Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
66
 

Konsoloslukta nikah

Yazan:Uçar Demirkan
 
Ahmet bey konsolosluktaki çalışma odasında çalışıyordu. Birden, sokaktan bağrışmalar, sloganlar yükseldi. ”Gene Ermeniler gösteri yapıyorlar herhalde” diye düşündü. Başka yerlerde de bu tür gösterilere rastlamıştı, alışıktı.
Masasından kalkıp pencereye gitti ve yalnızca başını cama dayayıp dışarı baktı. ”Yok, bunlar Ermeni ye benzemiyor.”diye düşündü. Söylenenleri dikkatle duymağa çabaladı. ”Kürdara azadi” diye bağırıyorlardı. Ellerinde Hollanda dilinde yazılmış pankartlar vardı. ”Allah Allah.. Meğer Kürtlermiş” dedi.              
İlk kez, Kürtlerin konsolosluk önü protestosuna rastlıyordu. Adamlar, konsolosluğun karşısındaki kaldırımda toplanmışlar, önlerinde Hollanda polisleri devriye geziyordu. Konsolosluğun önünde de konsolosluğun koruma polisleri nöbet tutuyorlardı. Neyse ki, bir olay çıkmadan dağıldı göstericiler.
Meğer, her hafta Perşembe günleri bunlar böyle konsolosluk önünde toplanıp gösteri yaparlar, davalarını Hollandalılara duyurmağa çalışırlarmış. Hollanda makamları da durumdan haberdarmış.
Ahmet, öğleye dek çalıştı. Sonra, limana gidip self servis deniz ürünleri satan bir lokantada karnını doyurdu. Avrupa’nın “mali başkenti” olma iddiasındaki Rotterdam’ın yeni limanının çevresinde dolaşıp konsolosluğa döndü ve çalışmağa başladı.
Bir saat kadar sonra, Konsolos bey odasına girdi. ”Ahmet bey, bugün bir nikahımız var. İsterseniz sizi şahit yapalım. Töreni görmüş olursunuz”.
Ahmet, daha önce de konsolosluklarda çalışırken, bu tür törenlerde hazır bulunmuş, tanıklık yapmıştı. ”Olur”dedi.
Konsolos beyle aşağıdaki depo gibi yerde oluşturulmuş nikah töreni yerine gittiler. Gelinle damat sandalyelerinde oturmuş bekliyorlardı.
Damat yakışıklı bir delikanlıydı. Gelin adayı ise çirkin denilecek kapkara birisiydi. "Yakışmamışlar biribirilerine. Her halde karışık bir durum olmalıydı ki delikanlı evlenmek zorunda kalmıştı"diye düşündü.
Konsolos, karşılarındaki sandalyeye oturdu. Ahmet bey masanın bir yanındaki, damadın akrabası birisi de onun karşı yanındaki sandalyelere oturdular. Damadın şahidi tipik bir Karadenizliydi. Karadenizlileri tanırdı. Çünkü, kendisi de Karadenizlilere damat olmuştu. Yok yoook... Onların evliliği normal koşullarda olmuştu!   
Konsolos alışılmış sözleri söyledi. İmzalar atıldı, tören tamamlandı.
İmzadan ve kutlama merasiminden sonra Ahmet bey kendini tutamayıp dayanamadı ve damata sordu..”Damat bey, affedersiniz ama sizin gibi yakışıklı sağlıklı bir genç, nasıl oluyor da böyle kara kuru bir bayanla evleniyor. Karadeniz'de paçi mi bulamadın da bununla evleniyorsun"
Karadenizli aksanıyla konuşan genç yanıt verdi. ”Beyefendi, ha bu bayan Surinamlıdır. Surinam Hollanda’nın sömürgesi olduğundan, aynı zamanda Hollanda vatandaşıdır. Onunla evlendim. Çünkü, böylece ben de Hollanda vatandaşı olacağım.”dedi. Sonra da acele ile ekledi. ”Vatandaş olduktan sonra da bu kadından ayrılacağım daa"
“Hollanda makamları buna danışıklı dövüş evlilik diye bakmaz mı?”diye sordu Ahmet. "En az üç yıl bu bayanla evli kalmam gerekiyor. Ondan sonra, önce vatandaş olacağım, sonra da ondan boşanacağum.”
Ahmet sordu ”Kadının bu işten yararı ne o zaman?” Delikanlı ”Ona yirmi beş bin Hollanda florini vereceğiz bu iş için” dedi. "Üç yıl da yedirip içireceğiz daa.." Daha ne isteyi ki...
Ahmet bey ”Pekiyi de, ya bu Surinamlı bayan seni severse ve de senden ayrılmak istemezse ne olacak?”
Karadenizli genç ”Vallahi, bir şekilde ikna edeceğiz oni” dedi. İkna atmekte Karadenizlilerin üzerine yoktur diye düşündü Ahmet.. 
Ahmet, yine de üsteledi ”Ya ikna olmazsa”.
Karadenizli genç darlanmıştı.”Vallahi ikna etmeye çalışırız. Baktık  ikna olmiy, o zaman bum bum” dedi. Bunu yaparken, tabancayla ateş ediyormuş işareti yapıyordu.
Ahmet olayı anladı. Her şey düşünülmüştü. Hollanda’daki Türk mafyası, Türkiye’deki bir çalışanını Hollanda’ya transfer etmiş oluyordu!
Böyle bir başka sahtecilik işi aklına gelmişti. Bir  başka ülkedeki olay şöyle gelişmişti.
Uyuşturucu baronu olan bir Türk vatandaşı, sahte pasaportla o yabancı ülkede yakalanmış ve hapse atılmıştı. Adam, hapiste iken ölmüştü.
Türkiye'deki akrabaları milyar dolarlık servet için veraset ilamı çıkarmak istemişlerdi. Hakim, mirascılardan bu kişinin ölüm belgesini istemişti.
Onlar da bu ülkeye gelmişler ve yetkililerden ölüm belgesi istemişlerdi. Adamın sahte pasaportundaki bilgilerle gerçek kimliğindeki bilgiler biri birini tutmadığından yerel makamlar ölüm belgesi veremeyeceklerini bildirmişlerdi.
Onlar da konsolosluktan ölüm belgesi almak istiyorlardı. Konsolosluk da yerel makamlara sormuş ve o kimlikte kimsenin hapiste ölmediğini saptamıştı. O nedenle konsolosluk da ölüm belgesi veremiyordu.
İlahi adalet bu olmalıydı...
Neyse ki bir de kul adaleti vardı. Biraz uzun yol olmasına karşın "gaiplik-kaybolma"yolu vardı Medeni Kanun'da..Mirascılara onu anımsattı Ahmet.. Adamlar, etekleri zil çala çala konsolosluktan ayrılmışlardı.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 466
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster