Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '14

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
83
 

Koca dağların gölgesindeki küçük insanlar

Neuchâtel’de (Nöşatel) sonbahar sisli geçer. Biraz nefes alayım, etrafımı göreyim derseniz kentin yaslandığı tepenin üstüne varış sadece 10 dakika. İster otomobille virajlı asfalt yolu, ister biletinizi alarak füniküleri alın, 10 dakikada sis bulutunu delip geçersiniz. Yaprağından yeni koparılmış pamuk beyazlığındaki sis tabakası önünüzdeki gölleri, engebeli ovayı tamamen örterek Alp dağlarına kadar uzanır. İleride sis yumağından yükselen iki sıra, yer yer buzullarla kaplı Alp dağlarının işildıyan görkemli tepeleri, masif granit yükseltiler Cervin, Eiger, Mönsch, Jungfrau, ve aynı uzantıda yükselen Mont-Blanc zirvesi.

Mavi gökyüzüyle ovayı örten kesif sisin arasında, güneşin ısıtıcı ışınları altında içkinizi yudumlarken, doğanın bu eşsiz güzelliği hafızanıza işlenir. Burada mola vermeye değer doğrusu.

Kente indiğinizde sokak lambaları yanıyor, otomobiller de farlarını açmış, önlerini görebilsinler diye değil, yayalar onları fark edebilsin diye. Neuchâtel’in yoğun sisi Londra’nınkini aratmıyor.

Vitrinler aydınlık, kentin en büyük kitapevinin önünde durdum. Merakım Georges Burdeau , Mendes-France, en çok da prof. Maurice Duverger’nin son yazdıkları. O ancak kozkoca ciltlere sığdırılabilen hukuk ve siyasal bilgiler yapıtlarını, arı bir dille, özünden taviz vermeden, küçük el kitapcıklarına  sığdırabilmeleri ve de bunu geniş halk kitlelerinin yararına sunmaları... Fransa’da başlattığı bu haraketi prof. Duverger, kurduğu öğrenci gruplarının çalışmalarından ve basın-yayınla girdiği sıkı iş birliğinden yararlanarak yürütüyordu. Fertlerin günlük yaşamından ve en çok da devletle ilişkilerinden doğan türlü bilgi eksikliğini karşılıyarak onları vatandaşlığın kazanımları üzerinde şuurlandıran kapsamlı bir girişim. Demokraside iktidarlar seçimle gelseler de, uygulamada toplumun yararını ve özlemlerini sürekli karşılamak zorunda. Bu gerçeğin demokraside temel unsur olduğu bilincini yaygınlaştıran prof. Duverger girişimi, ilerde, başta sendikalar olmak üzere, tüm baskı gruplarının toparlanarak haklarını aramakta onları güçlendirecektir. Oysa, o tarihlerde Fransa’da 19. yıldan kalma burjuva sınıfının yapısına göre düzenlenmiş kanunlar ve idari yasaklar yürürlükte. Uymuyor! Savaş sonrasındaki yeni neslin yaşam tarzındaki beklentileriyle mer-i kanunlar birbirine uymuyor. Reformlara gidilmez, toplum yapısında oluşan değişiklik ve onun özlemleri hukuka yansıtılmazsa ne olur! İşte öyle oldu, 1955-1970 arası güçlenen tepki grupları birçok ülkede yöneticilere rahat nefes aldırmadı. Bunlardan bazıları kendine zarar, topluma küskün ‘hippi’ler örneği.

Fakat diğerleri, mevcut düzeni zorlayıcı isyankârlar. Ama özlemledikleri toplum hayalinde dahi anlaşmazlık var. Batı Almanya’da başı çeken Kızıl Rudi’nin teori ve fiili alanı kapsayan aşırı sol örgütü. İtalya’daki  bir birleşip, bir ayrılan anarşist gruplar. Fransa’da düzene karşı başlayan yıkıcı, ama 2,5 ay sonunda reformla sonlanan 1968 hareketi.      

Bizde 1960-70 arası, en çok da Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesinde bazı  profesör ve doçentler tarafından halkı bilgilendirme metodu olarak, gene öğrencilerini çalışmalarına ortak edip, basınla işbirliği yöntemi denenmişti. O tarihlerde, 1962 Anayasasının sağladığı özgürlükler ve Batı ülkelerinde meydana gelen çalkantıların Türkiyedeki yansımalarından söz etmeyeceğim şimdilik.  

Kitapevinin vitrininde beni ilgilendirebilecek hiçbir konu yok: ‘Yıldızlara göre falınız’, ‘Hangi burç hangi burçla eşlenebilir’, ‘Nostradamus geleceği söylüyor’ gibi saçmalıklar. Ve de vitrinin baş köşesine konulmuş, albenisi yüksek bir kitap, başlığı ‘Ezoterizm’. İçinde neler var tam bilemiyorum. Olsa olsa eski çağlardan kalma bâtıl inançlar, sihirler, sırlar, doğa üstü olaylar, büyü ve büyücülük. İsviçre’de       bunlarla uğraşmaya ne zaman son verilmiş ki ve acaba ne zaman çıkılmış son büyücü avına, merak ettim doğrusu. Şöyle bir araştırdım. 1782’de Glaris kantonunda  Ana Göldin adındaki kadını, büyücüdür diye çatır çatır yakmışlar! Büyücülerin hepsi de kadın, hiç erkeğe rastlamadım.

Hastalık illeti mi var, yangın mı oldu, sel mi bastı, büyü yapılmıştır da ondan! Gariban bir kadın seçilir, şeytanla işbirliği yaparak hırıstyanlığa karşı bu melun suçu işlediği ittiraf ettirilinceye kadar feci işkenceden sonra, meydana kurulan ateşte ve herkesin gözü önünde yakılırdı. Böylece kurtulunmuş olurdu şeytanla işbirliği yapan büyücüden, bir sonraki felâkete maruz olununcaya kadar!  Kilise hukuku  (Droit canon), kadına korku ve nefretle bakış tutumunu Orta Çağ’dan 18. yuzyıl sonuna değin sürdüre gelmiştir. Örneğin, sade İsviçre’de yaklaşık 6’000 büyücü kadın yakılmıştı bu zaman dilimi içinde.

Hava soğuk. Karşı yoldan üniversite’ye varmadan az önce, sol taraftan gelen bir velomotör sesiyle durakladım. Bu Ceza Hukuku profesörü François Clerc’in Solex marka velomotörünün sesi. Kulaklıklı başlığıyla, dudağındaki sigarasının elbisesine dökülen küllerine aldırmadan binanın önüne kadar gelip durdu, sonra da, yolun ortasına atılmış bir nesneyi tekmeyle kenara savurdu ve merdivenleri hızla çıkarak binaya girdi. François Clerc bugün gene biraz sinirli görünüyor dedim içimden.

Ceza Hukuku dersi 2 saat üst üste. Gene para hesapları girebilir hukuk dersine. Sözünü ettiğim, ‘paraya çevrilebilen cezalar’ konusu değil, para hesaplarının cezanın uygulanmasında önde yer alması. Bir ara profesör cebinden çıkardığı cüzdanından bozukluk paraları şakır şakır kürsüye dökerken  ‘Pas d’argent, pas de Suisses’ (para yoksa, İsviçreli de yok) demesin mi ve eklemesin mi  ‘Nous les p’tits Suisses’ (Biz İsviçreli küçük insanlar). Bu düpedüz İsviçrelilere hakaret. Türkiye’de profesörün biri  böyle bir şey söylese, düşünün adamın başına neler gelirdi! Ama, François Clerc yerden göğe haklı.

Çünkü, bir asır öncesine kadar kantonların bir çoğunda fakir olmak sanki suç. Ve yetkililer kalabalık fakir ailelere yardım yerine, bunların uzak ülkelere göçe zorlanmalarını daha kârlı bulmuşlar. San Salvador’da, Costa Rika’da topraklar ucuz, daha güneyde Brezilya’da, Şili’de daha da ucuz, Patagonya’ya inerseniz neredeyse bedava. Kiliseler aracılığıyla yok pahasına kapatılan bu topraklara, isteseler de istemeseler de, muhtaç aileler gönderiliyor . 19. yüzyıl boyunca 100’000’lerce İsviçreli bu şekilde göçe zorlanmıştı (1).

İsviçre Federal Ceza Kanunu nihayet kabul edildi 1938. Ancak yürürlüğe girişi epey uzak, 1 ocak 1942. Çünkü, kantonların birbirinden farklı hukuk düzenlerini Federal kanuna uygun kılmaları zaman alıyor.  1942’nin birinci gününde yürürlüğe girecek olan Federal Ceza Kanunu, sivil alanda ölüm cezasını kaldırıyor. Peki ne olacaktı kantonların ölüme mahkûm ettikleri insanların durumu? Bunlardan bir kaçı önceden infaz ettirildiyse de, 1942 yılına yaklaşıldığında İsviçre genelinde başlı başına bir grup teşkil edecek sayıda ölüme mahkûm insan var. İnfazları biraz bekletletseler, yeni kanunla cezaları müebbet hapise çevrilecek. Burada da kararın can damarı, gene para hesabı oldu. Mahkûm yaşatılırsa ne kadara mal olur, infazı ise kaça mal olur? Aradaki fark tereddütsüz infazın daha az masraflı olduğunu gösteriyor. Bu işin kısa sürede bitirilmesini uygun gören kanton yetkilileri mahkûmların biraraya getirilerek toptan infazlarına karar aldı. Biraz pahalı da olsa, her kantonun katkısıyla toplanan bir ‘para havuzu’ teşkil edilerek, Fransa’dan gilotin makinesiyle cellat getirildi. Ölüm cezasını siviller için kaldıran Federal Ceza Kanununun yürürlüğe girmesine yanlız  5-10 gün kalmışken, Noel ile Yılbaşı arasında, bir günde hepsinin de gilotinle kafalarını gövdelerinden ayırdılar. Bu olayda da, İsviçrelinin parayı insan canından da önemli gören bu kafa yapısına, prof. François Clerc’in ‘Pas d’argent, pas de Suısses’ (Para yoksa, İsviçreli  de yok), ’Nous les p’tits Suısses’ (Biz İsviçreli küçük insanlar)sözlerini tekrarlamakla yetineceğim.

 

(1)    Georges Ducoterd et Robert Loup « Terre ! Terre » ! Récit historique de l’émigration suisse au Brésil en 1819                        

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 02.04.09
 
 

10 Şubat 1931'de Ankara'da dogdum. Ilk, orta ve liseyi "Galatasaray" Lisesinde tamamladim. Isviçre, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster