Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '13

 
Kategori
Komşuluk
Okunma Sayısı
167
 

Komşu kapılar

Komşu kapılar
 

Uzun yıllar öncesinden iki komşu hatırlıyorum. Birbirinin dostu, can yoldaşı arkadaşı. Bu iki kadından birinin adı Fatma, diğerininki de Sebile. Yaşları  70 lerinde. Fatma yalnız yaşıyor ve gözleri kör. Sebile ise yürümekte oldukça zorlanıyordu. Karşılıklı iki apartmanda oturuyorlardı. Hemen hemen her günleri, sağlıkları el verdiğince birlikte geçiyordu. Fatma hanım, komşu çocukların yardımıyla bastonu eşliğinde gidiyordu  Sebile hanıma. Sebile hanım da aynı şekilde aksaya aksaya gitmekten vazgeçmezdi hiç komşusuna. Onların dostluklarını hatırlamak, ikisinin de şu anda hayatta olmaması içimde bir hüznü canlandırdı. Öğle temiz, masum bir dostlukları vardı ki. Sebile hanım Selanik göçmeniydi ve benim anneannemdi. Biz torunlarına  her zaman şarkılar söyleyen çeşit çeşit masallar anlatan Atatürk hayranı, neşeli bir kadındı. Namazını hiç bırakmadı, son yıllarında oturarak gözleriyle de olsa hep kıldı. Fatma hanım ise, çocukları olmadığı için yalnız yaşayan, arasıra günlük ziyaretlerle yalnızlığı giderilen bir insandı.Sohbetleri hiç bitmezdi. İki muhabbet kuşu gibi anlatırlardı birbirlerine, yeri gelir ağlaşırlar, iki dakika geçmez  bakarsınız gülüyorlar. Atatürk'ün gelişini anlatırlardı çocukken duydukları heyecanı.  İkisi her zaman birbirlerine hitaplarında 'Hanım' demeyi ihmal etmezlerdi.Saygı da duyarlardı çünkü. Yetiştikleri neslin gereğiydi bu, babalarının yanında bacak bacak üstüne atmayanlardan, uzun uzun konuşmayanlardadılar.  Birbirlerinin varlığıyla hep güç bulur, can yoldaşı olurlardı.  Son yıllarda birbirlerine gidemeyecekleri zamanlar geldiğinde, camın önüne yastıklarını koyup hep birbirlerine göz kulak olmaya devam ettiler. Fatma hanım gitti önce, bir sabah uykusunda uyur gibi. Sebile hanım çok üzüldü, çok özledi onu. Kendisi de çok kalmadı zaten. Kavuştular birbirlerine.

Komşu kelimesi ne sıcak gelir insana. Sevmediğimize komşu demeyiz zaten. Aynı apartmanda oturduğumuz biridir sadece. Kelimelerimize böyle yansır anlatımlarda, üşenmeyiz kelimeleri sıralamaya. Öyle ya, kimbilir kaç daire vardır aynı çatı altında. Komşu, apartmandaki birinin bir tık üstüdür. Tıklarsın kapısını hiç düşünmeden.

- Dolapta kalmamış, bir limon alabilir miyim senden. Biliyorum limonun bitince strese girersin, mutlaka vardır sende.

Bir yerine iki, hatta üç getirir benim canım komşum:)

- Hani geçen gün mısır unu vereyim demiştin de almamıştım. Eğer zaman aşımı olmadıysa, biraz verir misin, misafir gelecek balık kızartacağım da.

- Haaa bir de hazır elin değmişken, beyaz un da alsam.

- Balık da var ister misin?

Biliriz birbirimizi, komşu mutfaklar bir gibi. Kızmak gücenmek yoktur, gülüşerek kapatırız kapıları. Hatta öyle kibardır ki benden önce kapısını kapatmaz, aynı anda kapanır, tıklanan kapılar. Yaptığım değişik bir denemeyi önce onunla paylaşırım, güzel birşey yaptığında evde kızım var diye hemen onun payını da ayırır. Ne güzeldir komşuluk ilişkileri.  

İçin sıkılır bazı gün, dört duvar dar gelir. Karşılıklı içilen bir kahve, iki tatlı söz ve sohbet dünyalara bedeldir. Komşular arasında asansörü bile yeni görevlerde kullanabilirsin. Vereceğin yiyeceği poşete koyar, asansörün içinde bir yere takar gönderirsin sekizinci kata. Ama telefonla haber vermeyi de unutmazsın tabi:) Arada bazen asansörde sürpriz yolcular da olabilir bu yalnız poşetin seyahatine bir anlam veremeyen ama olsun.

Kim istemez kapıda gün boyu asılı duran gazeteyi almadığı için merak edilmeyi, senden cevap alınca, içten bir 'Oh çok endişelenmiştim, şimdi rahatladım.' diyen bir komşuyu. Kim istemez, tatile de gitse, evinin güvende olduğunu bilmeyi. Eve yetişemesen çocuğunun güvenle karşılanabileceğini. Komşuluk ilişkileri, toplumun küçük birlikteliklerinden biri, yaşanması ve yaşatılması gereken bir ayrıcalıktır.

Bazılarıyla çok yakınızdır, bazılarıyla mesafeli, bazılarıyla ise ilişkiler merhaba'dan ileri gitmez. Gitmemelidir de, insanlar seçimlerini yapmakta özgürdür. Herkesle dost, arkadaş, sırdaş olunamayacağı gibi bu da doğaldır. Bazılarını içimize sokasımız gelir, bazılarını ise göresimiz bile gelmez. Ama yine de yaşanmalıdır komşuluk ilişkileri.

Oturduğunuz yirmi yıllık bir binadaki dairenizle, aynı ebatlardaki yeni, pırıl pırıl bir binada bulunan  daire aynı değerde  olabilir mi sizce? Bence olabilir. İçindeki insanlardır biraz da binanın değerini artıran. Komşularımız, bir arada yaşayacağımız insanlar ve ortak anılarımızdır yaşadığımız yeri değerli kılan.'Ev alma, komşu al.', 'Kötü komşu ev sattırır.' demiş tecrübeli büyükler. Hepsi yaşanmışlıkları sonrasında dile gelmiş. 'Komşu, komşunun külüne muhtaçtır.' demiş bir başkaları. Doğru bence, en olmadık zamanlarda gitmez miyiz kapısına. Bir gün acilen evdeki gümüşleri parlatmak gerektiğinde, onun sigara külüne ihtiyaç duymayacağımız ne malum:)))

Kimilerinin hapşuruğunu bile duyarız evden, kimilerinin tüm rutin hayatı bellidir. Kimisi topuklu terlikleriyle Çin işkencesi yapar. Kimisi dış kapının mandalıdır. Aynı çatı aldında yaşamanun ruhunu sindiremez. İlişkiler ilişkileri şekillendirir yönlendirir. Kimisine hak ettiği gibi davranmaya karar verirsin. Kimisine özenli davranırsın, değer verirsin çünkü. Toplumdaki ilişkilerin  bir özeti gibidir komşuluk. Bir tık ötende olmasını  istediklerine karar verirsin sadece, tıpkı yaşamın içindeki  gibi.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 772
Kayıt tarihi
: 07.08.12
 
 

Küçük bir gülümseyiş ya da farkındalıklar yaratacak atıştırmalık öyküler yazmayı planlıyorum, bun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster