Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
132
 

Koltuk sevdası

Koltuk sevdası
 

Şarkıcı Teoman müziği bırakması  nedeniyle daha önce yapılan şarkılarının klibine görüntü vermeyi kabul etmedi. Oldukça onurlu ve prensipli bir duruş. Aslında ilave para kazanabilirdi ancak paradan, makamdan önemli konular da var. 

Bazı politikacılarımız genelde söyledikleri bir söz var. ‘’ Koltuk sevdamız yoktur’’

Bu koskoca bir yalandır. Aslında koltuğu  al alabilirsen demek , challenge yani meydan okumaktır. Ben  istemedim , onlar yaptı demektir. 

Eğer sana görev teklifi yapıyorlarsa  mutlaka  yeterliliğin, liderliğin,bilgeliğin, hünerin vardır. Genelde insanı  durduk yerde koltuk sahibi yapmazlar. Koltukta oturmak aslında rekabet gereğidir. Birileri senin bu işi yapacağına inanmıştır.

Bazen bu durumun tersi  söz konusu olur. Aslında sen yeterli değilsindir ancak seni kullanmaya, senin üzerinden rant sağlamaya çalışırlar.  

Rahmetli Özal kendine rakip olacağını tahmin ettiği Mesut Yılmaz yerine daha rahat kullanabileceği, kibarca söylersek rahat çalışabileceği Yıldırım Akbulut’u başbakan yaptı. 

Sonunda daha fazla kullanılmak istemeyen Akbulut ile Özal’ın arası açıldı. Kukla hükümet, kukla insanlık, kukla yöneticilik bir yere kadar.  

Kim kimin koltuğuna oturacağına hep merak ve şüphe ile bakılır. 

Daha büyük tehlike ise koltuğun boş kalmasıdır. İlginçtir o koltuk hiç boş kalmaz mutlaka birisi oturur. 

Bir gün o koltuğa oturma ihtimaline karşı kariyer gelişimimizi mutlaka yapmalıyız. 

Peki bizim politikacılarımız koltuğa oturduklarında yönetmeye  hazır mıydılar? 

2002 Seçimlerinde çok kötü bir koalisyon hükümeti , çalkantılı günler. Kötüden bıkan halkın alternatif arayışı. 

Nereden nereye. 2002’ de 1 cente muhtaç Türkiye şimdi IMF’ ye 5 milyar $ borç vermeye kalkıyor. Bu kaynak nereden geliyor? Çok mu çalıştık?  Çok mu becerikliyiz? 

Halk içgüdüsel olarak genelde güçlüden yana tavır koyuyor. 

Kaynaksız ülke için ‘’ Petrol vardı da biz mi içtik’’ diyenleri şimdi beceriksizlikleri nedeniyle eleştirmek hakkı doğuyor mu? 

Aslında kaynak yaratmak akıl ve mütebeşbislikten geçiyor. 

Yıllar önce seyahat ettiğim Ege bölgesinde  Akhisar’ın köftesinin methini duyardım.

Ben de Akhisar’da köfte yiyeyim dediğimde dükkanı bulmak hiç kolay olmadı. Bir kaç masalık ufak tefek köfteci dükkanları. 

Ramiz’de bunlardan birisiydi. Köftesi güzel ancak o Akhisar sıcağında yemek yemek kolay değildi. 

Son yıllarda İzmir yolu üzerine açılan yerde büyümeye başladı, müşteriye yetemez oldu. Sonra büyük şehirlere gidelim, paket servis hizmeti verelim diye karar verdiler. 

Klasik restaurant stratejisinde koltuğun kadar satarsın. 

Paket serviste senden yapılan talebi karşılayabildiğin kadar satarsın. 

Yabancılar buna takeaway yani paket servis diyorlar ve senelerdir nimetlerini yiyorlar. 

Bir üst uygulaması ise franchising. Senin ürün ve hizmetininin benzerini yapacak ve aynı kaliteye yakalayacak  üçüncü şahıslara isim hakkı vermek. 

İşte yakın zamanda Ramiz Köfte’nin yakaladığı başarı hikayesi. Kalite- akıl –girişimcilik küçük sermaye kaynağının büyük bir sermaye haline nasıl getirildiğinin örneğidir. 

Benzer bir örneğini Kahramanmaraş’ta Yaşar adıyla dondurmacılık yapan daha sonra Mado adıyla milyonlara ulaşan firma için yapabiliriz. 

Yolları, bahtları açık olsun. 

Yol ve baht kelimelerini özellikle kullandım. Nedeni kontrolsuz büyüme ve  büyümeyi yönetememe kişilerin, firmaların, ülkelerin başına büyük bela açabiliyor. 

Bir çok batış hikayesi var . Bu riski almamak için kaliteyi ön plana alan ancak şubeleşmeyen  aşırı büyümeyen ve sürekliliği temin için çalışan firmalar da var. 

Hacı Muhittin Hacıbekir Türkiye’deki en eski kurumsal firması. Başlangıcı 1777’ye dayanıyor. 

Önceliğinde kalite, süreklilik var. Bu da o firmanın tercih ettiği yol. 

Kapitalist düzen de benzer yöntemle çalışıyor. 

İngiltere’de buzdolabı üretimi yap, belli miktarı iç piyasaya, belli miktarını dünyaya satmaya çalış. İşçisi, sosyal destek programları  ile uğraş ve lojistik masraflarını ödemeye hazır ol. 

Oysa Çin’de 1,3 milyar insan yaşıyor, Hindistan milyarı geçti. Hayal edin 1 milyar kişi 200 milyon aile yapar. % 10 Ailede yeni evlilik olsa  20 – 25  milyon buzdolabı yapar. 

Kaç fabika bu tüketimi karşilar? 

Her yıl bir ayakkabı eskise  en az 1 milyar ayakkabı üretmen gerekir. 

Hangi üretim kaynakları bunu becerebilir? 

Dünyadaki büyük markalar pazar payını  %1 arttırmak için neler yapıyorlardır neler? 

Burada esas olan halkın bu malları alabilecek güce oluşmasını sağlamaktır. Üretimi bu ülkelerde yapar, insanlara iş verir ve kredi ile donatırsın. Hem üretimden hem de finastan kazanırsın. 

Yerel şirketler ve hükümetler ile iş birliği yaparsın teşvik alırsın, tesis kurma ve çalışma kolaylığı yaşarsın. Derdin tasan olmaz, malları bol bol satar  bir köşede paraları sayarsın. 

Şimdi başa dönersek son 10 yılda ne oldu da 1 cent’e muhtaç ülkeden milyar dolar borç veren ülke olduk?  

Hangi yönetim anlayışı ile büyümeyi başardık? Büyümeyi biz mi yaptık yoksa üzerimizden para kazanmak isteyen dış güçler, kapitalist sermaye mi? 

Soruyorum size ülkeyi kim yönetiyor? Ülke nereden yönetiliyor? 

Türkiye’ye çok büyük katkıları olmuş  sanayinin eski duayeni beyin damarı tıkanıklığı nedeniyle  çok riskli ameliyatı  olmak üzere  Amerika’ya gönderilmek için yola çıkmadan önce Allah’a dua eder. 

Rahman ve rahim olan Allah’ım beni  kimseyi kula kulluk etmeyi nasip etme . Beni doğru yoldan ayırma.

Gün gelir kullar, senden de kulluk yapmasını ister. 

O nedenle her zaman güçlüden yana olmak doğru sonuç getirmez. 

Ne diyelim!!  Allah bizi de  doğru yoldan ayırmasın, kimseye kulluk yapmayı nasip etmesin. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 208
Kayıt tarihi
: 21.11.12
 
 

Mühendisim. Spor, müzik, yemek, yazmak özel zevklerimdir. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster