Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
94
 

Komşumuz Ramiz Ağabey

Komşumuz Ramiz Ağabey
 

Ramiz ağabey gençliğinde ne kadar çirkinse yaşlılığında da o kadar çirkin bir adamdır. Ona baktığınızda iltifat etmek için bir yer arasanız, santimetre karelere bölseniz bulamazsınız. Hani bir arızası-eksikliği yok ama öyle. Birbirine yakın göz çukurlarının içine kaçmış siyah, küçük gözlerini nadiren görebilirsiniz. Sizinle konuşurken ya yere ya da başka bir yere bakıyordur. Utangaçlık deseniz değil, muhafazakar deseniz o da değil. Çocukluğunda okuyamamış ama okumuş gibi  görünmek için eczane kalfası olmuş. Bu meslek eskiden doktor, eczacıdan sonra gelen itibarlı bir meslekti. Eskiden reçeteler el yazısı ile yazıldığından reçeteyi okumak zordu.  Bir de doktorların oldukça karmaşık yazılmış reçetelerini çözmek kripto çözmek gibi bir şeydi. Siz baksanız bir şeye benzetemediğiniz şekilleri görür görmez çözebilen eczacılar usta eczacılar olurdu. Eczacı kalfaları da eczacılardan aşağı kalmazdı. Eşini de o sayede alabilmiş. Eşinin anlattığına göre istemeye geldiklerinde mesleğini önce eczacı demişler, nişanlanınca anlamışlar kalfa olduğunu. Neyse biz tasvire devam edelim, ön dişleri çıkık eskilerin deyimiyle dişlek, kafası kele yakın tek tük saçları olan, ensede bir miktar saçı kalmış, ten rengi koyuya yakın esmer, uzun boylu irice bir adam.         

Ayaklarını sürüye sürüye pazara alış verişe gider dört katlı apartmanın en üst katına ağır adımlarla aldığı nevaleyi yani erzaklarını götürür. Giydiği kıyafetler hep aynı tarz olduğu için on senedir kıyafet değiştirmemiş gibi gözükür. Üstüne bol gelen kumaş bir ceket ve asla takım olmayan yine kumaş bir pantolon giyer. Emekli olmasına rağmen daha bir gün onu ne eşofman ne de kot pantolonla görmüşüzdür. Sanki meçhuldeki eczane de yine çalışmakta ve mesaiye gitmektedir. Sanırım bir tek eskiden üstüne giydiği beyaz eczacı önlüğünü çıkarmıştır.

Bir şey söylemesi gerekliyse yüzünüze bakmadan kısa ve öz söyler ve uzaklaşır. O da mecbursa yani bir bir tanıdığı evlenmişse ve de ona da davetiye verilmişse Allah mesut etsin der kaçar mesela. Sohbet falan onun için fuzuli konuşmalardır.        

Çok eskiden evimizi yeni aldığımızda gündüz onlara oturmaya gitmiştik. Nasıl olduysa eşi evlendikleri geceyi anlattığında onu damat olarak gözümde canlandırmamıştım mesela. Bir türlü onu damat elbiseleri içinde etrafına gülücükler saçarak kutlamaları kabul edip, bir de dans ederken gözümün önüne getirememiştim. Zaten eşi de evlendikten yirmi dört saat sonra açlıktan bayıldığını anlatmıştı. Çünkü evde yiyecek bir şey yokmuş ve kadıncağızın aç olabileceği Ramiz ağabeyin hiç aklına gelmemiş. Bu anlatılan hatıralarda yine eksik olan yerler var ama benim yaşım küçük olduğu için annemin yanında soramamıştım. Yemek yemeyip ne yapmışlardı mesela, öyleyse hiç mi konuşmamışlardı, v.s Ben tam soracak gibi olmuştum ama annem bana bir dirsek atmıştı, susmuştum.        

Yıllar sonra yine apartmanın girişinde karşılaştık. Ramiz ağabey yine ayağını sürüye sürüye geliyordu. Bizimde yanımızda bir emlakçı vardı, hiç selam vermeden yanımızda durdu bizim en alt giriş kapısını anahtarla açmamızı bekledi. O esnada emlakçı---- Bu bahçe de siteye mi ait ?dedi .Emlakçının bize sorduğu o soru onu yıllardır uyuduğu kış uykusundan uyandırır gibi oldu. Biraz durduğu yerde kıpırdandı. Sanki yıllardır onun konuşması için gereken gizli parola söylenmiş gibi oldu ve Ramiz ağabey ilk kez gözleri parlayarak.--- Evet bahçe siteye ait ve tam 1760 metre kare! dedi. Neredeyse santimleri de söyleyecekti ve kendisini tutuyordu. Yuvalarının içine kaçan göz bebekleri dışarıya çıktılar ve heyecanlı heyecanlı parlamaya başladılar. Biz de yanımızda olanlarla şaşırarak kendisine baktık. Site ile ilgili kendisinden bilir kişi raporu istenmiş gibi rakamlarla anlatmaya devam ediyordu. İnşaat alanı brüt şu kadar, genel kullanım alanı bu kadar, imar planı şöyle otopark alanı, çocuk bahçesi  -breh breh. Emlakçı ise verdiği bilgilerle hiç ilgilenmiyordu, o anlatmaya devam edince ----Bahçe çok bakımsız da o yüzden sordum ! dedi. Derin bir sessizlik oldu .Biz usul usul merdivenlere yöneldik. Ramiz ağabey yine poşetleri elinde ayağını sürüye sürüye zombie yürüyüşüne geri döndü, omuzları çöktü ve ağır ağır merdivenleri çıkmaya başladı.    

Yine dışarıda güzel bir ilkbahar vardı. Evin önündeki asma ağacı tazecik yaprakları ile zeytinyağlı dolma için toplanmayı bekliyordu. Yan bahçede ki olgunlaşmamış ve can alıcı turuncu rengine tam ulaşmamış muşmulalar sarı sarı parıldıyorlardı. Ebe gümeçleri çiçeklerin dibinde asma yapraklarının büyüklüğüne ulaşmış, limon, turunç ağaçları çiçek açmış parfüm gibi kokuyordu.

Biz küf ve naftalin  kokan apartmanın girişinden yukarıya doğru çıkarken her şey eski haline dönmüştü. Rahatsız edici bir sessizlikte annemin binlerce kez inip çıktığı tırabzanlara tutunurken, içimde ki acıyla onu düşünüyordum. İnsanlarında, binalarında bir ömrü vardı, bu apartmanda aynı anneme benziyordu. Annemi daha yeni kaybetmiştik ve sanki bu apartman, duvarlar, tırabzanlar, posta kutusu ve isminin yazılı olduğu zil, bahçede ki çiçekler, balkonuna yuva yapan kuş, sokakta elleriyle beslediği kediler bunun farkında değildi.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 447
Kayıt tarihi
: 21.01.07
 
 

Antalyalıyım. Bir süre istanbul ve Çanakkale de bulundum. Uzun süredir Ankara da yaşıyorum. İki o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster