Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
116
 

Konusu yok konusu biz

Konusu yok konusu biz
 

Yine sen... Hep sen… Her zaman her yerde her an sen…

Gözlerimde bitmek bilmeyen hayaller, kulaklarımda ‘mesaj veren’ melodiler…

Gurbet kuşları gibiyim. Kanatlarımı çırptıkça daha da uzaklaşıyorum sana ait ama hep yaban kaldığım diyarlardan.Daha sıcak ülkeler arıyorum içimi ısıtacak.Hatta belki kalırım oralarda.Kanatlarımı dinlendiririm bir süre.Kalamam çünkü bilirim yağmurlar başlayınca. Yağmur yağdığında buralarda olmalıyım. İstanbul ağlarken ben de ağlamalıyım O’nunla birlikte. “Rimellerimiz akmalı” ikimizin de. Gözyaşların, gözyaşlarıma karışmalı böylelikle.

Bizim vuslatımız da bu işte. Yağmur yalnızlarıyız biz.

Mümkün mü ki mevsimlerin bizi, ‘biz’ olmaktan alıkoyması? Sen kışa, ben bahara ait olduğumuz için olabilir mi sadece yağmurlarda kavuşmamız?

Oysa duyarsın sanırdım kanat seslerimi. Kulak verirsin sanırdım martıların bizim için söylediği, denizin eşlik ettiği, yağmurların sana ulaştırdığı o eski şarkıya. Yıldızlı bir gökyüzünün altında ben aya doğru kanat çırpar, sen uzun bir yolda yol çizgilerine bakarken yol akar, gece uzarken ikimize de arkadaş olur, dost olur, yaren olur, sevgili olur, ‘anne’ olur, kimsesizliğimizi unutturur sanmıştım o bildik melodi. Yanılmışım. Ne yol, bana doğruymuş ne de ay, senin için de aydınlatıyormuş geceyi.

Enerjim tükenmişti. Çırpamıyordum kanatlarımı. Ne gündüz ne gece yol alamıyordum. Sıla hasreti çektiğimi söyledi bilge bir baykuş. “Sıla mı?” dedim. Hatırlayamadım. ‘Sılam’ nerdeydi benim?

- Sahi sıla neydi?

-Gülüşü var, yağmurdan sonra mavilikleri kalbine dolduran; rahatlatan bir sesi var gökgürültüsünün korkusunu silen, huzuru geri getiren; sarılması var uzun yol yorgunluğunu gideren; gözleri, dost sohbetine yarenlik eden kahve gibi. Yudum yudum seni içine çeken, tadı damağında kokusu burnunda kalan. Hep yeni, hep diri, ama hep ‘aşina’ kalan; her fırsatta kaçtığın ama hep geri dönmek isteyeceğini bildiğin …

Diye anlatmaya başladı yaşlı ama gamsız baykuş. Tekerleme gibi , bilemce sorar gibi anlattı. Sonra ekledi “Sıla, yağmurla değil, güneşle gelendir.”

Düşündüm… Kanat çırpttım

Düşündüm… Kanat çırpttım

- Sahi sıla neydi? ‘Sılam’ nerdeydi benim?

Neydi kaybettiğim ve ararken daha da uzağa ittiğim?

- Sahi neydi?

(çokkkk gerilerde de kalsan bu yazı sana ait, hep de öyle olacak)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 12.08.11
 
 

Bazen kelimeler içinize sığmaz olur ve taşar. İşte o zamanları yaşadığım şu günlerde yazdıklarımı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster