Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
138
 

Kölelik Kalkmış Diyorlar...

Efendim, bilenler bilirler, bilmeyenlere hatırlatayım ve üstüne de biraz düşünelim istedim.

Bugün 2 Aralık…

Bugün dünya genelinde “ Köleliğin Kaldırılması Günü “ olarak kutlanıyormuş!

Kölelik kalkmış da kutlanıyor demek.

Ben hiç öyle düşünmüyorum  ama…

Birleşmiş Milletler 2 Aralık 1949 ‘da insan ticareti, cinsel istismar, çocuk işçi çalıştırma ve zorla evlendirme gibi köleliğin çağdaş formlarını yok etmeyi amaçlayan bir yasa tasarısını kabul ediyor.

Kağıt üzerinde kaldırılan ama uygulamada hiç hız kesmeyen “kölelik”, dünya üzerindeki nice acı, nice insanlık dışı düşünce ve eylemlerle bugün de devam ediyor.

Merak edenler, azalmadığı gibi kimi yerlerde biçim değiştiren “ modern köleliğin “ dünya üzerindeki bölgelere ve ülkelere göre dağılımına bir göz gezdirebilirler.

Kölelik insanlık tarihihin en büyük utançlarından biri.

Çok eski zamanlardan başlayarak günümüze kadar gelen, insan onuruna aykırı  bir insanlık suçu…

Dünyanın hemen her yerinde görülen, Avrupalıların Yeni Dünya’ yı keşfi ile farklı bir boyuta geçen  kölelik, Afrika kıtasından milyonlarca insanın, acımasız yöntemlerle Amerika’ ya köle olarak götürülmesine neden olmuştu.

Bugün o insanlık dışı yöntemlerin neler olduğunu belgeleyen pek çok fotoğrafı,kitabı, bu konuda çekilen filmleri görünce insanın kendi neslinin acımasızlığından ve gaddarlığından yüzü kızarıyor.

Saint Pierre’ li Bernardin, kölelik tanımlamasını yapan en önemli düşünürlerden biri olarak tarihe geçmiş düşünürlerden.

Bernardin, ‘ Voyagea L’lle-de- France “ adındaki eserinde köleliği şu şekilde tanımlamış:

“ Avrupalıların mutluluğu adına kahvenin ve şekerin gerekli olup olmadığını bilmem. Fakat bu iki ürünün, dünyanın iki kıtasında mutsuzluğa neden olduğunu biliyorum. İlk başta tarım yapılacak toprakları kazanmak için Amerika boşaltıldı, şimdi ise bu topraklarda çalışacak insanları bulmak için Afrika boşaltılıyor “

Afrika’ dan, Amerika’ ya köle ticareti, insanlık tarihinin en büyük zoraki göçü olarak biliniyor.

Kölelik İslamiyet’ ten evvel Arabistan’da da  gayet yaygındı.  Özgür bir insanın malı olarak kabul edilen ve kendilerine ait hakları olmayan kadınlara “ cariye”, erkeklere ise “ köle “ deniyordu.

Ekonomik ve sosyal problemlere neden olabileceğinden İslamiyetle birlikte önce kölelerin yaşam standardının düzeltilmesi ve ardından da özgür kalabilmelerini hedefleyen bazı haklar gündeme geldi. Zira kölelik, eski Mısır, Babil, Mezopotamya, eski Yunanistan ve Roma medeniyetlerinden itibaren binlerce yıllık geçmişi olan eski inanç, felsefe ve uygarlıklarla kökleşmiş bir kurumdur.

Dünyada çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 40 milyon modern kölelik kurbanı bulunuyor 2017 verilerine göre.

İnsanın insana sömürüsü bitmiyor, bitecek gibi de görünmüyor.

Dediğim gibi çağlar boyunca sadece biçim değiştiriyor ama özünde hep aynı!

Tarihin sayfalarına falan gömülmüş değil yani!

Bugünkü dijital çağda ve teknolojinin geldiği noktada ne dil, din, ırk tanıyacak  ne de sınır.

Köle olduğumuzu bile anlamadan takacak boynumuza zinciri…

Kevin Bales’ in “ Küresel Ekonomide Yeni Kölelik “ kitabını alıp okumalı.

“ Kullanılıp Atılanlar “ ifadesini kullanmış.

Artan nüfus oranları, sömürgeci ekonomik küreselleşme ve modern tarım yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla metalaştırılmış insanların hasta olmak, yaşlanmak gibi bir doğal haklarının dahi olmadığını, piknikte kullanılan plastik bir bardak gibi kullanılıp atıldıklarını söylüyor.

Ya kendi kendimizi kölesi haline getirdiğimiz doymak bilmeyen nefslerimize, para hırsımıza; kendimizi uyuşturduğumuz, bir nevi kafa bulduğumuz, elimizle kendimize ilişkin pek çok veriyi yüklediğimiz sosyal medya platformlarına; markalara, gözümüzde yarattığımız sahte  ilahlara, bağımlılıklara kendi kendimizi zincirleyişimize ne demeli…?

Homo Sapiens ve Homo Deus kitaplarının yazarı Yuval Noah Harari’nin  yeni çağın yeni  kölelik düzeniyle ilgili çarpıcı ve bir o kadar da korkutucu ikazıyla bitireyim :

“ Ortalama bir köylü; bir avcı toplayıcıya göre daha çok çalıştı; önüne daha az tür yemek geldi ve gitti elindeki tüm gücü seçkin gruplara devretti. Kollektif bir perspektiften bakarsak, Tarım Devrimi insanlığı güçlendirdi. Ama bireyi de köleleştirdi. Günümüz dünyasında bile 20 bin yıl önceki avcı toplayıcılardan daha zor durumda yaşayanlar var. Dikkatli olmazsak, yeni devrimler, yeni teknolojiler de bize aynısını yapabilir. “

Bilgiyi ve sermayeyi  elinde tutan küçük bir azınlık kendisi için bir ütopya yaratabilir. Ancak bunun dışında kalan insanların tümü ve diğer canlılar bir “ köle “ haline dönüşebilirler.

Nitekim bunun alametlerini de görmüyor değiliz.

“ Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum “ diyen Hz. Ali’ nin bu sözünde bugün ve yarın da çıkarılacak  çok büyük anlamlar saklı.

Köle olacaksak, ilimin, bilimin kölesi olalım.

Kendimizi hala hür addederken, henüz vakit varken…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benzer gözlem, düşünce ve davranış birligi içinde olduğumuzu görmek ne güzel. Ben de son dört aydır insagrama girdim ve orada resim & yazı sentezini yakalamaktan memnunum.Kayip bloglara gelince; Finlandiya Büyükelçiliği kültür-egitim dairesinden arayıp "Ülkemizdeki eğitim sistemi ile ilgili yazdığınız ve elçilik sitemizde yayınlanan yazıya ilgili blog sayfasından ulaşılamıyor " denilince farkettim. Sonrasi yaptığım taramayla ise;12 ve 14 Ocak 2014 ttarihli "Özgürlük A.Ş.(I) ve (II)", 20 Kasım 2012 tarihli "88.Siradaki bir ileri demokrasi" ve daha beş blogumun daha kalkmış olduğunu tespit ettim. Yazilar,yonetim paneli blokların menüsünün "Reddedilenler" ve "Taslaklar" bölümlerinde de yok! Bunlardan ikisine başka Web ve blog sitelerinde rastladım. Sanırım,(siyasi vb. gibi) başka bir nedeni yoksa eğer buradaki koruma çok zayıfladı ve yönetim panelinden girilebilip oradan blok kopyalama ve silme yapılabiliyor artık.Bu cok büyük bir zaaf:((Sevgi ve selamlarımla, kib.

Ersin Kabaoglu 
 17.12.2020 16:14
 

Son derece önemli ve değerli bir yazı. Önemli değinme ve referanslar da içeriyor. Aradan yüzyıllar, farklı farklı ideolojiler geçse de anlıyoruz ki "kölelik" şekil değiştirerek hep gündemde...Öte yandan üç yıla yakın uzun bir aradan sonra buraya dönüp eski dostlarını göremeyince insan kendini yabancı bir yerde gibi garip hissediyor. Ayrıca eskisine oranla MB'un hem entelektüel hem de teknik seviyesinde de bir miktar gerilemeler göze çarpıyor. Yazılara fotoğraf konamıyor, galeri oluşturulamıyor, bazı bloglar(ım) silinmiş vb. O açıdan sizi burada görmek moral verdi, güç verdi.Bu zor günlerde kendinize iyi bakın hep yazılarınızla ve bizlerle kalın..

Ersin Kabaoglu 
 15.12.2020 14:49
Cevap :
Çok teşekkürler! Gerçekten ben de özlemişim. Hem burada yazmayı hem de kalemini sevdiğim insanların yazılarını. MB ile ilgili tespitleriniz benim de buradaki yazma faaliyetlerimden biraz uzaklaştırdı açıkçası. Resim konulamaması bir kere yazıları daha yavan, sadece bir başlıktan ibaret hale getirdi ki ben bloğumun içeriği her neyse onu muhakkak görsel bir unsurla da desteklemeyi severim. Zaten MB deki değişikliklerden sonra Instagram a ağırlık vermem de bu sebepten. Fotoğraf çekmeyi ve çektiğim fotoğrafları dillendirmeyi de sevdiğim için o alana kaydırdım yazılarımı. Kaliteli içerik MB gibi mecralarda çok daha önemli olmalı diye düşünenlerdenim, bu sebeple bir hayli seçiciyim okurken. Sizin bahsiniz üzerine kendi yazdığım önceki bloglarımı gözden geçirdim. Silinen, yayından kaldırılan bir bloğum yok. Yayınlanan bir bloğun, yazarın haberi olmadan ve nedeni açıklanmadan silinmesini yakışıkşız buldum açıkçası. Özetle, tekrar hoşgeldik, hoşbulduk diyelim. Selamlarımla, sağlıkla kalın.  16.12.2020 12:06
 

Merhaba Çiğdem Hn. uzunca bir aradan sonra üç yazınızı görmekten mutlu oldum.Diğer ikisini henüz okumadım,nasılsınız? İyisinizdir dilerim.Batılıların bu pişkinliklerine ve güya medenî ve gelişmiş geçinirken ve neyin ne olduğundan habersiz çoğu ülke ve insanca böyle de tanımlanırken,asıl köleci zihniyetin,ırkçılığın,insan hakları ihlalciliğinin,anti demokratikliğin,gayrı medenîliğin ve adaletsizliğin şahı sanki kendileri değilmişçesine kalkıp da böyle yasa tasarıları kabul etmelerine ve özel günler ilan etmelerine hiç şaşırmamak lazım.Yüzlerinin de hiç mi hiç kızarmadığının alenî kanıtıdır işte,böylesine utanmazlar,böylesine ahlaksızlar ve suçlular ama böyle pişkin pişkin şeyler yapıp bir de üstüne sanki insanlıkla dalga da geçmektedirler.Hele ki şu pandemi ve sonrası ile ilgili adım adım gerçekleştirilen komplo teorilerine,yani aslında niyetlerine bakılırsa,aynen sizin de değindiğiniz gibi bunda ne denli ileri gidebilecekleri de yeterince açıktır.Kaleminize sağlık,sevgiler...

Filiz Alev 
 15.12.2020 5:05
Cevap :
Merhaba Filiz hanım, Yorumunuz vesileyle yeniden sizden haber almak, iyi olduğunuzu bilmek ne güzel! Çok mutlu oldum. İyiyim, çok şükür. Bir yandan deprem, bir yandan salgın, sallan yuvarlan hayatta kalmaya uğraşıyoruz:) Kölelik dünyanın her yerinde ve her çağda farlı formlarıyla, insanın zalimliği ve bencilliği devam ettikçe de devam edecek. Sömürü hep var. Bunun batıda çok ikiyüzlülükle yapıldığı da aşikar. 2016 da Berlin 'de bu ikiyüzlülüğün tam da sizin tabirinizle " pişkince " sergilendiğini gözlerimle Berlin Duvarı'nda gördüm. Duvarın bir yüzünde ressamların eserleri, diğer yüzünde ise Suriye'den insan manzaraları ve hikayeleri sergileniyordu! Ailesini kaybeden, kolunu, bacağını kaybeden, yoksulluğu, mutsuzluğu, acısı yüzlerinden okunan insanların resimlerini ve hikayelerini koymuşlar. Aman ne duyarlılık, ne farkındalık! Bu coğrafyada çıkan, her ateşin odunu onlardan değilmiş gibi. Ortadoğu'da farklı mı? İnsanlar İyi ve kötü olarak ayrılıyor. Bunun milliyeti yok. Çok sevgiler   15.12.2020 12:13
 

Sizi biraz da olsa tanıdığımı ve öyle kast etmediğinizi düşünüyorum ama yine de "ilimin ve bilimin" kölesi olalım sözünüzü yadırgadığımı söyleyeyim. İlim ve bilim aynı şey değildir ve ilim kavramını daha çok dindar kesim kullanır. Bilim ise doğanın gerçekliğini esas kabul ederek dünyayı anlamanın tek ve yegâne yöntemidir. Bizim asıl sorunumuz kölelik değil din ile bilimin birbirinden farkının açık ve net bir şekilde anlatılmamasıdır. Dini öğretiler geçerli olduğu müddetçe hiçbir sorun ki buna kölelik de dahildir çözülemeyeceğini düşünüyorum. Nitekim gerek AB ve gerekse de USA bugün hala haçlı seferi zihniyetiyle orta doğuya ve Afrika'ya saldırıyorlar. Kısacası yazınızı öneriyorum ama "ilim, laiklik vs" gibi kavramların BİLİM'e alternatifmiş gibi gösterilmesine de karşı olduğumu belirtmek zorundayım. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 03.12.2020 16:25
Cevap :
Merhaba değerli Matilla, İlim ve bilimi özellikle bir arada kullandım tahmininizin aksine.... Beni de sizin ilim ve bilimin ayrı olduğunu düşünmeniz açıkçası biraz hayrete düşürdü. İlimi siz sadece dindar kesimin kullandığı bir kavram olarak nitelemişsiniz. İlim sahibi diye bilimde ilerlememiş insanlara denir. "Uydurulmuş" değil, "İndirilmiş" din bilimin ortaya koyduğu gerçeklerle çatışmadığı gibi insanları bilimsel araştırmalar yapmaya teşvik eder. Kur'an; insanı başta kendisi, yer, gök, yıldızlar, kısacası kainattaki her şey üzerinde derin düşünmeye davet eder. ilim, bilim demek olduğundan, bilimin herhangi bir alanında uzmanlaşmış ve bilimi hayatın merkezine koymuş insanlar "ilim sahibi kişi" olarak nitelendirilirler. Ne der Yunus Emre ? "ilim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendin bilmezsin, ya nice okumaktır " Yorumunuz vesilesiyle sağlıkta olduğunuz bilgisini de almış olduğuma sevindim. Sağlıkla ve mutlu kalın. Selamlarımla...   04.12.2020 11:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 475
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 778
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster