Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '08

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
241
 

Körelmiş İnsanlık

Körelmiş İnsanlık
 

Ettikleri hipokrat yeminini taşıyabiliyorlar mı acaba? Yaşanan acı olayların işte bir yüzü daha, doktorlarımız... Gerektiğinde gözümüz kapalı güvendiğimiz doktorlarımız bugünlerde neler yapıyor acaba...
Vakit gazetesi eski yazarlarından Hüseyin Üzmez'in, elini kolunu sallayarak tahliye edilmesinde rol sahibi olan adli tıp doktorlarımız, hani çok güvendiklerimiz. Şimdilerde sanırım rotayı yanlış yere sallıyolar. Akıl karı değil, normalde aylarca süren bir adli tıp raporu, Hüseyin Üzmez'in hatrına 40 güne indirilebiliyor. İşlerini nasıl seviyolar, gece gündüz çalışmışlardır sanırım, hakları ödenmez gibi... 14 yaşında bir kız çocuğunun uğradığı taciz hiçbir etki, hiçbir ruhsal problem yaratmamıştır demek; insanın vicdanına yaptığı bir inkardır. Kusura bakmayın ama bir doktor olarak sizler kana, hastaya duyasızlaşmış olabilirsiniz ama çocuk yaştaki bir kızın heralde tacize karşı duyarsızaşacağını, doğal bir olay gibi üstünden hiçbir iz kalmadan sağlıklı olacağına inanmamızı bekleyemezsiniz. Şimdi rapora vicdanı sızlamadan imza atanlara sesleniyorum ya o kız sizin çok sevdiğinz yavrunuz olsaydı, canınız, kanınız olsaydı; bir dakika gözünüzün önüne getirin, aynı imzayı eliniz titremeden, yüreğiniz acımadan atabilir miydiniz? Hiç sanmıyorum, sadece bizim olanlar değerlidir de mi hayat başkalarının yükünü ağırlatıyo olsa bile önemli olan biziz demi biz mutlu isek sorun yok, her ne yemini edersek edelim gene de 'ben' ci bir tavrımız var...

Mavi gözlü devim yani Şanlı Atam, günümüz doktorlarını görse bu feci denebilecek olayları yaşasa acaba yine "beni türk hekimlerine emanet edin" der miydi, yine bu kadar güvenir miydi? Şimdi bulutların ardından bıraktığı Türkiye'nin ne hale geldiğine bakıyordur ve her defasında da yüzünü yere eğip engin mavi gözlerinden akıtamadığı gözyaşlarını kurumuş bir bulut misali yüreğine akıtıyordur, damla, damla... Biz mi yapamadık; yoksa o mu çok güvendi? Emindi oysa hitabesini okurken, kalanların yurdu koruyacağına, kolluyacağınainsanın insan gibi yaşayacağına, çıkarların olmayacağına başı dikti, yurdunu, insanını bayrağını, vatanını hak edenlere emanet ediyordu. Gerçekten hak ettik mi, haksızın yanında olduk mu, ceplerimizi mi şişirdik yüreğimizi mi? Sorduğum her sorunun acı bir cevabını olması beynimin yüreğimde koca bir boşluk yaratmasına sebep oluyor, sonu olmayan, kapılınca dönülemeyecek bir boşlıuk; her yeni günde her yeni olayda...

Belki de kendimi onların yerine koyabilmeyi başardığım, hayata at gözlükleri ile değilde daha geniş bakabildiğim için anlıyorum. Belki de yanılıyorum ama ben buna inanıyorum. Daha Hüseyin Üzmez'in yaptıklarını sindirmek bir yana kısa bir müddette olsa unutmayı beynimde bir ur gibi yayılan acıyı yok saymak için uğraşırken, gazetede okuduğum bir yazı ile sanki beynimden vurulmuşa döndüm. Damarlarımda dalaşan kan sanki çekiliyordu, boğazımda düğümlenen beni soluksuz bırakan birşey vardı. Konuşamıyor sadece elimdeki gazete üzerinde gözlerimi gezdirebiliyordum çaresizce. O an düşündüm ve lanet ettim düzene, kötüye, kötülüğe, sevgisiz, ruhsuz kalplare.

Beni böylesine benden alan haberde ne mi yazıyordu, işte bu; "İstanbul Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu'nun 25. Temmuz 2008 tarihli raporunda, öz babasının cinsel tacizine uğrayan 11 yaşındaki ilkokul öğrencisi bir kız çocuğuna ilişkin, "ruh ve beden sağlığı bozulmamıştır" diye bir yazı, bu ne demek, bu artık kelimelerin bile ifade edemeyeceği bir durum. Vahim, kötü, korkunç, ibretlik bir olay. Ne demek benden ve ruh sağlığı bozulmamıştır, bu nasıl bir karar, hangi düşüncenin ürünü. Şöyle bir düşünün daha 11 yaşında hayatı toz pembe gören, bir oyun zanneden, kıpır kıpır bir kız, gerekirse ailesi için canını verecek masum, sevgi dolu bir kız ve o güzel, beyaz tenine değen bir el, insanın içini ürperten, hayallerini yıkan, umutlarını çalan bir el... Her dokunuşta her okşamada yüreğine saplanan hançer gibi bir el, asıl acı olan kendi masumluğuna uzanan bu el onun hayatını kahramanının yani babasının eli. Bu ne vahşet birşey. Nasıl oluyorda bu kız bu anlatılmazlıktan, pislikten doğal bir olay gibi kurtulsun, aklını psikolojisini bozmasın, nasıl... Bir babanın -baba demeye bin şahit gerek- nefsi kızına kayıyo, biliyormusunuz asıl kıyamet, felaket bu. Bu kıyametin fitilini çekenlerde malesef bizim doktorlarımız... Onlara insan derken insanlığımdan utandığım bu kişileri, tahliye edecek rapora imza atanlara sesleniyorum, yüreğiniz rahat mı, vicdanınız rahat mı? Keşke, keşke Atamın bıraktığı güzelliklere sahip çıkabilseydiniz ve bizlere keşke dedirtmeseydiniz.
Anlıyorum, biliyorum kimse susmamalı kimse bu olayları sindirebilmek için soda içmemeli, haklı ve haksızı öğrenmek için çaba göstermeli. Öyle de yapacağım ve yapacağız çünkü biz Türküz. Susan, herşeye boyun eğenlere, adaleti bilmeyenlere kötü sözler söylemek yerine, sadece alkışlıyorum belki bu sefer utanırlar diye...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 317
Kayıt tarihi
: 04.11.08
 
 

26.04.1988 Elazığ doğumluyum. Hayat karşısında susmayı değil yazmayı tercih ediyorum ve her yazıda y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster