Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
138
 

Komplekslerimiz ve biz

Yurt dışına çıktığımda ilk hissettiğim şey; bende en az bir Avrupalı kadar Avrupalıyım. Bir Amerikalı kadar dünyalıyım, oluyor. İletişim arttıkça, ulaşım geliştikçe bizler de daha sık dış ülkeleri görme olanağı buldukça yaşıyoruz ve anlıyoruz ki Türk insanı diğer dünya ülke insanlarından daha eksik değil.

Bizim herhalde tek eksiğimiz yıllar içinde kendi kendimizde yarattığımız aşağılık komplekslerimiz. Kendimizi hep aşağıladık, Avrupalılar veya Amerikalılarla kendimizi kıyasladık. Avrupalılar şöyle bilimseller, böyle iyiler, şöyle demokratlar, böyle temizler, şöyle insan hakları, böyle kaliteli yaşamları, şöyle hayat standardı, bu ancak Amerika’da üretilir, Avrupalılar yaparsa yapar…

Geçenlerde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde (Comu’de) Gazeteci Yazar Dr. Melih Arat’ın konferansını dinledim. Kendisi inanılmaz bir sunum yaptı. “Konusu Sıra Dışı İnsan Olmak”tı. Ülkemiz insanından bol bol örnekler verdi. Ve sözünü Türk İnsanın ne kadar sıra dışı olduğuyla bitirdi. Dinleyenlerde sıra dışı olma isteği yaratan bu sunumu çok anlamlı ve yerinde bulduğumu söylemeden edemiyorum. Peki ya bu kadar sıra dışı bir millet olarak komplekslerimizi nereden edindik.

Bana kalırsa bu kompleksler Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme döneminden başlıyor. Avrupa’nın bilimde, teknolojide ilerlemesiyle, bizimse sadece toprak kaybetmekle kalmayıp, prestij kaybetmemize yol açarak, içimize gömülmemize neden olduğunu düşünüyorum. Kurtuluş savaşı yıllarının yorgunluğu üstüne eklenince kendimizi toparlayıp, gelişmiş ülkeleri yakalamak iyice imkansız hale geldi. Atalarımızın dünyaya olan hakimiyetinin bizim arketiplerimize (ortak bilinçdışı) işlediğini kendimizi dünyanın en etkin milleti olarak görmeye alışmışken, ardından bir koca bir yüzyıl tam aksine ezik ve silik yaşamak bizde bu kompleksleri yarattı ve yine milletimizin ortak bilinçdışına işlemeye başladı. Böylece hep başka milletleri ön planda görmeyi alışkanlık haline getirir olduk.

Aşağılık komplekslerimizi aşmaya ilk olarak Mustafa Kemal’le başladık. Eğer O, bu kompleksi taşısaydı sanırım kurtuluş mücadelesini kaybederdik. Kendisini ve Türk milletini hiçbir Avrupalıdan daha aşağı görmedi ve Türk insanının da kendini öyle görmesine izin vermedi. O’nun yarattığı etki ve enerjiyle, Türk askeri özgüvenini yüreğinden, komutanının elinin değdiği yüreğinden aldı. İşte biz buyuz, komplekslerimizi atmış halimiz bu, yani özümüz. Özümüze dönersek her şeyin üstesinden geliriz.

Birbirimizi kulaktan dolma fikirlerle etkileyerek aşağılık komplekslerimizi artırıyoruz. Bunlara bir son verelim diyorum. Görmediğimiz bilmediğimiz Amerika için, İngiltere için konuşarak ütopyalar üretmeyelim artık. Aslında yurtdışına çıkıp gezip görenlerin çoğu, başka bir diyara gitmenin verdiği etkiyle ya da hava atmak için olsa gerek -başka bir neden bulamıyorum- oraları anlata anlata bitiremiyorlar. Ama içlerinden yurtdışında pek de bir şey bulamadım, dediklerinden eminim.

Kendimce pek çok ülke gezdim, yurt dışına her çıkışımda hayal kırıklığına uğruyorum aslında bu hayal kırıklığı değil tabi olsa olsa hayal ezikliği filan olabilir. Dünyanın her yerinde insanlar kendilerini bizim kadar ezik ve mahcup hissedebiliyorlar, birileri birilerine kızıp bağırıyor, yollarda bir sürü trafik kazaları oluyor. Hiç de bilimsel yaşamıyorlar, çöplerden ekmek arayanlar, dilenenler, sokağa işeyenler var. Gençler okumuyor, hayat amaçları da yok bir araya gelip bira içiyorlar. Çok şükür ki hiç değilse bizim gençlerde hala hayat var.

Hani olağanüstü yaşamlar, yaşam standartları, kaliteli giyecek, yiyecek ve içecekler… Hadi Avrupa’ya gelmişken buradan bir şeyler alayım hatıra olsun, eş dost görsün, hava olsun diyorsunuz. Frankfurt’un Zeil alışveriş merkezinden üstüme bir elbise alayım ama kalitesi ve modeli bakımından Türkiye’dekinden güzel olmalı değil mi? Hani nerdeler? Eeeeeee! Bunlar benim ülkemde de var. Hatta daha iyisi bile var, diyebilirsiniz. Belçika’da Charleroi kentinde sokaklarda uçuşan çöplerden yürüyemeyebilirsiniz. Barcelona’da La Rambla caddesinde en güzel lokantalarının birinde servisin berbat olduğu ve ortamının da hiç temiz olmadığına şahit olabilirsiniz. Amerika da tarih müzesine girdiğinizde doldurulmuş Bufalo, eski resimler ve iki tane toprak çanak görünce bu mudur tarih, diye düşünebilirsiniz. Florida eyaletinin İslamorada adasında güneşin batışını seyrederken dünyanın cennetinde olmalıyım bu güzellikler başka bir yerde olamaz derken sivrisinek saldırısına uğrayabilirsiniz. O saldırıdan sağ kurtulup acıktığınızı hissettiğinizde Allahın o koca Amerika’sında başka bir şey bulamayıp sürekli fastfood yemekten bıktığınız için canınızın hiçbir şey istemediğini de hissedebilirsiniz.

Oysa Türkiye’ye döndüğünüzde Gökçeada’ya gidip Yakamoz restorandan güneşin batışını izlerken, işte ya benim ülkemde de var, ne güzel manzara ve ne güzel yemekler hatta sivrisineksiz, diyebilirsiniz.

Türk insanı artık komplekslerini yeniyor. Ama bu arketiplerin izlerini silmek elbet kolay değil ama silmek için de gayret göstermek lazım. Ne yapmak lazım: çok gezmek, gezemiyorsak çok okumak kendi güzel özelliklerimizi ortaya çıkarmak, fark etmek, fark ettirmek ilk aklıma gelen çözümler. Bu işi bitirmeliyiz artık, kendi güzel özelliklerimizle ve eksikliklerimizle bizde dünyanın güzel insanlarıyız işte.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

valla biz amerikalilarinda iki gozu iki kulagi tek agzi var tipki sizler gibi !!!

Newyorker 
 10.04.2013 5:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1385
Kayıt tarihi
: 21.02.13
 
 

Ankara Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında lisans ve yüksek lisanımı yaptım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster