandan hem Suriye politikasındaki eksik va de yanlışları biran önce düzeltme, hem de bu arada  şu Esad’ı nasıl hallederim planları yapmakta sanıyorum. 
 
Şimdilik yeni konuma yeni pozisyon almakla meşgul büyük ihtimal. 
 
USA başkan yardımcısı Biden’i fırçalama (?) olayından sonra da, tam puan toplamışken…Türkiye Büyük ülke, Büyük lider’ algısını kuvvetlendirecek çareler düşünüyor olmalı.
 
Ama Kobani üç koldan kuşatılmış. IŞİD cellatları kesecek oradaki insanları.
 
Hani oradakiler de Kardeş idi?...  
 
Ankara Kobani ye savaşmak için gitmek isteyenlere neden engel oluyor?.
 
IŞİD’ e yardımcı olduğunun farkında değil mi?...
 
Yoksa Türkiye Kürdlerle bir türlü çözemediği sorunlardan bıkıp, şu yeni kurulmakta olan İslam Devleti ile mi anlaşacak ve böylece bölgede hakimiyeti zayıflayan Kürdlerle sorunları cözmede yeni kozlar mı edinmiş olacak? 
 
Ve ardından sokaklara dökülen insanlar. Kobanide canları bulunanların haykırışları, yakarışları. Sonra taşlar sopalar.Vandallar. Yıkma, yakma,yağmalar. Sonunda 19 ölü birçok yaralı ve 5 ilde sokağa çıkma yasağı ilanı...
 
Türkiye'nin Kobani’ye, yani Suriye tarafına geçmesinin ya da o bölgedeki halka kendini savunabileceği tüm gerekli ağır silahları ve her türlü lojistik desteği verebilmesinin önünde, Kobani ve çevresine, Türkiyenin resmi politikasına göre Terörist örgüt ilan ettiği PYD nin orada hakim durumda olması gerçeği var. Kobani bölgenin önemli son kalesi.
 
Kobani’de PYD vd. Kürd savaşcıları dışında sivil halk pek kalmamış. Çoğu daha güvenli bölgelerde. Genellikle de sınırın Türkiye tarafından çatışmaları izliyor.
 
Savaş mağduru ve sayıları her geçen gün artan 1,5 mln'u aşkın Suriyeli Türkiye ye sığınmış durumda. Buna çevre diğer ülkelerden gelen mağdur göçmen sayısını katarsak, bu çapta bir yer değiştirmenin bölgede nelere sebep olacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerek.
 
Türkiye’nin aynı statüye koyduğu ve Türkiye’nin en çetrefil sorunlarından biri olan PKK ile uyumlu çalışan bir örgüt olan PYD yi nasıl bir gerekçe ile silahlandırabilir ki Türkiye?...
 
‘İnsanlık’ için diyebiliriz. Öyle de olmalı.     
 
Öyle olmadığı ya da olup olamayacağı konusunda da bir tahminde bulunabilmek çok zor. Devlet işleri malum gizli yapılır. Yine de gereğinden fazla umutlanmamalı. Devlet politikaları ve çıkarları sözkonusu olduğunda birçok ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de ‘insanlık’ gibi kavramlar bazen bir anda, kolayca ikincil niteliğe indirilebilmektedir.
 
Devletin bu davranış şekli bir medeniyet göstergesi olarak da algılanabilir.
 
Daha önce de örneklerini Irak da yaşadığımız gibi, Irak ordusundan arta kalan ya da çalınan inanılmaz sayıda silahlara bir de batının ve çevre ülkelerinin oradaki grupları yoğun olarak silahlandırdığı düşünülürse, bölge halkları için tehlikenin boyutları hemen beliriverir.
 
Kontrolden çıkmış, önüne çıkanı katleden, ortalığı yakıp yıkan bir sürü silahlı grubların çirit attığı, her köşede ayrı bir çatışmanın yaşandığı, bela bir bataklık görünümünde şimdi Irak ve Suriye’nin yarıya yakın bölgesi. 
 
Batı’nın ya da bölgede çıkarı olan başka büyük devletlerin yanı sıra, kim’in kim ile ya da neden çatıştığı artık anlaşılmaz bir kaos’a dönüşmüş olan Orta Doğu da, barışın ne kadar çok uzak olduğunu görmek için müneccim olmak gerekmiyor.
 
Bu kargaşa içinde, bazı silahlı güçlerin silahlarını biranda nasıl da onları verenlere çevirebildiğine şahit olduk. Üstelik onlar sözde yandaş güçlerdi. Kaldı ki yardım isteyen PYD gibi Türk devleti nazarında azılı bir terör örgütü söz konusu… Yani Türkiye kendi içindeki Kürd’lerle tam barışı daha henüz başaramamışken, nasıl olacak bu iş?..
 
Türkiye’nin sakıncası bölgede Kürd’lerin daha da güçlenip, devletin çıkarlarına ters düşen talepleri dayatabilecek olması ihtimalidir. Talepler aşşağı yukarı bellidir. Burdan bir Kürd milliyetciliği daha çıkar mı? diye düşünenler de yok değil.  Olanlar şimdi heycanlı bir bekleyiş içinde.Öte yandan medya da çıkan bazı abartılı ve maksatlı (propaganda) haberler de Türkiyedeki açılım konusunu olduğundan daha zora sokmaktadır.
 
Kobani ile ilgili sosyal medya’da da göze çarpan tartışmalara bakarsak, Türklerin Kürdlere, beklenen şekilde yardıma gitmesi zor görünüyor. Türk kamuoyu Kürd’lere (PYD/PKK vd.) ne kadar güvenilebileceği konusunda derin şüphelere sahip.
 
Birbirine güvenemiyen bu grubların tartışmalarını sosyal medya da izlerken sorunun ne kadar çetin olduğu gözlemliyoruz. Sözde kendi aralarında barışı bulmuş, birbiriyle arkadaş olmuş birçok Türk ve Kürd’ gencinin bu tartışmalarda ne kadar çok zorlandığı açık. Kafalar karışık.
 
Bu güvensizlik ortamını daha da büyüten Bayrak yakma, Atatürk heykeli yıkmak, kırmak gibi eylemler ve buna tepki düzeyinde Kürd’lere karşı, dışlayıcı, ırkcı  söylemler, zaten pek de net olmayan ‘Barış’ın suyunu daha da bulanıklaştırıyor.
 
Türkiye için PKK, PYD ile birlikte hareket eden iki tehlikeli terörist örgüt. Üstelik ABD ve AB ülkelerinde (Isveç hariç) hepsinde Terörist Örgütler listesinde.Batıda Danimarka, Hollanda gibi bazı ülkelerde PKK ve PYD'nin listeden çıkarılması tartışılıyorsa da henüz böyle bir karar yok.
 
Kürdler kadar Türkler de şikayetci, ‘-Hem Askerimizi öldür, okulumu, işyerimi yak, yık yağmala, başın sıkışınca da git dışarda Türkiye’yi şikayet et ardından emperyal güçleri sana yardım etsin diye bu coğrafya da savaşın içine çek. Sonrada Türkler yardım etmiyor diye şikayet et… Bilmez misin ki onlar girdikleri yerden çıkarları tükenene kadar kolay kolay çıkmazlar’. türünden asıl suçlunun emperyal Batı olduğu savunda argümanlar dile getiriyorlar.
 
Ancak nereden bakasak bakalım, kin ve nefret’in hakim olduğu bu ortamda Türkiye bu tutumu 'le PPK, YPD vd. Terör listesine aldığı örgütlerin Türkiye’ye verdikleri zararı tüm Kürd halklarına ödetiyor gibi istenmeyen, sakıncalı bir duruma neden olmayacak mı?.
 
Milliyet de Mehmet Tezkan'ın yazdığı gibi konuya objektif yaklaşırsak;
 
IŞID kuvvetleri bölge insanı değil, % 80 yabancı savaşcılardan oluşuyor.
 
PYD Suriyeli Kürdlerin örgütü…o toprakların sahibi….
 
IŞID istila peşinde yakıp yıkıyor, öldürüyor….
 
PYD topraklarını koruma derdinde…
 
IŞID yok etmek için savaşıyor…
 
PYD yaşamak için, ögürlük için….
 
Peki Ankara kimin yanında durmalı?....diye yanıtı zor bir soru soruyor yazar…
 
Türkiye'de sınırlarında Irak ve Suriye' de yaşanan kaos'un yerine geçebilecek, kendine bulaşmayacak bir İslam Devletine sıcak bakan bazı çevrelerin var olduğu biliniyor elbet.
 
Onlara göre IŞID Cihadistleri, korkulduğu gibi canilerden oluşmuyor. '- Onlar Orta Doğuda haksızlıklardan, yolsuzluklardan zulm'den ve Batının oralarda yaptıklarından bunalmış, kızgın müslüman savaşcılar. (%80 yabancı ülkelerden gelmiş savaşcılar) Onlar Ortadoğu'yu müslüman olmayan unsurlardan temizliyorlar. Şeriat için, gerçek bir islam devleti için savaşıyorlar... -'derken, İnterneteki o acımasızca yapılan katliamların, kesilen başların videolarına da pek rağbet göstermiyorlar. Onların propaganda malzemesi olduğunu ileri sürüyorlar.  
 
Son gelişmelerle birlikte, Türkiye'nin İslam Devletine karşı Batı ile birlikte mücadele üzerine, Batı koalisyonu ile küçük bir çatlaktan sonra, genel hatlarda tekrar anlaştığı sinyalleri geliyor. Ancak bu mücadelenin nasıl şekilleneceği, hangi şartlarda süreceği henüz belli değil. işin orası şimdilik kapalı bir kutu.
 
Türkiye'nin bu ani manevrası IŞID'ı ne kadar ve nasıl etkileyecek önümüzdeki günlerde göreceğiz. 
 
Tekrar Kobani' ye dönersek...bu çıkmazda Türkiye Kürd açılımı konusunda tekrar bıraktığı yerden
 
devam edecek mi? yoksa yeni bir strateji mi izleyecek. 
 
Peki, yaşanan tüm bu olumsuzlukların aksine Türkiye de havayı değiştirecek bir rügar estirilemez mi?  
 
Zor olan Barış’ı tam da bu kan, kin ve nefret’in ortasında inşa etmek gibi mesela. ,
 
İnsanlık dramının en utanç ve dehşet içeren olaylarının pek sık yaşandığı bu coğrafya da, bu içinden çıkılmaz hâl alan kötü durumu, tüm bölge halklarının güvenliği, refahı ve kardeşliği adına ‘Barış’a dönüştürmek mümkün olamaz mı?
 
Bu yazının ele alındığı sırada IŞID güçlerinin Kobani’nin girişinden geriye doğru çekildiği haberleri geliyordu. ‘-Ancak Kobani’nin içinde halen az da olsa IŞID güçleri ile süren çatışmaların sesleri geliyor. Kısaca Kobani de savaş henüz bitmedi’- diyordu TV de spiker.
 
Savaş gibi Barış da öyle kolay kazanılmıyor. Ancak arada ki fark Savaş’ın Barış’ın aksine, can, kan ve mal kaybına neden olması dışında acı, kin ve nefret’i de beraberinde getiriyor olması.
 
Evet, seçme hakkımız henüz var ve herşeye rağmen ‘Barış’ mümkün…    

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 341
Kayıt tarihi
: 31.01.14
 
 

1974 yılından beri Hollada'da yaşamaktayım. Utrecht Üniversitesinde 3 yıl Turkoloji eğitiminden s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster