Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '19

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
55
 

Konuşmak, Yazmak, Kurallar

Toplumu oluşturan bireylerin iletişim araçlarının en başında doğal olarak konuşmak ve onun hemen bitişiğinde yazmak gelir. Konuşmayı herkes iyi kötü kendince becermektedir. Yöresel söyleyişlerin güzelliği, yansıması ve sıcaklığı sarıp sarmalar sizi. Bu söyleyişler kişiye ve onun yetiştiği ortama bağlı olup doğallığın ve o yöre kültürünün yansımasıdır. Hiç kimsenin onu küçümsemesi ve ayıplaması söz konusu olamaz. Aksini yapanlar kendi cahilliklerini ve dar bakış açısı içine sığışmış zavallılığını sergilemiş olur.

Kimileri bu söylemlerde öylesine ustadır ki konuşanda “Ağzından âdeta bal damlıyor.”  dedirtir dinleyicilerine. Böylelerini dinlemek gerçekten büyük haz verir. Hatta konu basit bir içerik bile olsa, konuşmacının anlatım tarzıyla en güzel öyküleri bile geride kor. Alır götürür, sürükler dinleyiciyi sözcükler âlemine. Onun ağzından çıkan sözcükler âdeta dans etmektedir duyum alanı içinde. Gıpta eder çoğu dinleyici. “Ne de güzel anlatıyor.”  der.

Elbette bu güzel yansımanın bir nedeni olmalı. Eğer kişi kendini geliştirmeyi becerebilirse neden o gıpta edilesi kişilerden biri olmasın ki? Bunun en basit kuralı da kişinin kelime dağarcığını geniş tutmasıdır. Bu da ancak bol bol okumakla, büyüklerin sözlerini dinleyip heybesine depolamakla ve her türlü deneyim ve bilgiye meyilli olmakla gerçekleşebilir. Elbette bu da sıradanlığın dışında bir yetenek meselesidir.

Bir diğer konu da yazmak dedik. Bu da tıpkı konuşma gereği söylediklerimizle eş değerde bir icraattır. Buna rağmen kurallar gereği baskı vardır, olmalıdır. Bir yazar geniş bir okuyucu kitlesine hitap ediyorsa –ki amaç budur- kesinlikle ortak dil kuralları çerçevesinde yazmak zorundadır. Aksi halde her yazar kendince kurallar koyar ve kendince işin doğrusu budur diyerek yazarsa bunun sonu nereye varır dersiniz? İlerisinde kim çalar, kim oynar? Konular ne olursa olsun dil tektir. “Ben tarih uzmanıyım, dilci değilim.” Ya da “Kardeşim ben fizikçiyim kurallarla uğraşamam, bildiğim gibi yazarım.” gibi, sıradan savunularla kendilerini aklamaya çalışanlar, sadece ve sadece zavallılıklarını sergilemiş olurlar. Oysa özürleri kabahatlerinden büyüktür. Siz tarihçi de olabilirsiniz, coğrafyacı da. Matematik, din bilgisi ya da bilmem ne dersinin hocaları ya da konunuzun şah uzmanı da olabilirsiniz. Buna sözümüz yok, saygımız var. Fakat her şeyden önce siz, bu dilin sahibi olan bu milletin bir ferdi değil misiniz? O halde öncelikli işiniz bu millete ve onun diline saygıyı öğrenmek ve gereğini sergilemek olmalıdır. Topluma örnek kişi olduklarını ya da önderlik ettiğini sanan yazarlara ya da kişilere yakışan da budur. Eğer siz 3-5 satırlık yazılarınızda kuralları alt üst ederek yazmaya kalkışırsanız tepeden baktığınız kişiler ne yapsın? Önce içinde bulunduğunuz topluma, diline saygı duyacaksınız ki o oranda size saygı duyula…

Bu yazıyı yazmama vesile olan, bugün okuduğum 3-5 yazı sonrasında aklımda kalan ve not ettiğim yanlış yazılmış sözcükleri sizinle paylaşmak istedim. Okuduklarım sanmayın ki sıradan kişilerin yazılarıydı. Onlar -aralarında öğretim üyesi de olan- kendilerince inanılmaz entel ve havalı(!) geçinen cinsten kişiler. Birileri onlara bu basit sözcükleri mutlaka öğretmeli.

YANLIŞ                    DOĞRU                    YANLIŞ                    DOĞRU

hoşgeldiniz                 hoş geldiniz                beyenmek                   beğenmek      

bisküvit                       bisküvi                        boğaca                        poğaça

çağarmak                    çağırmak                     bir çok                        birçok

çağlıyan                      çağlayan                     çiydem                        çiğdem

dayire                         daire                           deyer                          değer

deyil                           değil                           deymek                       değmek

vürüs                           virüs                            yada                            ya da

yövmiye                      yevmiye                      hiç bir şey                   hiçbir şey

Çok mu zor acaba masa üstünde bir yazım kılavuzu bulundurmak? Efendi, ona baktığın için kimse seni “Bak, bak kocaman hoca olmuş yazım kılavuzuna bakarak yazıyor.” diyerek küçümsemez, eleştirmez korkma! Kaldı ki bakarken bir, bilemedin 3-5 kişi, diyelim ki bıyık altından tebessümle, imalı gözlerle sizi süzdü. O, 3-5 kişinin cehalet kokan tavrı mı, yoksa yazıyı sunduğun kitle mi daha önemli? Hadi biraz düşün bakalım!

Lütfen dilinizi seviyorsanız yazım kurallarına ve sözcüklere ihanet etmeyiniz. Affınıza sığınarak yazmadan duramayacağım:  Lütfen haddinizi bilin ve bu dilin sözcüklerinin ve de kurallarının ırzına geçmeyin! Bu dil sizin keyfinizce ve “bence” kurallarıyla heba edilecek bir oluşum değildir. Bu dil milletin var oluş nedenlerinin en başında gelir, onurudur, namusudur. Unutmayalım ki Türk'üm diyorsak dilimizin Türkçe olması sayesindedir. Onu yitirirsek geriye ne kalır ki?

Saygılarımla

Tahsin MELAN

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2678
Kayıt tarihi
: 07.09.06
 
 

Türkoloji eğitimi aldıktan sonra A.Ü. TÖMER kuruluş aşamasında ve ilk yıllarında yurt içinde göre..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster