Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1288
 

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.
 

Bu ülkenin marşının ilk giriş cümlesi "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak," tır. Girişteki güçlü ses neden Korkma ile başlıyor ve kime korkmaması gerektiği söyleniyor, biraz irdelemek istiyorum.

Ülkemiz zor günlerden geçiyor. Arap Baharı olarak bildiğimiz, büyük ülkelerin 1. Dünya Savaşı'ndan sonra paylaştığı ülkelerin, yeniden sınırları belirleniyor. Şekillenen yeni dünya düzeninde, Türkiye'nin güneyindeki bütün Müslüman ülkelerin sınırları kaos yaratılarak değiştirilecek. Bunun neticesinde de, şimdilerde dünyada 3.Dünya Savaşı'nın soğuk nefesi hâkim. Uzun süredir değişen siyasi koşullar ve yaşanan savaş halleri hiç kimsenin gözlerinden kaçmıyor. Hepimiz üç maymunu oynadık belli bir süre. "Olmaz ya, olamaz. Nasıl olacak ki?" falan diye kendimizi avuttuk.

Her geçen gün bizim aleyhimize işlemeye devam etti. Büyük ülkelerin bir parmak balla kandırdığı yöneticilerimiz, namazlarını Filistin'de kılma hayalleriyle ortalıkta kahramanlıklar yaparken, bizler de Türkiye Osmanlı'nın iyi günlerindeki toprak sınırlarına ulaşacağı düşüncelerine daldık. Oysa kazın ayağı öyle değildi elbette.

Planın sondan ikinci hedefi Suriye halkı evlerinden edildi. Milyonlarca insan, 21. yüzyılda, yani teknolojinin doruk yaptığı, insan haklarının olmazsa olmaz olduğu bir dönemde, savaşın ortasında bırakıldı. Kaçanlar kaçtı, kaçamayanlar ise evlerinin önünde onlarca terör örügütünün kol gezdiği ülkelerinde param parça edildi. Milyonlarca insan evsiz barksız, çevrelerindeki ülkelere sığınmak zorunda kaldı. (Başta Türkiye olmak üzere)

Evleri yakıldı, yağmalandı. Kadınlar kaçırıldı, tecavüz edildi. Erkeklerin sorgusuz sualsiz kelleleri kesildi, videoları yayınlandı. Binlerce yıl öncesinden kalan antik kentler yakıldı yıkıldı. Çocuklar uyuşturucuya alıştırıldı, savaş meydanlarına atıldı. Kentler ele geçirildi. Toplu mezarlar açıldı, öldürülenler o kuyulara atıldı.

Gözümüzün önünde "Arap Baharı" diye bizlere yutturulan ama üstünü kazıyınca, içinden kirli oyunların döndüğü bir savaş çıktı!

Bizler evlerimizde, olan biten karmaşık güç savaşlarına akıl sır erdirmeye çalışırken, büyük hatalar, büyük yanlışlar yapılıyordu. Toprak kazanacağız hayalleriyle yanıp tutuşan romantik yöneticiler, bazı gerçekleri göz ardı etmişlerdi. O da şuydu; 1.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı'yı parçalayan bu ülkeler, 100 yıl sonra bize o toprakları kendi elleriyle asla vermeyeceklerdi. Sadece, bizi bir piyon olarak kullanacaklardı!

Türk Halkı 4 senedir uyudu. Ta ki, Ortadoğu'lu insanlar içimize girene ve oradaki savaşı bizlere de yaşatana kadar! Güneyde yaşanan kaos ortamı, gün geçtikçe iç bölgelere de yayıldı. PKK gibi kaygan zeminli, neye ve kime hizmet ettiği belli olmayan bir terör örgütü, yine egemen güçlerin taşeronluğuna başladı.

Ortalığın bu denli tozlu olmasının tek sebebi, psikolojik savaştır. Çünkü büyük dünya ülkeleri çok iyi biliyor ki, topla tüfekle biz yıkılabilecek bir millet değiliz. Bu yazdığım klasikleşmiş söylem değil, gerçek anlamda Türkleri yenebilecekleri silah henüz icat edilmedi. O yüzden, bildikleri en zorlu savaşa sokmaya çalışıyorlar bizi. Yavaş yavaş, sinsi sinsi ilerleyerek bizi beyinlerimizden, kalplerimizden vurmaya hazırlanıyorlar.

KORKU!

Bu duygu, dünyanın en büyük silahlarından bile daha kuvvetli bir silahtır. İnsanların üzerine korku salınırsa, hiç silaha bile gerek kalmadan ülkeler, topraklar, yer altı, yer üstü kaynakları kazanılabilir. Bunu çok iyi biliyorlar.

O yüzden İstiklal Marşımız "KORKMA!" diye başlar.

Bu işte tesadüflere yer yok. Tarih tekerürden ibaret. 2 gün önce Çanakkale Zaferi'nin 101. yılını kutladık. Açıp okudunuz mu o savaşı nasıl kazandığımızı? Ama öyle tarih dersi okuyormuş gibi umarsızca değil, kalbinizin derinlerinde hissederek okudunuz mu hiç? Sosyal medyada paylaşımlar yaptığınız, gururla dolduğumuz resimlere, gerçekten, ciddi anlamda detaylı bir şekilde baktınız mı? İncelediniz mi onları? Bakın! O eski, siyah beyaz, cephedeki çocukların, fotoğraflarda kalan kahramanlarımızın gözlerinin içine bakın! Bakın bakalım, ne görüyorsunuz onların göz bebeklerinde?

Çanakkale'ye giden 9 yaşındaki bebekleri düşünün. Onlar nasıl bir cesaretle meydana çıktı? Annelerinin kucaklarından ayrılıp, nasıl 7 düvele kafa tuttu? Okullarını bırakıp ellerine silah alarak nasıl cepheye koştu? Düşünün bakalım?

KORKMA Eyyy Türk Milleti KORKMA!

Bugünler elbette geçecek. Ama nasıl geçecek biliyor musun? Senin yüksek iradenle. "Senin" diyorum, çünkü sen Türk milleti, sen yenebilirsin bu oyunları. Tarih yazdığın cesaretinle. Bir devri kapatıp, bir devri açtığın kararlılığınla. Dünyanın en büyük ve donanımlı ülkelerine kafa tutan korkusuzluğunla. Bu ülke öyle kolay kazanılmadı, hatırla! Hatırla ki, başın yere eğilmesin. Hatırla ki, bizi korkutup iradesiz, başsız, düşünmekten aciz hale getirmeye çabalayan büyük ülkelere verecek bir cevabın olsun.

Hiç kimse bahane üretmesin. Bahaneleri tembeller üretir. Bu ülkenin tek ve gerçek sahiplerinin TÜRK MİLLETİ olduğunu unutma. Gençliğe hitabede ne diyor Önderimiz Atatürk;

"Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

UYAN! Bizim harcımızı sökmeye çalışıyorlar. Harç yerinden oynarsa, dökülürüz. Sakın Korkma... Bizim kanımızda korku yok. Çünkü seni korku öldürür, düşmanın silahı değil!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2345
Kayıt tarihi
: 16.04.13
 
 

Yazar, çizer  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster