Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
467
 

Kobiler dünyasında çalışmak

Kobiler dünyasında çalışmak
 

KOBİLERİN DÜNYASINDA PATRONLAR VE KÖLELERİ SİZ HANGİSİSİNİZ? VE NEYİN FARKINDASINIZ.


KOBİ GERÇEĞİ ÜZERİNE -1

Dünya devasa bir gerçekle gelip geçici bir süreç sanıldığı için farkına varılmayarak tüm hazırlıksızlığıyla 2000 lerin gelişiyle karşı karşıya kalmıştır. Gelişmekte olan ekonomilerini endeksledikleri ve bir ivme aracı olarak gördükleri için sürekli destekledikleri kobilerin kendi yarattıkları robotlar tarafından yok edilen insanları anlatan bilim kurgu filmlerini aratmayacak bir sona götürdüğünün farkına varamayan hukuk sistemleri ve otoritelerle yönetilmekteyiz.

Kobiler Türkiye nin orantısız büyüme özrü olan çocuklarıdır. Hızla büyümekteler ve büyümeleri de milli amaçlar doğrultusunda istenmektedir muhakkak. Ancak o kadar orantısız bir büyüme göstermektedir ki, küçücük başının altında devasa gövdesi, biri diğerinin üç katı kolu ve yürümesini mümkün kılmayan asimetrik ayak ve bacakları ile bakılmayacak kadar iğreti bir tablo çizecek hale gelmişlerdir.

Bu durum biraz onların ve ulusal ekonominin istikbalini tehlikeye sokar bir hal çizse de, bir de olayın iç yüzü vardır ki, o da en önemli ayağıdır.. Emeği oluşturan insanın üzerindeki tehlikeleri.

İşte bu tehlikenin ve kaçınılmaz sonun aslında çok basit bir gelişme süreci vardır.

Bir miktar sermayesi ya da güzel fikri olan girişimci Türk evlatları, hiçbir zorlukla karşılaşmadıkları girişimci destekli politikalarıyla yerel ve genel yönetimlerin yönettiği devletimiz sınırları içinde hemen bir işletme kurmaktadırlar. İşletmenin kelime anlamına ihtiyaç duymadan, üretim olanağı ve pazar bulunur ve gençlik ve girişimcilik ruhu ile diğer yandan zengin olma hayalleri ve benzer hırslarla- ki insanoğluna has vasıflardır yadırganamaz- faaliyete başlanır.

Hayaller; yönetilmeden üretmek, kimsenin karışmadığı mesailere ulaşmak, satmanın ve kar yapmanın hazzını yaşamak ve yaşam standartlarını biraz olsun refaha ulaştırmaktır. Ama 20. ve 21. yüzyıl Türkiye’sinde tesadüfler yada bazı ilginç tercihler hayalleri bile aşar.

Ve adamdan büyük hayatlar, hayallere bile sığmayan anılar oluverir, dengesiz kobi çocuklarının, başarı, çalışkanlık, ilahi takdir yaftası yapıştırılmış özrün eseri garip öykülerinde.

Hazımsızlık çeken bir mide sancısı gibi, bu kocaman lokmaların, akla ziyan iştahların, açlığın göze vurduğu ihtirasların dramı vurur, işte bu adamlığından büyük hayatlara zerk olan adamların, ekmek vereceği emekçilere…

İşte bu emekçilerin hikayesidir, asıl mesele, esas dava, ve nihayet lafın büyüğü, derdin özü.

Sayıca çok olan da onlardır, aslında bu özürlü çocuk kobilerin vücudu da onlardan ibarettir. Meseleyi oluşturan da onlardır, meselenin içinde ezilen de..

Hep aynıdır işçinin kaderi, kendisinin dişlerini oluşturduğu çarklar arasında sıkışır. Tarih boyunca işçi hareketlerinin yaşanması, işçinin sermaye ve devlet karşısındaki duruşunu oluşturması süreci hep bu basit tespitle açıklanabilir olmuştur.

Sermayenin sömürüsü, tarihi boyunca günümüze gelinceye kadar çok şekil değiştirmiş ama mekanizma hep aynı kalmıştır. Üretimden elde edilenin, asıl üreten ile üretim üstünde kapital ve organizasyon ağırlığı olan arasında olağanüstü bir eşitsizlik içinde dağılımı sistemi üzerine kurulu ve kapital ve organizasyon sahibinin üretenleri sömürmesini sağlayan bu mekanizma, sosyalizm gibi büyük bir çomak geliştirmiş, ama çarkı bozacak kadar eski dişililere dayanabilecek esnekliği gösterememiş sert kalın ama esneyememiş çomak çarkların arasında kırılmıştır ki, kırılacağı sert duruşunda bir çok insana cesaret verse de anlaşılmıştır.

İnsanlığın bu ezen ezilen hayatında, ezilenin suskunluğuyla kapitalizmi türettiği , ezenin ezilenin sosyalizmini yaratacak kadar vahşileştiği hikayesinde, aslında bugün itibari ile bir arpa boyu bile yol alınmadığını, 17.yüzyıldaki çiftlik sahipleri ve köle ilişkilerinin aynı mekanizma ile bugün kobi ve çalışanları arasında devam ettiğini görebilmek için kılavuz bile gerekmez.

İnsanlık tarihini oluşturan insan, benzersiz varolma hırsı ile hiç değişmeyen hikayesini yineler durur tarihi boyunca.. değişen yalnızca formatlardır.. kıyafetler, binalar, hızlar ve rakamlardan ibaret. Hep aynı tema üzerine döner durur hikayesi insanın, bir arada birbirini yiyen içgüdüsel kuralının dışına çıkmadan.

Ve bugünde aynı kurala tabi, aynı hikayenin birbirini yiyen kahramanlarıyız kapital çarkının dönme dolap sandallarında, sarhoş kafalar, kanlı dişlerle şişmanlar ve cılızlar olarak.

Türkiye, kobiler, çalışanları ve patronları. Her şey bu düzlemde gelişiyor. Türkiyedeki büyük ölçekli işletmeler ve kitler de muhakkak büyük bir olgudur. Türkiyenin çalışan ve üreten insanlarını 6 ana grupta toplayabiliriz. Kit veya kamu çalışanları memurlar, çiftçiler, esnaflar, büyük ölçekli işletme çalışanları, kobi çalışanları ve kobi patronları. Şimdi bu gruplarda sayıca en çok olanı tahmin edin. Tahminlere yardımcı olması adına; AB müzakere sürecinde çiftçi nüfusu %7 ye düşürmek standartı, sanayi devrimini sindirmeye çalışan Türk toplumunu sanayileştirme ve kentleştirme çabaları içerisinde çiftçiye köstek politikaları, fabrikaların doldurduğu tarım arazilerinin uzayıp gittiği ülkemizde çiftçi nüfusunun en dipte olduğunu kabul etmek en kolayıdır muhakkak. Kamu çalışanları kamuya ait bir malı ve teşekkülü kalmamış bir ülkede ciddi bir azınlıktır. Esnaflar, grosmarketlerin bakkalları yediği, plazaların ve uluslar arası markaların mağaza zincirlerinin çarşı esnafını harcadığı sanayi toplumunda nesli tükenmekte olan canlılar gibiler. Büyük ölçekli işletmelere gelince, 80 lere kadar türkiyenin devlet memuru olma rahatlığının yerini 2000 lerde almış büyük işletme çalışanı olmak, 3-5 yılda bir vuran krizlerde kapı önüne konulunan kobilere ucuz tecrübeli eleman sağlanan istikrarsız istihdam politikasının canavarının yemi olmaya dönüşmüştür. Ne var ki kovulana kadar şartların insancadır büyük işletmelerde, bu da hala revaçta oluşunu açıklamaya yeter. Ancak en büyük insan yığınları bugün kobilerin çitleri arasında çok daha enteresan fotoğraflarla yer almaktadır. Tabi patronları çalışanları ve kahyalarıyla.. evet çiflik kahyası gibi. Ve çiftlik gibi ortaçağdaki.. köleleri efendileri ve kahyalarıyla…

Sorun efendiler ve kahyaların köleleri ezmesidir muhakkak, ama sorun efendiler ve kahyalar olamaz.. her kölesi kobilerin kobi sahibi olmak hayalinde yaşar kobiler dünyasında. İşte tek fark aslında kobilerin çocuklarıyla ortaçağ köleleri arasında beklide bu. Onlar köle olarak doğar ve şansları sadece kaçmaktı, ama asla efendi olamazlardı. Kobi çocuklarının yaşamında efendilerin çoğu kölelikten geldiği gibi, kölelerin çoğu da efendi olmanın yollarını arar durur.

İşte bu noktada önce hastalığı tam teşhis etmek adına hareket etmeliyiz. Anlamak gerekir kobileri, patronlarını ve çalışanlarını..

Doksanlarla gelen tek kutuplu dünya ve sanayi devriminin birlikte topluma giydirilmeye çalışılmasıyla ortaya çıkan en önemli sorunlardan biridir diyebiliriz kobilere.

Türkiye için düşünürsek ellili yıllarda, tamamı çiftçi nüfusun, devletin büyümesiyle ve teşkilatlanmasıyla, ve cumhuriyetin yetiştirdiği ilk okumuş adam saflarının, iktisadi ve sosyal cepheye sürülmesiyle, ciddi bir alternatif geçim kaynağı memuriyet şansı ve aşkı doğmuştu. Ve memleket çiftçilerin yanı sıra doktor, öğretmen, polis, asker, bankacı, sigortacı, maliyeci, kaymakam gibi eğitimli memur kadrosu ve devlet iktisadi ve sosyal kuruluşlarında kadrolaşan vasıflı vasıfsız nice işçilerle dolmuştu. Sanayici devlet adamı ile beraber ve onun gibi hareket eden sayıca milletvekilinden bile az çok köklü ve istisnai şartların doğurduğu insanlardı. Kentli hayata geçmesine daha yıllar olan memleketimizde her köyde bir bakkal bir kasap ve berber ile birkaç kahveden veya şehirdeki her mahalleye aynısının söylenebileceği bir durumun oluşturduğu esnaflar, henüz bir odalaşma dernekleşmeye bile gidemeyecek kadar az sayıda idi. Halk, çiftçi ve memur yığınlarıyla diğer gruplardan oluşuyordu diyebiliriz.

Sonraki otuz yılda, nüfus hızla arttı, ülkenin daha fazla üretime ihtiyacı oldu ve yeni sanayicilere geçit verildi. Devletin yetişemediği pamuk üretimini, bankacılık hizmetini, hazır gıda üretimini, ve istisnai ağır sanayiyi istisnai şartların oluşturduğu ibretlik hikayeleri ve ya güçlü ahbaplıkları olan devlet gibi adamlar çözdü. Ve halk artan ve çiftçiden çalınan nüfusuyla, çiftçiler, memurlar ve Tofaş, Çukurova, Kav, ve filanca fabrika çalışanları olarak üç büyük yığına dönüşmeye başladı. Sermayenin hızla kamu iktisadi sahasında pay sahibi olamaya başlamasıyla, sendikal oluşumlar, soğuk savaşın etkisiyle de ciddi işçi hareketleri baş göstermeye ve hatta bütün hayatı etkilemeye başladı. Ve sosyalizm bu dalganın merkezini oluşturmakta kaçınılmaz görevini yapıyordu tabii ki. Nihayet, devletin resmi en büyük anti komünist hareketi darbe ve sıkıyönetim ile seksenlerin ortalarını yine bu oranlarla bulmuştuk. İktisadi hayat sosyal hayat devinimlerinden kendine değişiklik şansı bulamadı, bu tarihin idamları, kahramanları, korkuları ve çığlıkları yazdığı dönemde.

Ve işte bizim yani kobi çocuklarının hikayesi tam burada başlıyor. Ülkeye Amerikan kontrolünde iktidarların hakim olması ve Amerika’nın Türkiye’yi kendi kontrolündeki bir meclis aracılığıyla eyaletlerine katması ve serbest piyasa ekonomisi denen ülkeyi kuralsız denetimsiz aslanlarla ceylanlarla kediler ve köpeklerle dolu bir bahçeye çeviren Amerikan tabiiyetinin ilk adımı ile kobileri doğuracak isteksiz seks başlamış oldu.

Kaliteli yaşam şeklini ve toplumda saygınlığı, siyasi fikir ve ya siyasette pozisyon sahibi olmaya, konuştukları, eğitimi ve anılarına bağlamış bir toplum, seksenlerle ve Özal süreciyle tükettiğine arabasına ve parasına bağladı. Ve emperyalizmin halkın kültür ve geçmişini sömürdüğü aşamayı başlattığı ve başarıyla götürdüğü süreç başladı. İstanbul meydanlarını özgürlükler ve haklar uğruna doldurup düzene başkaldıran 68 lilerin bile kobilere patron olmaya başladığı, arabesk veya Amerikan müzikleri dinleyip Tekel birası içtiği, anılarını ucuz aşklarında kullanmaya başladığı dönemlere ve kobilerin doğum sancısına girilmişti.

Bu kültürel erozyonda tüketmeye yöneltilen sosyal olguları tüketimini etkileme derecesinde algılayan, sorumluluk çemberini gittikçe daraltıp, halktan sadece kendine kadar indirgeyen, bu bağlamda sorgulamayan, yargılamayan, irdelemeyen, tüketimi kısılınca yadırgayan, ulusal değerlerini futbola gömen, büyüyen ve gelişen dünya da tüketeceği payın derdine düşmüş, eğitimlisi eğitimsizi aynı kalıba girmiş, yitik bir toplum oluşmaya başlamıştı.

Tüketen dünyanın doksanlarla beraber üretime dayalı kutbu çökmüş, tek kutuplu dünya ekonomik sistemi ile, buna zaten hazırlanmış Türkiye, nihayet kobiler devrine girmişti.

Türkiye doksanlara girdiğinde, memurlarını emekli etmiş, kamu iktisadi teşekkülerini satmış ya da satılığa çıkarmış, devlet gibi adamların devletten büyük işletmeleri tüketen Türkiye yi doyurmak için daha fazla üretmek zorunda kalmıştır. Serbest piyasanın getirdiği ithalat çılgınlığıyla , cari açığı büyüyen devlet, içeride, sanayileşen dünyaya ayak uydurup, hızla, toplumun dünyaya endeksli artan tüketme hızına yetişmek için sanayileşmek zorundaydı. Ve elinde sadece devletten büyük hale gelmiş sanayiciler ve baskıları ile tüketime yetişemeyen ithalata endeksli üretimleri kalmıştı. Ve bir de sanki bu oluşumu biliyorlarmışcasına son zamanlarda sayıları hatrı sayılır hale geldiği halde ama hiç hatırları sayılmamış kobiler vardı.

Gerek üretime hız vermesi gereken büyük sermayelerin acil yan sanayi ihtiyaçları, gerek ithalatın kısılması ya da en azından hammadde bazına düşürülmesi gerekliliği ve gerekse sanayi devrimine ayak uydurmak sebepleriyle devlet kobilere destek teşvik ne varsa denetimsizlik de dahil yol açmaya başladı. Aynı anda toplumun hem artan hem köyden kente kayan nüfusunun kentli hayatın getirdiği hayallerine gem vuramayan hırslı tüketimci kesiminin böylesine bir fırsat denizine açılan kapıyı zorlaması ve köydeki çiftçilik gelirinin hızla düşmesi, doğu kırsallarında terörün insanları bezdirmesi etkenleriyle kentleri dolduran işsiz kitlelerin istihdam sorununun da aynı kapının ağzında itici güç olması ile doksanlardan önce doğmuş kobilerin doksanlardan sonra hızla ve orantısız plansız denetimsiz büyümelerini sağlamıştır. Tüm etkenler onların büyümesi için seferber olmuştur.

Bu etkenlerin desteklediği sistem ve devlet kobileri öylesine desteklemiştir ki, işte bugün nihayet, memurlar çiftçiler derken en büyük yığınları kobi çalışanları oluşturmuştur. Ülke kobilerin pompaladığı kanla yaşar hale gelmiştir. Global ve ulusal gözle kobilerin bugünkü halini alışını böyle özetlemek mümkündür.


İşte asıl meselemiz bu durumun sonucu ve bu sonuçtan en fazla etkilenenlerin meselesidir. Evet kobiler gereklidir. Ülke ve dünya yaşını alırken yaşanması gereken çağı yaşamakta ve kobiler bu yaşların gerçeğidir. Ancak, plansız ve denetimsiz büyümüş ve büyüyen bir gerçektir bu. Olağanüstü haksızlıklar ve eşitsizliklere mahal veren kobiler 2009 yılı Türkiye sinde hala denetim altına alınamamış, ve hala çalışanlarını ortaçağ köleleri gibi çalıştırmakta, ve sistem için vazgeçilmez olgu olan kobilere mecbur durumda milenyum insan yığınları, depresif bir hayat sürmektedirler.

Bugün insan kavramı gittikçe kaybolmakta sosyal ve hukuki hayat şirketler arasında yaşanmakta, devlet anlamını yitirmiş, ülkeyi şirketler yönetmektedir. Adli davalarda bile insanlar arası davalar boşanmalardan ibaret olmuş, bütün anlaşmazlıkların taraflarını dahi şirketler oluşturmaktadır. Aidiyet ihtiyacını insanlar, çalıştığı şirket çatısıyla gidermekte, heyecanını futbolla yenmektedir. Milli ve ailevi duyguların temeli olan aidiyet ihtiyacını böyle karşılayan birey, vatan, millet, memleket, halk ve aile gibi kavramları yitirmiştir.

Sorumlu, tek kutuplu dünyanın sömürge sistemidir.

Ama öncelikli mesele nedir? Ona bakmak lazım. Kanserli bir vücudun tedavisinde kanserli organları değiştirmek yada vücudu komple radyoterapiye maruz bırakmak yerine öncelikle ilerlemesini önleyecek bölgelerde, ve hasta yaşamı kolaylaştıracak amaçla lokal ve hatta noktasal müdahaleler yapılır. Yaşamı derinden etkileyen kentli insanın bu yitikliğine sebep kobilerin sistemsizliği ve denetimsizliği meselesi noktasal olarak çözülürse daha büyük sorunlara eğilmek için toplum, enerji ve kan kazanır, ve hayatı sorgulayan insanlar ses vermeye başlar. Ancak bu durumda kobilerle ortaçağı yaşamaktayız.

Kobilerin denetim altına alınması, müeyyidelere tabi tutulması, cesaret girişimcilik biraz para ve hayali olan her insanın ne düzeyde olursa olsun birkaç yıl içinde yüzlerce insanı şuursuzca çalıştıracak noktaya gelmesinin durdurulması en acil müdahaledir.

Şirketler bazında devletin menfaatlerini koruma amaçlı denetim memurları müşavirleri, ortakların menfaatlerini koruma amaçlı ticaret kanunu denetçileri olduğu gibi, çalışma insan kaynakları ve yönetim uzmanlarından oluşan çalışanların verimliliği ve sağlığını ve onların menfaatini koruyacak denetçilerin oluşması şarttır.

Hayallerinin bile üzerinde bir duruma gelmiş bir kobi patronunun bu durumun sarhoşluğundan sıyrılıp, işletmenin tüzel kişiliğine çalışan, yüzlerce çalışanının, şahsının emrine çalıştığını sanmasıyla başlayan bozuklukta, insanca çalışmalarını patronun kendine şiar edinmesi ihtimaline bırakılmış bir kadercilikle kobi köleleri hayatını sürdürmektedir.

İşletme, tedarik ettiği hammaddeyle, insan ve makine gücüyle üretir, ürettiğine Pazar bulur, pazarlar ve satar. Ve bu faaliyet süreci sonunda kar eder, ki, kuruluş ve var oluş amacı budur.

Şimdi, bir öncelikle amacı kardır, ama sonucu sadece kar değildir. Sosyal bir çok boyutu olan sonuçlar doğurur bu faaliyeti işletmenin. Bu da devletin üstüne çok büyük görev düştüğünü gösterir.

Sonra, iki, bu faaliyet sürecini yönetmek ve devamlılığı sağlamak da esas faaliyeti kadar önem ve insan gücü arzeder. Bu da kobilerde var olan ciddi bir beyin emekçisi kitlesi demektedir. Ya da beyin sadece patron demektir. Ve patron bir ve ya birkaç insandır. Bunlar ya üretmeyi ya satmayı bilirler, ki zaten bu kısmı bildikleri için kobi kurabilmişler ve bu sistemde devamlılık veya büyüme sağlayabilmişlerdir. Ancak kimse yönetmeyi bilerek kobi kuramaz. Piyasalar iyi yönetim yapabilen girişimcileri değil, iyi ticaret yapan, ya da iyi üretip iyi satan girişimcileri patron yapmıştır.

İşte bu durumlar, kanserli bölgelerin acil tedavi edilmesi gereken lokal bölgeleridir.

İşletmenin amacına odaklanmış kobi patronu, ne sosyal sonuçları, ne de yönetimsel olguları kavrayamaz ve hiçbir icraat gerçekleştiremez.

Sonuçta işletme kar eder, biraz işletme birazda patron büyür, insanlar kalabıklaşır, kobiler çoğalır, sosyal iktisadi alanda kobiler en büyük etken haline gelir, emekçilerin yarısından çoğunu kobiler çalıştırır, insanlar yönetimsiz denetimsiz adaletsiz şekilde çalışırlar.. ve patron tüm bu sonuçları umursamaz.. umursayamaz.. nihayetinde bir ve ya birkaç insandır.. işletmenin karlı varlılığı kendi hayatındaki olağanüstü zenginleşme ve bireysel sosyal hayatı ile işletme içinde kontrolü şuursuzca elinde tutma çabaları onu zaten insanlıktan çıkarmıştır. Ama buna rağmen mekanizme bütün sonuçları da patrona endekslemiştir.

Yukarıda söylediğimiz gibi profesyonel denetçilerin sadece devlet ve ortaklar menfaatlerini koruma amaçlı değil, çalışanın menfaatlerine yönelik denetçilerin oluşması ya da, yönetimin işletme içinde üretim ve arz kadar önemli olduğunu anlaması için patronların vizyonlarına ve insaflarına bırakılmadan belli bir sayı üzerinde çalışanları olan kobilerin örgütlenme denetlemelerine alınmaları ve profesyonel yönetici bulundurma ya da patronların uzmanlık noktasında personel yönetimi eğitimi almaları zorunluluğu koyma gibi basit ama kararlı çözümler ilk etapta kobilerin uyguladığı ortaçağ köleciliğini kıracaktır.

Günümüzde 2000 kişi çalıştıran yansanayi üretim işletmelerinin örgütlenme şeması bile bulunmamaktadır. Genel müdür patronun ta kendisidir. Ve üretim konusunun işçiliğinden gelmedir. İşletmede muhasebe satınalma personel üretim satış pazarlama vs. hepsi departmanlaşmış, her departman piyasada yetişmiş eğitimli beyin takımından özenle seçilmiş, ama bunların örgütlenmesinde üst yönetim ve denetim işçilikten gelme eski Mahmut usta yeni Mahmut bey dir.

Departmanlar verimli çalışmanın personelin motivasyonundan geçtiğini ve ya Pazar daki talebin arzla ters orantılı olduğu için üretimin kontrollü olması gerektiğini aldıkları eğitim ve lokal uzmanlıkları gereği anlatsalar da, patron Mahmut bütün değerlendirmeleri kendisinin tecrübe kaynaklı çıkarımlarıyla muhakeme edebilmek ister. Ortaya koyduğu işletmeyi başarısı ve aklının ispatı olarak da kabul ederek, söylenenleri deneyerek tespit etmeye çalışır. Beyin mesaisi artan yönetim kadrosu kendisi yönetilemediği için üretimi hiç yönetemez. Bir birim maliyetli üretimler üç birime mal olmaya başlar. Bu maliyetler de daha çok çalışıp az maaş almaya mahkum edilen kobi beyin emekçileri başta olmak üzere tüm kobi çalışanlarına fatura edilir. En önemlisi de milli servet iktisatsız bir üretim sistemindedir. Ha bu durumda işletme yoğun rekabet piyasasında zaten var olamaz diyenleriniz var. Zaten o da var olamayıp, bir insanın son yirmi yılında ve onun oğlunun on yılında var olarak maksimum yaşam süresini yaşar. Ya da çok daha kısıtlı bir sürede patronuna hayallerini aşan bir hayat verir. Ve son bulur.

Ama son bulmayan kobi çalışanları yığınlarının çilesidir. Devletin bu sanayi devrimi sürecinde kol kanat gerdiği kobiler, bir canavar olmuş, çalışanlarını patronlarına bağlı bir hortumla sömürmektedir. Ve kobi çalışanları tıpkı kobilerin rekabet içerisinde oluşu gibi rekabet batağına düşürülmüş, daha iyisini daha ucuza bulabilme şansını değerlendirmeden patronuna tam köleliğe hazır kılınmıştır.

Büyük işletme çalışanı olup, sendikal haklarını kullanan, devlet memuru olup, iş kanununa bile uymadan ayrı bir yasanın tadını çıkaran, çiftçi olup, mal para etmese bile köy yaşamının standartında her zaman ekmeğini verecek toprağın huzurunu yaşayan, kazanamayıp, düşük standartta yaşasa bile özgür bir insan olan esnafın halkı oluşturan diğer emekçiler olduğunu ve ezilen halklara ait oldukları muhakkak. Ancak bugün Türkiye de çalışan nüfusun çoğunluğunu oluşturan ve hiçbir hakkı olmadan sosyal güvencesi olmadan tam bir köle gibi çalışan, patronun hayatının her anına nüfuz ettiği zavallı dev kitle kobi çalışanlarının sorunu, kanser olmuş Türkiye ekonomisinin ve sosyal hayatının nefes almasını sağlayacak en acil müdahale gereken lokal meselesidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 61
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 221
Kayıt tarihi
: 27.06.09
 
 

1977 Bursa doğumlu, Ege Üniversitesi İşletme Mezunu evli ve bir çocuk babasıyım. Sanayi köleliğin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster