Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '08

 
Kategori
Parti
Okunma Sayısı
3261
 

Kokoş geceler, Pazar günleri ve ağlayan çocuk sendromu

Kokoş geceler, Pazar günleri ve ağlayan çocuk sendromu
 

Bir kere bizim gibi gece hayatı olan insanlar pazar günü nedir bilmezler. İnsanlar bildiğim kadarıyla (yani hayatı daha bir “düzgün!”, normlarında ve sıkıcı bir biçimde yaşayanlar demeliyim herhalde) pazar günleri brunch yapıyorlarmış. İşte Boğaz’da çoluk çocuk, arkadaşlar falan kahvaltı etmeler, sonrasında klasik çekirdek Türk ailesinin elinde kolunda torba, poşet, emzik, biberon, bebek arabası ve bilumum zırlayan bebek ve 1-2 adet 5-7 yaşları arasında ciyak ciyak bağıran ve oradan oraya koşuşturarak adamın asabını bozan huysuz çocuklarıyla karga tulumba AVM’lere tıkışmaları gibi bir Türkiye klasiği vardır. Çocuk milletini oldum olası sevmemişimdir zaten. Ne kadar kaçsam o kadar üstüme gelirler. Otobüste, uçakta, sinemada, toplu yaşanılan her neresi varsa çocuklu anneler beni bulur ve hiç şaşmaz yanımda saatlerce o çocukları ciyak ciyak bağırtırlar. Kaderin cilvesi olsa gerek, Tanrı bana bir şeyler öğretmeye çalışıyor herhalde. Belki de geçmiş hayatımda çocuk cinayeti işleyen bir anneydim, böyle bir ders veriyor bana bu hayat. Yıllardır uzak dururum, Allah’ım sen beni bu kitsch ağlayan çocuk sendromundan koru yarabbim.

Neyse canlar ben esas uzmanlık konuma döneyim. Teorim şudur. Eğer hem cuma gecesi, hem de cumartesi gecesi dışarı çıkarsanız haftasonu daha uzun geçiyor. Cuma gecesi çıkıp, cumartesi gecesi çıkmazsanız orta uzunlukta bir haftasonu oluyor. En kötüsü ise cuma çıkmayıp cumartesi çıkarsanız haftasonu jet hızıyla geçiyor. Neden mi? Dediğim gibi haftasonunu uzun geçirmek derdinde olduğum için uzun zamandır cuma-cumartesi duble çıkıyorum. Çünkü Cuma gecesi “aman nasıl olsa yarın gece çıkacağım diyip” soft bir akşam yemeği ve ertesinde eve dönüş yaptınız diyelim. Ardından cumartesi gecesi de sabahlara kadar “dens”, müzik, flörtöz numaralarla falan geçti diyelim. Hatta demeyelim, çünkü bu bir gerçek ve herkes böyle yaşıyor. Eee noluyo, Pazar günü artık 3temi 5temi kaçta uyanırsanız uyanın rezil gibi geçiyor. Ayılmamış olmanın verdiği hayaletimsi ruh hali mi desem, ertesi günün iş yükünü düşünüp geç saatte uyandım, yarın sabah nasıl erken kalkacağım diye düşünüp depresyona girmek mi dersin her türlü olumsuz hal ve hava şartları hakimdir yani. Pazar günlerini oldum olası sevmem… Ama benim gibi enerjik bir insan bile artık tükendi bitti , sonların dibine vurdu. Annemin de dediği gibi “gece hayatı kanınızı emiyor kızımmm” vakasının tam örneği oldum. Üst üste 2 gece her haftasonu çık çık nereye kadar tabi? Pil bitiyor sonunda.

Ehh madem gece hayatı dedik durduk İstanbul gecelerinin durumu nedir son bilgileri geçiyim. Bir kere her ne kadar “İstanbul’da gece hayatı dünya metropollerini aratmıyor” dense de Reinalar , Sortieler hemen bir örnek geçilse de hiiiiçççç inanmayın anacım. Gece hayatı İstanbul’da yıllardır yerlerde sürünüyor. Öyle Boğaz’da lüks mekanlar açıp manzara eşliğinde kaliteli mekan diye kimse kimseye bir şey yutturmaya kalkışmasın. İstanbul’da kaliteli mekan sayısı bir elin beş parmağını yıllardır geçmemiştir ve bu mekanlar da asla Reina , Sortie, Anjelique gibi beşinci sınıf kıroların takıldığı yerler olmamıştır. İstanbul’da maalesef çok sesli müzik yapan yer çok azdır, jazz olsun, etnik-müzik veya kendine has özellikleri olan çok çeşitli müzik türleri çalan mekanlar olsun hemen hemen hiç yoktur. Gay barlar deseniz fuhuş ve adam kaldırma yerlerine dönüştü. Anlayacağınız çok seslilik, canlı müzik kalitesi ve kaliteli insanlar arıyorsanız avucunuzu yalarsanız İstanbul’da. Marjinal mekan aramayı düşünmeyin bile zaten bu hükümetle. Dolayısıyla Amsterdam, New York ve Londra yolları bize görünür şekerler, her zaman olduğu gibi...

Bu arada gecelerden önemli bir not. Türk insanları geceleri dans etmiyor. Hepsi apış apış birbirine bakıyor ve elinde içkisiyle sallanıyor. Madem eğlenmeyeceksen ne diye çıkıyorsun gece kardeşim. Suratlar da zaten asık. Bu insanların çoğunluğundan rahat rahat ortalıkta dans etmek bir garip karşılanır oldu ki çok sinir oluyorum bu duruma. Dipnot düşeyim, bazı insanlar aranmaya değil sadece ve sadece eğlenip stres atmaya geliyor!!! Bir de böyle daha rocker barlarda depresif teenage gençliğin klasik bir hareketi vardır ki onu söylemezsem çatlarım. Bunlar böyle simsiyah giyinip, gözlerine simsiyah makyaj yapıp, acayip saç modelleri ve dumansı havalarıyla takılıp cool olduklarını zannederler ya; klasik hareketleri de gecenin bir yarısı (saat böyle 3ü falan vururken) tuvalet köşelerinde ya da izbe noktalarda yere çömelip bir noktaya sabitlenip boş boş bakarlar ya da kafalarını bacaklarının arasına alıp saatlerce öyle dururlar. Ben sorunlu aile çocuğuyum bana bulaşmayın mesajı vermektedirler.

Bir başka sinir olduğum konu da uzun boylu Türk erkekleri. Anam bunlar amma kabız olurlar anlatamam yani. Tesbitim şudur: Erkeklerin boyu uzadıkça, dansa dair yetenekleri de köreliyor. Geçenlerde gene bir kız arkadaşımla bardayız, ne görelim. 1.90 boylarında bir yuppie karşımızda dans etmeye başladı ( ya da dans etmeye çalıştı desem daha doğru olur). İyyyyyyyy bir kabız, bir paralize, bir kabus anlatamam yani. Ama kısa boylu erkekler tam tersi vallahi, hem çok iyi kıvırtıyorlar hem de kadını tahrik edecek dans hareketlerini biliyorlar, doğruya doğru şimdi. Allah bir yerden alır, bir yere verir, dünyanın kanunu.

FENOMENLER

    Şehirdışından gelen İstanbul’da yaşayan kızların pasaklı evleri: Geçenlerde bir işgünü öğle arası kız arkadaşlarımla yemek yiyorum. Konu akşam kızların evde ne yemek yediğiydi. Genelde bilirsiniz birlikte yaşayan kızlar hazır yemek ve kolay yemek yerler. Bunların evlerine ise girilmez. Her şey bir dağınık, evi b.k götürür afedersiniz. Bir tanesi birşey anlattı dudağım uçukladı. Geçen gün arkadaşım evde pis bulaşıkların arasında bir tane temiz bardak bulmuş yıllar sonra. Öbür arkadaşı vay sen benden nasıl temiz bardak saklarsın diye kavgaya tutuşmuşlar ciddi ciddi. Cillop adamlar: Türkiye’de zaten sayıları çok azdır, bulununca da değeri gayet iyi bilinir zaten. Kızlarla gece çıkmalarımızda en fazla 1-2 adet , o da “belki” görülür gece başına. Gene böyle bir adamla karşılaşıyoruz barda ve kız arkadaşımın bana söylediğine gelin: “ Canım seninle zevklerimiz ne kadar uyuşuyor değil mi, hep aynı erkeklere bakıyoruz”. Ben de ona şöyle dedim: “Mal taş güzelim, Bebek badem ezmesini de herkes seviyor”. Cep telefonunun icat edildiği yıllar: Böylesini de ne gördüm ne duydum. Yıllar önce cep telefonları hayatımıza girdiğinde bir arkadaşımın annesi mesaj yazarken her harfin ücretli olduğunu zannediyormuş. O yüzden mesajlarını kısa tutuyormuş. Mesela kıza “ekmek al, eve gel” falan gibi kısa mesajlar atıyormuş. Şaka olmalı.

www.gurmelife.net

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah o mis kokulu bebekler sevilmezmi düşünsenize hayatınızda hiç günaha bulaşmamış tertemiz bir varlığın olduğunu bence zaman fikrinizi değiştirecek. Selamlar

Zaman sonra 
 03.11.2008 13:35
Cevap :
:) umarım  03.11.2008 21:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 77
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 1530
Kayıt tarihi
: 26.08.08
 
 

1980 İzmir doğumluyum. Kendimi bildim bileli gözlem ve yorum yapmayı çok seviyorum. Genelde hayatı h..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster