Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
740
 

Korkak ruhumuz, aç kalbimizi doyuramıyor

Korkak ruhumuz, aç kalbimizi doyuramıyor
 

Paracelsus, "Zehri zehir yapan dozudur" diyor.

Paracelsus yaklaşık 500 yıl önce Avrupa’da bu sözü söylerken, bizim topraklarımızda da, adı kayıtlara geçmeyen kendi halinde bir ata “Çok muhabbet tez ayrılık getirir” demiş.  

Birbirleri ile çok ilgisiz gibi görünse de… Her iki söz de aynı şeyi söylüyor aslında:  

“Ne kadar hoşunuza giderse gitsin, sizi ne kadar mutlu ederse etsin, ne kadar muhteşem olursa olsun… Her şeyin kararını bilin” diyor, “Kararını bilmeyip, aşırıya kaçarsanız zehir olur o size” diyor. Uyarıyor açık açık, “Öldürür!” diyor.

Her iki söz de ne kadar doğru değil mi?..

Hayatımıza şöyle bir baktığımızda… Farkında mıyız bilmem ama… Mutsuzluklarımızın çoğunu, nerede duracağımızı bilemememiz nedeniyle yaşıyoruz…

Bazen açgözlülüğümüzden, bazen mutluluk sarhoşluğu ile kendimizi kaybedip, ayaklarımız yerden kesildiği için… Kararında bırakamıyoruz birçok şeyi. Usul usul, yavaş yavaş zehirlemeye başlıyor bizi mutluluklarımız, sevinçlerimiz.

Önce kalbimizi, sonra da beynimizi uyuşturuyor ve bizi hiç fark ettirmeden dünyadan koparıyor, başka dünyalara doğru sürüklüyor. Girdiğimiz bu yolda hiç yorulmamak hoşumuza gidiyor. Ayağımıza batan dikenlerin canımızı acıtmaması bize büyük bir mucize gibi geliyor; kendimizi insanüstü bir varlık gibi görüyoruz. Diğer insanlara bakıyor, şaşırıyor hatta acıyor, “Bu insanlar neden üzgün, neden mutsuz?” diye merak ediyoruz.

Derinlik sarhoşluğu gibi bir şey bu yaşadıklarımız. Mutluluk bizi hep daha derinlere çekiyor. Daha derine, daha derine!.. Daha çok mutluluk, daha çok, daha çok, daha çok!.. Kalbimize mutluluk doldukça daha da ağırlaşıyor ruhumuz, daha hızlı inmeye başlıyoruz derinlere… Ne zaman ki göğsümüz sıkışmaya başlıyor, nefes alamaz hale geliyoruz... O masmavi sular kararmaya, o koskoca dünya küçülmeye başlıyor… İşte o zaman ayaklarımız yere değiyor ama… Çok geç oluyor her şey için. Ayağımızı yere vurup çıksak hızla yukarı… Vurgun yiyoruz! Kan fışkırıyor her yanımızdan; önce kanımız, sonra ruhumuz terk ediyor bizi. Cesaret edemiyoruz ayağımızı dibe vurmaya.

Düşünmeye başlıyor, “Masmavi gök altında dalgalara meydan okuyup, engin denizlere kulaç atarken, nasıl oldu da sardı bu karanlıklar her yanımı?” diyoruz. Her taraf biraz daha kararıyor, soğuyor.

Üşüyoruz, korkuyoruz.

Mutluluk sarhoşluğu ile naralar atıp tüm dünyayı karşısına alan, arkasında yakmadık gemi bırakmayan o cengaver ruhumuz, en deli haliyle hiç durmayacakmış gibi çarpan kalbimizi, çaresiz bedenimizi bir başına bırakıyor asla aydınlanmayacak karanlıkların içinde, yavaşça terk ediyor…

Paracelsus, “Zehri zehir yapan dozudur” diyor. Ne kadar doğru bir söz.

Anadolu’muzun kim bilir hangi yaylasının, hangi çınarının altında dertli bir ata da, “Çok muhabbet, tez ayrılık getirir” demiş Paracelsus’dan bihaber.

Korkuyoruz biz. Canımızın acımasından korkuyoruz, üzülmekten, hırpalanmaktan korkuyoruz. O yüzden uzak duruyoruz, açmaya çekiniyoruz ardında ne olduğunu bilmediğimiz kapıları. O yüzden hızla yalnızlaşıyor, çaresiz hissediyoruz kendimizi. Tutacak bir dal, sığınacak bir yürek aramamız hep o yüzden.

O yüzden küçücük bir mutluluk bile ayaklarımızı yerden kesmeye yetiyor.

Gün geliyor, yalnızlığımız çölün kumlarını kavuran bir güneş oluyor, çölün kumlarını da, bizi de yakıp kavuruyor. Kim bilir kaç seraptan sonra pınarları kurumaya yüz tutmuş o vahaya ulaşıyor yorgun bedenimiz.

Bir yudumu bile bizi ölümsüz yapmaya yetecek o ab-ı hayat, kana kana, hiç durmadan, en açgözlü, en iştahlı halimizle testiyi kafamıza dikip, bitirene kadar içmemiz yüzünden…

Bir de bakıyoruz ki zehrimiz oluyor, biraz kalender ama daha çok ürkek arayışlarla bulduğumuz su.

Korkak ruhumuz, aç kalbimizi doyuramıyor hiçbir zaman, yorgun bedenimizi terk ediyor bir gün bir yerlerde ve…

Gidiyor.  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Biliriz ki,ninsan, hayatı yalnızca bir canlı gibi yaşamaz! 'Ölüm' gerçeğini bilerek "İyi bir yaşam nasıl olur?" sorusuna verdiği yanıtlara uymaya çalışarak yaşar. Diğer bir deyişle insan -özü itibariyle- varoluşa, adalete ve ahlaka ilişkin ilkelere göre yaşamaya çalışır. Zayıf bir hayvan olarak, insan doğada ancak, bencilliğini aşarak, toplumsallaşarak, kendi yaşamını toplumun yaşamı (iş bölümü ve dayanışma) içinde sürdürmeye çalışarak ve bu şekilde anlamlandırarak var olabilmiştir. Böyle bir yaşam için gerekli ilkelerin ve ahlakın dayanabileceği evrensel, değişmez (bilgiyi aşan) değerlere sahip olması gerekeceği açıktır. Diğer bir deyişle, insan yaşamının temel ilkeleri bir evrensel hakikatler sistemine dayanmak zorundadır. Bir yerde bu durumu da sorgulamışsınız. Paylaşım için teşekkürler, saygı ve selamlarımla...

Ersin Kabaoglu 
 04.02.2011 10:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 118
Toplam yorum
: 150
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1560
Kayıt tarihi
: 20.06.06
 
 

70'li yılların sonlarına doğru (1977 veya 1978... Belki de 1979...) tüm zamanların efsane dergisi GI..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster