Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '14

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
93
 

Konya'daydım

İşte Konya'dayım...

İşte Mevlana şehri Konya, tüm aşkı narıyla, tüm kederi, tüm hüznü, tüm mana alemiyle karşımda... Karşımda ha! Konya sokaklarında hala onun izlerini taşıyan, gizemli bir şuurun resmedilişi hakim. Bu şehrin taşları, asırlardır süren bir tarihi resmetmiş ve o resmettiği gizemi nakşediyor şuurlara…

İşte şimdi de, Mevlana’nın cancağızı Şems’in türbesindeyim!

O muhteşem adam, o yeri göğü aşka boyayan adam, burada ha, burada!

Aman Allah'ım sıtma tuttu yüreğimi, cezbelendim de çenem zangır zangır titredi!

Ellerim kollarımdan koptu da, kanımı buz kesti; Sarıkamış zemherisi düştü yüreğime. Gözlerim nemini, sessizlik ise ilk kez sessizliğini kaybetti. Avazım çıkana kadar coşkumu haykırmak istedim.

Dedim ya sesiz sessizliğini kaybetti ve bir çığlığa dönüştü yüreğim.

Ben nerdeyim, nasıl bir dünya içerisindeyim?

Öylesine haykırmak istedim ki, çimdik attım yüreğime;“Sus Dilek sus, şimdi olmaz, hem “Deli” demezler mi?”

İçim de öylesine bir haykırış var ki; kulaklarımdan yüreğime inen!

Öylesine Mecnun-i bir aşk var ki; beni kendi içimde çölüme düşüren!

Tam da şimdi bir şimşek çaktı ve bir yıldırım düştü avuçlarımın arasına!

Sıkı sıkı kapadım avuçlarımı, başladım gözlerimin yağmurlarıyla yağmaya!

Hem bakarlarsa baksınlar, hem “Deli” derlerse de desinler!

Şu an ben deliyim zati, aklım nerde ki, akıllı mıyım ki?

İnsan da akıl mı kalır; yürek bir başka firarda, akıl desen bir başka...

Bir kuru bedenim kalmış avuçlarımın arasında, bir de dişlerimin arasına sıkışan dudaklarım.

Ben nerdeyim, nasıl bir dünya içerisindeyim?

Tarihin sayfaları arasında kaybolmuş gibi, kendimi mi okuyorum, yoksa dünyaya nam salan Mevlana ve Şems aşkını mı?

Hala Şems'in türbesindeyim ve Mevlana’nın da burada olduğunu hissediyorum;

Tabi ya, bu türbe ki o sır dolu kuyunun ruhunu taşıyan...

O kuyu ki Şems'i ve Yusuf'u bağrına basan...

O bağrına basan kuyu ki elbette Mevlana'yı da Şemsceğiziyle buluşturup kucaklaştıran... 

Ben ki birçok kitap okudum da, çok parçaları bir araya getirdim ve Şems’in Konya’da olduğuna kanat ettim; o ne Niğde Kesikbaş Türbesi de, ne Tebriz şehrinin “Geçil” denilen mezarlığında, ne  Hoy’da, ne Pakistan’ın Multon şehrindeydi... O adı geçen bu türbelerin hiç birinde değildi; bunlar sadece çeşitli rivayetlerle süslenmiş söylentilerdi. Hepsi bu!

O ki bir mana alemiydi, o ki ruhu nerde yol sürdüyse, o ayak izine bakanlar; “Buradan Şems geçmiş” dediler.

Oysa on o dünde bu günde can cağınızın yanındaydı, yürek paresinin...

Zira onlar iki bedende bir ruh gibiydiler; biri iç mimardı, diğeri ise dış mimar ama ruh birdi, oldukları yerde... O yürek paresi Şems’in Konya’daki türbesini görmeli beni beşer; küçük, mütevazi, adeta yüreğin kapalı kapılar arkasında saklanmış bir yerdir…

Bu yer ki insanın yürek ülkesinde en süslü ve en giz bir yer.

Ve yüreğimdeki feryadı zapt edeyim derken, tırnaklarımı avuçlarıma öyle bir geçirmişim ki, yumruklarım kenetlenmiş; ben bir eşiğin ortasındayım, arafında...

Şimdi de Mevlana türbesindeyim. Mevlana’nın karşısında dondum kaldım...

Bir süre karşısında durdum; sonra çıkış kapısına doğru gittim ve tekrar giriş kapısına geldim...

Geldim ki yeni baştan gelmiş gibi olayım, olayım da aradığımı bulayım.

Hem ben neyi, kimi arıyorum ki?

Hani bir şeyini kaybedersin de, ararsın ya ha işte öyle.

Sürüklendim ardından koşan benin, yetişemiyordum da kendime, zira çok gerideyim. Ruhum bedenimden ayrılmış, bedenim ruhuma yetişmeye çalışıyor adeta. Evet evet ben Mevlana’yı arıyorum. Ama o yok şimdi... Yok işte... Zira onu Şems'in türbesinde hissetmiştim; şimdi ise onu kendi yerinde olmadığını hissediyorum; bu his Mevlana'nın Şems'in yanında olduğunu tekrar hatırlatıyor bana...

O yok, yok işte... O artık tüm dünyanın merak ettiği koskoca "Sır" şimdi...

Zira 4 kapıya varmak, Seyr-i Süluk sahibi olmaktır...

Seyr-i Süluk sahibi olmak sırdır...

Sır ise kendinden sadır olan kerametleri saklamaktır...

Ondandı ki onun sırrı Konya'nın tüm duvarlarının, tüm çeper ve kaldırım taşlarının arasına saklanıvermişti...

O ki "Sır" sırdı, o sırrı saklandığı Konya'nın taşı toprağı arasında bırakıp gözyaşlarımı yutkunarak Şeb-i Aruz Törenlerine doğru ilerliyorum ağır ağır ve hazin hazin...

Haftaya "Şeb-i Aruz Törenindeyim" yazımla buluşmak üzere hoşça kalın dost çakalın ama asla ve asla sevgisiz ve bensiz kalmayın. Sevgilerimle

 

Dilek EJDER

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Dilek hanım, belli ki biz çok farklı dünyanın insanlarıyız ve bu nedenle de yazdıklarınızı çok da tasvip ettiğimi söyleyemem. Ancak ne var büyük bir coşku ve tutku ile üstelik de çok güzel yazdığınız için size ve inanç dünyanıza saygı duyuyorum. Ben Konyalıyım ve size Konya'ya hoş geldiniz, sefalar getirdiniz demek istedim. Kendinize çok çok iyi bakın, Allah daima gönlünüze göre versin. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 13.12.2014 15:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 593
Kayıt tarihi
: 22.04.08
 
 

Araştırmacı yazar, şair, aforizmacı, ressam, besteci... Kardelenler diyarı Sarıkamış’ta doğdu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster