Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
5894
 

Koltukların gıcırdaması ..

Koltukların gıcırdaması ..
 

Gerçek böyleyken, kendine verilen bir isim ile, yani "yaratılan" olma doğrultusunda, özünü, aslını perdeleyen; varoluş gayesini sınırlı anlamlarda düşünen kişinin amacı, sadece doğanın getirdiği şartlara tedbir alıp korunmak ile kayıtlı kalıyorsa, bi


Geniş açıdan bakıldığında, “birey” kavramının, aslında her yönden sınırlı yaşamakta olan birimi tarif ettiği görülür.
“Bireysellik” kişiselliği, benzersizliği, ayırt edici özellikleri, özgünlüğü belirtmek üzere kullanılır dilimizde...
Mistik açıdan Tekilliği, bireysellikten ayırmak gerekiyor.
Zira onu, Ruh yüklenmiştir.
Birimliliği ise insan!.. Yeryüzünde yaşayan...
Birey olma anlayışı, renaisance ile ortaya çıkmıştır.
Her insanın kendine özgü bir varlık olduğunun işaretidir.
İnsanın önemi ve varoluş gayesi buna bağlıdır.
Kendine has bir yapı olması!..
O, dünyada birçok yapıcı-yaratıcı güçlerle donatılmış, tavsif edilmiş, özel, evrenselliğe ulaşan anlayışıyla ve daha önemlisi  “Halife” olarak vardır.
Bu nedenle, her birim, beşeri münasebetlerde, çeşitli uğraşlar ve zorluklar içinde kendine has güven duygusuyla yaşam mücadelesi verirken, sıralanan bu vasıflara uygun hareket etmekle beraber, esas yaradılış amacı olan, aslını, hakikâtini bilerek sonsuzluktaki yerini belirleme konusunu da göz ardı etmemelidir.
Şurası unutulmamalıdır ki; birey olmadan, yaşanılan çokluk boyutunun hakkı takdir edilemezken, onu var eden Mutlak Yaratıcının da hakkı verilemez.
Birey için, “Mutlak Yaratıcı’nın Halifesidir” demiştik...
Varlık aleminde soyut ile somut boyutlar arasında Berzah bulunması dolayısıyla kopukluk, ayrışma ve bölünme söz konusu olamayacağına, çokluk alemi de “yaratılmışlık”la nitelendiğine  göre, Yaratan’ın Halik ismi ile, mahluk-birey adı altında alemi seyrettiği anlaşılmaktadır.
Gerçek böyleyken, kendine verilen bir isim ile, yani "yaratılan" olma doğrultusunda, özünü, aslını perdeleyen; varoluş gayesini sınırlı anlamlarda düşünen kişinin amacı, sadece doğanın getirdiği şartlara tedbir alıp korunmak ile kayıtlı kalıyorsa, bireysellik kozası içinde emin bir yer bulmuş olmanın sevinciyle yaşıyor demektir.
Nereye kadar?...
İnsanın gayesi bu mudur?..
Halifelik misyonunun, kısıtlı anlayışlarla bağdaşması mümkün müdür?..
Güvence ve korunma hayalleriyle geçen bir ömür, eğer perdelilik  dışına taşamıyor, Mistik ifadeyle “uyku” halinde devam ediyorsa, getirisi ne olabilir ki?
İnsanın yapabildiği en büyük zulüm, özündeki hürriyet anlayışını sınırlayarak, kendini kozasının içinde yaşamaya mahkum etmesidir.
O kozanın örülmesine yardımcı olan dışsal güçlerin, aynı şeyi kendileri için de meydana getirdikleri, sistemdeki bir oluşun içe ve dışa çalışma kaydının böyle tecelli ettiği hatırdan asla çıkarılmamalıdır.
Çeşitli nedenlerle;
Kişi, özgürlüğün, vicdanının sesini duymayarak, şartlanmalarından değer yargılarından, sahiplenme duygularından, kalıplarından çıkmadıkça, seyredeceği, aynı zamanda kendisinin de rol aldığı “evrensellik  piyesinde” perde hiçbir zaman açılmayacak,
Ve O;
Oturduğu yerden, yalnızca koltukların gıcırtısını duyabilecektir.

Ahmed F. YÜKSEL

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başlığı okuduğunuzda, nasıl bir konu ile karşılaşacağım diyorsunuz. Fakat okuduktan sonra birkaç kez daha okuyorsunuz. Ara cümlelerine sıkıştırılan tasavvuf bilgileri oldukça kayda değer. Ellerinize sağlık.''Zira onu RUH yüklenmiştir'', ''Birimselliği ise İnsan'' Çok enteresan.. Koltukların gıcırdamasını duymayalım sadece. Oturmayalım inşallah, OKUyalım..

Ümit Oltu 
 08.09.2013 16:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 633
Toplam yorum
: 2054
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 9976
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster