Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
218
 

Konuşmak üzerine

Konuşmak üzerine
 

Doğanın baş döndürücü gizemi içinde, ilk insanın 20-30 milyon yıl önce ortaya çıktığı bilinmektedir. İlk insanca eylemi iki ayağının üzerine kalkmak olan ilk insanın, o günden bu yana bir dizi evrim geçirmiş olmasına karşı, bu gün ulaştığı noktada halen gelişimini tamamlamamış olduğu, çelişkilerle dolu dünyaya bakarak kuşku götürmezdir.Tarihin akışı içerisinde, evrimsel sürecin başlangıcındaki bulanıklık, sonuçlanması yönüyle de bilinmezlikleri beraberinde sürüklemektedir. Kuşkusuz toplumların ilerlemelerinde kimi zaman yavaşlamalar, kimi zaman sıçramalar görmek olasıdır.  Ateş yakmasını öğrenebilmesi için bile 50 bin yıl geçmesi gereken insanlık için, akıp giden bu süreç içerisinde gelişimi, kendisini ifade edebilme yeteneğini kazanması, konuşabilmesi, yazıyı bulması ve en önemlisi düşünebilmesi için çok uzun zamanların geçmesi gerekti. Nereden baksanız Descartes’in “Düşünüyorum,o halde varım” diyen dünyanın en ünlü deyişini söyleyişi daha dün gibi. Rodin’in Düşünen Adam heykelinde olduğu gibi donup kalmamak için, insan düşündüklerini ifade etmek adına sanatı, bilimi, iletişimi, kendisini ifade edebilmeyi akıl almaz bir hızla uygulamaya koydu. Kendini ifade edebilmek, düşünce akışını başkalarına aktarabilmek yolunda ise en etkili yol olarak yazmayı ve konuşmayı geliştirdi. Kuşkusuz konuşma biçimi içeriği, kişinin bilgi birikimi, moral yapısı ve değerleri, kültür birikimi yönüyle ayrılmaz izler taşır. Bir yerde konuşma şekliniz sizi ele verir. Çünkü söyledikleriniz iç dünyanızın ve ne olduğunuzun yansıtıcı bir aynasıdır. Siz neyseniz konuşmanızda odur. Bir bilgenin deyişiyle; “Siz neyseniz dünyayı onunla yaratırsınız.Veya dünyanız neyse, siz o’sunuzdur.”  Ve kuşkusuz kendinin bilgisi bilgeliğin başlangıcıdır.
     
Konuşmak bireysel ilişkilerin başlangıç noktasıdır. Bireysel ilişkileri önemsemediğimiz, anlayamadığımız zaman huzurlu bir topluma ulaşmak olanaksızlaşır. Gerçek düşünceden çok, tek yönlü bir düşüncenin acımasızlığına kısılıp kalmak, zorlama yasaklarla meydana getirilen ekonomik birliktelikten savaşları sona erdirmesi yönüyle yarar ummak, olsa olsa hayalciliktir. İlişkileri kopartan, soyutlama, gurur ve sevgisizlik içerikli konuşmalarla insan sıcaklığını korumak zordur.
     
Kişi konuşma dilini bir sözcük yığını olarak görürse nerede sonlandıracağı belli olmaz. Her konuşma dile veya ifade edilmek istenen şeyin içeriğine göre değişiklikler içermelidir. Bunun için bilimsel dil, politik dilden; günlük konuşma dili de bunlardan ayrı biçimsellik ve anlam taşımalıdır. Ayrıca her ortamda aynı dili kullanmadığımız evde, sokakta, iş yerinde, toplulukta konuştuğumuz dilin de birbirinden ayrı olduğu bir gerçektir. Ayrıca günlük yaşamın her alanında kullandığımız konuşma şekli ve dil, kaçınılmaz olarak bu alanların her birisiyle ayrı ayrı eklenmeler gösterir, renkler taşır.
     
Sözle ve konuşmakla ilgili olarak Anadolu insanının binlerce yıllık birikimi ve kültüründen filizlenmiş sayısız deyiş vardır. ”Eline, beline, diline hakim olmak, söz ağızdan bir kere çıkar,kem söz sahibine aittir, elin ağzı torba değil ki büzesin, pişir pişir söyle sözü, arasında çiğ bulunur” gibi. Daha çoğaltmak olası, her birisi bir ders niteliğindedir. Ne yazık ki son yılların anlaşılmaz bir yoz beğeni saldırısı içerisinde kirletilen ve topallayan Türkçe’miz, yabancı sözcüklerin saldırısı altında giderek yaralanmaktadır. Genç kuşağın kendine özgü konuşma şeklinden, köşe yazarlarının bir kısmının kalemlerine, oradan; zaten giderek sermayenin egemenliği altına giren yazılı ve görsel basının söylemine bulaşan, kendine özgü uçarı, uçuk, kemirgen ve içeriksiz bir söylem ağızlarda şapırdatılarak çiğnenen bir sakız gibi uzayıp gitmektedir. Renkli basının sayfalarından, renkli camın bozbulanık coğrafyasına uzanan geniş bir alanda sokak kokan deyişler taşıyan bir söylem, giderek daha can sıkıcı bir hal almaktadır. Canlı yayında pantolon indiren sunuculardan, spor programlarında “kodu mu oturtan genelkurmay başkanı” arzulayan konuşmacıların konuşmalarındaki içerik, konuşma düzeyi açısından eşsiz örneklemeler sergilemektedir! Konuşmaları, yazıları ve söylemleri ile her sabah ve her akşam aynı gündemin altını çizenler, küreselleşen dünyamızda tek biçimciliğin, kendi özgün dilimizden kopmanın, dolayısıyla kendi değerlerimize ve kendimize yabancılaşmanın cıvıklaşan, görece mutlu bilinçsizliğine ulaşıyorlar. Ve sanırım bunu bilerek yapıyorlar.
     
Taş yerinde ağırdır, kuşkusuz sözde... Ve kuşkusuz henüz her şey söylenmiş ve bitmiş değildir. Hatta gerçek insanca söylem yeniden başlamalıdır. İyisi mi kalemi yan gelip yatmaya bırakmalı. Kimi zaman susmak daha çok şey anlatır ve susmak kimi zaman konuşmaktır bir türlü...
 
Akın YAZICI
9 Ağustos 2014
Erdek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dr Akın Bey ,yine düşündürücü ve anlamlı yazınızla başbaşa kalmak,düşünmek ve derinlere dalmak güzeldi.Yüreğiniz dert görmesin.Paylaşım için teşekkürler selam ve sevgilerimle.

Şennur Köseli 
 09.08.2014 16:24
Cevap :
Teşekkür derim Şennur, Aslında paylaşacak o kadar çok şeyimiz varmış ki,çalışma hayatının girdapları içinde insan fark edemiyor.Geç de olsa seni bu yönünle tanımakta güzel. Sevgiler...  09.08.2014 22:16
 

İnsan nasıl insan olduya ve kapitalizmin insan karakterini bozup onu nasıl aşağılara çektiğine örnek oldukça anlamlı bir felsefi yazı...Elinize sağlık sayın Yazıcı.

Abbas Oğuz 
 09.08.2014 14:16
Cevap :
Teşekkür ederim.İyi günler dileklerimle saygılar...  09.08.2014 15:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 176
Toplam yorum
: 424
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 363
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster