Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
294
 

Korkma, kimse seni asmaz...

Korkma, kimse seni asmaz...
 

Fotoğraf: www.milliyet.com.tr


<ı>Popstar alaturka programında yaptığı konuşmadan sonra, büyük ölçüde <ı>tepki alan ve bir kısım çevrelerce de <ı>övgüye layık görülen <ı>Bülent ERSOY, bu gün yaptığı basın toplantısında kendisini savundu.

<ı>“Hiçbir siyasi parti, görüş ve düşünceyle ilişkim yok.”

<ı>

<ı>"Ben ölüm değil çözüm istiyorum."

<ı>

<ı>"Eğer düşünce suçundan dolayı içeri gireceksem, bu demokrasi adına kara bir leke olur."

<ı>

<ı>"Ben bir sanatçıyım bu ruhu taşıyorum."

<ı>

<ı>"Annelere üzülüyorum, ama biz savaşçı bir milletiz, kurtuluş savaşında aynı analar cepheye mermi taşıdılar, tarihi kanlarıyla yazdılar."

<ı>

<ı>

<ı>“Ölüm yerine çözüm demek suçsa beni hemen assınlar.”

<ı>

Öncelikle kendisini <ı>“Korkma, seni asmazlar” diyerek rahatlatayım. Türk Ceza Kanunumuzdan <ı>“İdam cezası”nı APO’yu asılmaktan kurtarmak için kaldırmıştık.

Gelelim <ı>“Sanatçı ruhu” ile söylemine…

Bu <ı>“Ruh” çeşitleri o kadar çoğaldı ki, kimsi <ı>“edebiyatçı” ruhla, kimsi <ı>“akademisyen” ruhla, kimisi <ı>“Sanatçı ruhu” ile, kimsi benzer başka ruhlarla açıyor ağzını ve hepsi de <ı>"Eğer düşünce suçundan dolayı içeri gireceksem, bu demokrasi adına kara bir leke olur" sözleri ile fikirlerini söyleyerek bitiriyorlar…

Tabi ben ve benim gibi düşünen <ı>“Ruhsuzlar” takımı da, onların söylediklerine karşı çıkıyor.

Böyle mi?...

Ülkede <ı>“Düşünce özgürlüğü” arkasına sığınarak milleti bölme, vatanı satma işine o kadar çok sarılan oldu ki, ben ve benim gibiler onlara karşı çıkınca da, “<ı>Özgürlüklerin sınırlandırılmasından yana” olmaktan <ı>“Ruhsuz” olmaya kadar her türlü suçlamaların muhatabı olmaya başladık.

<ı>

<ı>Bülent ERSOY, yaptığı basın toplantısı ile ilgili haberde de okuduğum bilgiler doğru ise, yine bilinen <ı>“Efelenme” tarzı ile konuşmuş, yukarıdaki sözlerle kendisini savunmuş, yardımcılarını azarlamış filan…

<ı>“Efelenerek şarkı söylemek” ne demek, onu anlamadım. İkide bir <ı>“Efelenmek” ve <ı>“Efelenerek” şarkı söylemekten söz eden <ı>Bülent ERSOY’un nasıl olduğunu bilemediğim <ı>“Efelenerek şarkı söylemeye” benzemez ülke üzerinde laf etmeye yeltenmek.

Şimdi sormak gerekir…

Kim çözüm değil de ölüm istiyor?

Hangi ana baba, evladının hayatını kaybetmesini ister? Evladını, genç yaşında toprağa vermek ister?

Hiç kimse… Hiç kimse istemez.

Ama <ı>"Ben bir sanatçıyım bu ruhu taşıyorum" diyerek,<ı> "Eğer düşünce suçundan dolayı içeri gireceksem, bu demokrasi adına kara bir leke olur" diyerek işin aslını esasını bilmeden şarkı söylerken nasıl <ı>“Efeleniliyorsa” kendini <ı>“Efe” yerine koyup şarkı söylediğini sanıp konuşmayacaksın.

Birincisi, bu savaşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti başlatmadı, bunu bileceksin. İkincisi, uzlaşma(!) istemeyen Türkiye Cumhuriyeti devleti değil, bunu da bileceksin. Üçüncüsü, devleti ile savaşa giren kim, bunu da bileceksin. Dördüncüsü, isteklerinin, senin devletinin içinde devlet kurmak istemeleri, yani vatanın bütünlüğünü bozmak istemeleri, bunu da bileceksin.

Sonra gelelim <ı>“Efe” meselesine. Senin <ı>“Efelenme” dediğin ile <ı>“Efe” arasında epey bir anlayış farkı var. O <ı>“Efeler” in birçoğu, kurtuluş savaşı sırasında bugün olanlar gibi vatanları uğruna <ı>“Şehit” olurken, anaları <ı>“Ben oğlumu vatan savunması için askere gönderip de ölüsünü kucağıma alamam” demedi…

<ı>Bülent ERSOY, bu konuşmalarından sonra, kendisini <ı>“Yanlış yaptın, yanlış konuştun” diye tenkit edenler ile <ı>“Aferin, sanatçı kimliğin ile amma da konuştun” diyenleri yan yana koysun ve kimler kimlerdir, bir baksın.

<ı>"Benim adıma konuşan hiç kimse ya da kurum beni bağlamaz" demek kolay. Ama senin söylediğin sözleri kendilerine yapılmış destek olarak referans gösterirlerse, çıkacaksın onlara da iki çift lafı pek merakla yaptığın <ı>“Efeli” tavırla söyleyeceksin.

Bütün bunlara rağmen şunu çok iyi biliyorum ki, Bülent ERSOY’un söyledikleri ile düşündükleri aynı şey değil. O sadece <ı>“Efelenerek konuşmak” gayreti ile ardını önünü düşünmeden iki çift laf etti, onu da eline yüzüne bulaştırdı. Şimdi çıkıp <ı>“Evet… Yanlış yaptım. Demek istediğim ile dediğim farklı oldu. Özür dilerim” diyeceği yerde, birilerinin <ı>“Aferin, sanatçı kimliğin ile amma da konuştun” dolduruşuna gelip daha fazla batağa saplanıyor.

Ben, isterdim ki yarı yaşındaki <ı>Ebru GÜNDEŞ’den bu konuda biraz <ı>“Ruh” alaydı. O’nun gibi <ı>“Oğlum olsa, vatan uğruna da ölünecekse, ölünür…” diyebilseydi.

İşte gerçek <ı>“Efelenme” öyle olurdu, eğer <ı>“Efelenmeyi” gerçekten biliyor ise…

Tekrar etmek gerekirse, korkma, kimse seni asmaz. Efelenmeye çabalayarak kendini daha fazla harcama, harcatma...

Senden "Kahraman" yaratmak, kimsenin işine gelmez...

27 ŞUBAT 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız için sizi tebrik ederim gerçekten çok güzel bir şekilde ele almışsınız konuyu. Ülkemizde ne yazık ki son dönemde sanat ve sanatçı kavramlarının içi boşaltılmış durumdur.

Gökhan TOZOĞLU 
 29.02.2008 20:20
Cevap :
Sayın Gökhan TOZOĞLU... Teşekkür ederim katıldığınız için. Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  29.02.2008 22:40
 

mücadeyi bende savaş olarak adlandırmak istemiyorum, savaşlarda iki tarafda(en azından eskiden öyleydi) daha şerefliydi, anlaşmalara, ateşkese riayet edilirdi, genelde askerler savaşır, sivil hakla zarar verilmezdi, oysa terör kadın-çocuk ayrımı yapmadan kalleşçe kurşun sıkar, B.Ersoy a gelince bu olayla günah keçisi ilan edilmesini doğru bulmuyorum, şehitlere üzüntüsünden kendince(fevri) tepkide bulunuyor ve masa başında oturan strateji belirleyenlerin yüzünden şehit vermek istemediğini, bu sorunun bir an önce çözülmesi gerektiğini düşünüyor sanırsam, herkes gibi..., teşekkürler, sevgiler

Dilek Fuçucı 
 28.02.2008 9:55
Cevap :
Değerli Kardeşim... Elbette "Terör" ile "Savaş" kavramı birbirnden çok farklı. Görüşünüze katılıyorum. Bülent ERSOY'un tutumuna gelince. Kendi kendini "Günah keçisi" yerine koyacak davranışlarını, belli edası ile ortaya koymasının zaman ve mekan açısından yanlışlığını vurgulamaya çalışlıyorum. Hem mekan bu konuya uygun değil, hem de zaman... Ayrıca, biçim de son derece yanlış. Sizler, bizler acaba "Savaş" yandaşımıyız? İnsanların hayatlarını kaybetmesinden, anaların evlatlarını toprağa vermesinden keyf mi alıyoruz? Böyle bir şey düşünülebilir mi?... Yıllarını "O bölgelerde" geçirmiş bir kişi olarak, konunun aslı esası bilmeden ahkam kesilmesi, beni üzüyor. Acaba Bülent ERSOY ve onun gibiler hiç o bölgede ve hatta daha da ileri giderek "Ateş altında" kaldılar da mı konuşuyorlar? Böyle hassas bir konuda "ahkam" kesmek için dikkatli olmak gerekir. Benim tepkim bu... Katılımızın için çok teşekkür ederim. Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  28.02.2008 13:31
 

Sizde kurtuluş savaşı ile bu durumu kıyaslamayı yan yana koyup bi düşünseniz?!

Akışına bıraksak 
 27.02.2008 21:52
Cevap :
O zaman dış güçler Türkiye'yi bölüp parçalamak istiyordu, şimdi içeriden bölüp parçalamak isteyen PKK var. Amaç aynı değil mi? Kaldı ki böyle bir konuda konuşurken, işin özünü kaçırmamak gerekir. Bülent ERSOY, her konuda ahkam kesmesi gibi, bu konuda ahkam keserken ölçüyü aştı. Demek istediğimiz de bu. Taş, yerinde ağırdır... Saygılarımla... İBRAHİM PEKBAY  27.02.2008 22:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 864
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster