Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '18

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
222
 

Kocalar Çekip Giderken, Sadece Soyadlarını Alıp Gitmiyorlar…

Kocalar Çekip Giderken, Sadece Soyadlarını Alıp Gitmiyorlar…
 

Onları, her gün parkta çocuk salıncakları ve kaydıraklarının bulunduğu bölümün çevresinde görüyorum.  Diğer kadınlara göre oldukça  zayıf ve solgun bir yüzleri var; ama ben onları daha çok elleri koyunlarında, başları yana doğru eğik ve dalgın olmalarından tanıyorum. Aslında gözlerinin kaygılı ve korkuya tutsak olmaları da onları hemen ele veriyor.

Bunlar genç dul kadınlardır.

Parka çocukları için geliyorlar. Zaten onları hayata bağlayan tek bağ da çocuklarıdır. O bağ da olmasa adeta savrulup gideceklermiş gibi bir halleri var. Çünkü terk edilmeleri veya boşanmalarıyla sanki giden kocaları değil de tüm enerjileridir.  Onun için güçsüz ve takatsizdirler. Parka gelen diğer kadınlar,  yürüme parkurunda yürürken, koşarken veya spor yaparken, onlar sadece oturup çocuklarının oynamasını izliyorlar.

Bu halleriyle yıkık birer kâşane gibi görünüyorlar.

Bazen onları, kuvvetli rüzgârlarda o yana bu yana sallanan, ha yıkıldı ha yıkılacak gibi duran güz ağaçlarına benzetiyorum.  Ellerini sanki bir destek direği gibi kullanışları hiç değişmez. Elleri ya yüzlerindedir. İşte o zaman maziye dalıp gittiklerini düşünürüm. Ya da iki kollarını göğüsleri üzerinde sıkı sıkıya birbirinin içine kenetlemişlerdir. O zaman da dayanaklarının olmayışı, sahipsizlikleri ve çaresizlikleri aklıma gelir.

Onların çaresizlikleri de yüreğimde bir yük olur, ağırlaşır, ağırlaşır. Taşıyamaz olurum..

Ara sıra dalıp gittiklerini de görüyorum. Ne düşündüklerini tahmin etmek zor değil.

Hangi ümitlerle evlendiklerini ve şimdi neler yaşadıklarını düşünüyorlar umutsuzca…

Çekip giden erkeğin sorumsuzluğuna, şiddetine, geçimsizliğine anlam vermeye çalışıyorlar, muhtemelen de vermiyorlar.

Belki de içlerinden ne kadar çok “keşke…” diyor ve maziyi canlandırıyorlar hazan yaşayan hafızalarında.

Belki kendi kusurlarına, hatalarına hayıflanıyorlardır.

Kim bilir belki, “Turşu suyu” gibi basit nedenlerle   yaşanan tartışmaların anlamsızlığını düşünüp kahroluyorlardır …

Uçup giden hayatlarını belki de hayallerinde yaşıyorlar bu parkta.

Ve daha neler… neler… hayal ediyorlar!…

Hatıralar da onları rahat bırakmayınca, sonunda yeniden evlerine, yalnızlığa doğru yola koyuluyorlar. Zamanın ilaç olacağı günlerin ümidiyle gidiyorlar… Tek dayanakları olan çocuklarının ellerini sıkı sıkıya tutarak eve dönerken kendilerini zor taşıdıklarını görüyorum. Kurdukları hayallerin de onları terk etmesiyle ruhlarında kanayan yaralar, dizlerinin dermanını almış gibidir.

Ve hep düşünürüm; demek ki kocalar, hanımlarından ayrılıp giderken, ister haklı gerekçeleri, isterse de bahaneleri olsunlar, sadece soyadlarını alıp gitmiyorlar; sadece dizlerinin dermanını, yüzlerinin al al rengini de alıp götürmüyorlar, aynı zamanda kadını  hayata bağlayan tüm duyguları da beraberinde götürüyorlar: Kadınlığa mahsus o dünya zevkini; giyinip, süslenme, gezme, eğlenme keyfini, yemek yapma hevesini, sevmenin  heyecanını   tıpkı insanın ciğerini söküp alır gibi,  alıp gidiyorlar…ve kadını ruhsuz bırakıyorlar.

Ardına bakmadan çekip giden kocalar,  tek gitmiyor galiba, eşinin de kalbini alıp gidiyor…Ya da kadının kalbi, alıp başını gidiyor…

Keşke bu anneler de iş işten geçmeden, parkta tek başına kalmadan önce, bugünleri ön görebilselerdi!

Kim bilir?...Belki bugün onlar için de her şey başka olabilirdi?

Özkan Sarı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kaleminize sağlık Sabri Bey, nasıl evlilik varsa elbet boşanmalarda olacak fakat acı olan burada bu boşanmalardan sonra toplumun kadına bakışının adiliğinde yatıyor. ''Erkeğin dulu olmaz'' diye bir Atasözünün olduğu bu topraklarda bazı şeyleri açıklamaya çalışmak inanın çok zor. Kadın cinayetleri ve öğrenilmiş çaresizlik içerisinde boşanmadan evinde ruhsuz bedenler olarak yaşayan kadınlara girmiyorum bile. Saygıyla...

Özkan Sarı 
 21.11.2018 15:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 498
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

1963 yılında dünyaya geldim. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster