Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
489
 

Korku; düşlerin kanseridir I

Korku; düşlerin kanseridir I
 

Tüm felsefelerin ve bilimin temelinde “ mutlu hayatlar yaratma “ çabası vardır aslında demiştim “ yazıyoruz kime, okuyoruz niye, düşünüyoruz neden “ başlıklı yazımda. Demiş ve eklemiştim elbette bilim ve felsefeyi kendi kötü emellerine alet etmek isteyen insancıklardan bahsetmiyoruz diye :)

Neyse; şöyle bir düşününce , geriye-ileriye, yukarıya-aşağıya , nereye salınırsak salınalım merkeze koyduğumuz şey aslında daha mutlu olabilme çabasından başka bir şey değil..

Ekonomi diyoruz, üretim, tüketim, enflasyon, indeks, borsa, döviz, ihracat, ithalat, dış borçlanma, iç borçlanma sürrpppriizzzprizzzz İşsizlik…. İşsizlik sürpriz mi ? Hayır değil . Öyleyse biz neden bunu sürpriz gibi algılıyor ya da bu gerçeğe sıkı sıkıya gözlerimizi kapatıyoruz. Başka bir gerçekte şudur ki “ Doğru işe doğru eleman “ yerleştirememek ve bu bazlı giderek artan mutsuz çalışanlar ordusu ile; gerçekte iş üretemeyip, yaşadığı an’ı , zamanı bulunduğu yerde tüketmek zorunda kalan potansiyel işsizler ordusu…

Ülkemizi şöyle bir gözden geçirelim ; genç nüfus ağırlıklı yoğun nüfus . Genç nüfusun yemesi-içmesi büyümesi okuması ve büyük adam olması lazım değil mi ? Peki biz ne sunuyoruz onlara : Yamalı Bohça….

Elimizde; esnetmekten anasını ağlattığımız bir bohçamız yani sistemimiz var , biz ne yapıyoruz her bir köşesinden çekiştiriyoruz, çekiştirdiğimiz köşelere ; şanı, şöhreti, parası, malı-mülkü olanların çocuklarını ve kendilerini yerleştiriyoruz :) , köşelerden çekiştirilen bohçamız; ortasından başlıyor yırtılmaya ve biz yırtılan yerlere şansız-şöhretsiz, malsız-mülksüzlerin çocuklarını ve kendilerini yerleştiriyoruz, sistemin yaralarını onlarla sarıp-sarmalamaya- yamalamaya çalışıyoruz ki köşeler sağlam kalsın J O köşelerin varlıklarını sürdürebilmesi için daha neler yapıyoruz neler :)

Bu çocuklar okuyacak, nerde ? Bulunduğu yerde, o yere bağlı okullarda .Bulunduğu yer neresi ? Kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ köyü ve/veya yeşillerin olduğu bir vadi kasabasının ya da küçük kentlerin ya da büyük kentlerin küçük ilçelerinin çocukları.

Sistem daha buralardan başlıyor köşeleri tutanları ayırmaya, diğerleriyle yamalamaya. Sistem; aslında yamaladıklarına çalışıyor :) yani hani derler ya köşe kapıcılarla hiiç işi olmuyor bu sistemin :)Varsa yoksa yamasını kapatıkları için her şey, çünkü nüfusun büyük çoğunluğunu onlar oluşturuyor :)

Çocuklar okuyorlar, köşenin çocukları da okuyorlar. Hepsi çocuklar.

Bazıları büyütülürken özel öğretmenlerle özel okullarda , diğerleri büyürken bir taraftan da küçük kardeşlerini büyütüyorlar.

Bazıları büyütülürken en büyüyemeyecek olanı bile onca çabaya zorla büyütülürken, diğerleri; özel çaba olmaksızın tanrı ne verdiyse doğal yetenekler ve zekayla büyüyorlar.

Bazıları ittirile, ittirile, zorla, güçle büyütülürken, diğerleri zaten doğallıklarıyla büyüyorlar

Bazıları onca özel çabaya geliyorlar üniversite çağına yine de kazanamıyorlar üniversiteyi , ancak sistemin köşe açıcılarına açtığı özel üniversiteler ile parası olan gidiyor özel üniversiteye oysaki diğerlerinin bir kısmı daha yolda iken eleniyor ekmek parasına ve sistemin açtığı oyuğu yırtığı kapamaya, bir kısmı geliyor en tepeye ama giremiyor istediği yere, istediği şehirde, sonra onlarda katılıyor sistemin açtığı yırtığın üzerine yama olmaya, bir kısmı ise zarla-zorla yerleşiyor bir üniversiteye, ekonomik zarla-zorla bitiriyor .

Bazıları özel okullarda beş yıldızlı otel muamelesi ile büyüyorlar yüzme havuzlarında geniş bahçelerde ve buna konsept diyorlar sonra. Diğerleri Avrupa’daki yıldızsız aile pansiyonlarında temiz ak-pak büyüyorlar “uydurulan” konsept imajına uymaz olup kendilerine çıkış yolu arar oluyorlar.

Bazıları ; konsept-konsepti çeker :) biliyorlar. Ve konseptlerine uygun konseptler yaratmış yerlere gidip-çalışıyorlar şey pardon konseptleşiyorlar. Diller ortak, dinler ortak, memleket ortak, içinde bulundukları sınırlar ortak tamı tamına ayrı bir devlet ayrı bir millet olayı gibi yani :)

Diğerleri; bu olup bitenlere yetişebilmek adına başlıyorlar aradaki zamanı kazandıkları paralar ile konsept yaratmak üzere kapatmaya. Sistem ; yine bu diğerlerinden faydalanmak üzere kuruyor ince ince ağlarını, onlar üzerinden yamalamaya devam ediyor yırtıklarını. Yırtıklar büyüdükçe yamalar ile köşeler arasındaki mesafeler daha da büyümeye başlıyor.

Ve daha devam ediyor, daha iş ararken başlıyor her şey . İlanlarda ;

- İtibarlı Üniversite Mezunu-

Ülkesini çok iyi analiz etmiş, ülke kültürü ve ekonomisini bilen ve bu anlamda ülkesinin istihdam politikalarına yön vermek isteyen, yetkin, yetenekli, becerikli, iş bitirici, kar merkezli çalışan bir insan kaynakları yöneticisi ki kesin itibarlı bir üniversite mezunudur kesin de konsept yaratmaya çalışıyordur :))

- Türkiye’nin ve/veya Avrupa’nın en iyi üniversitelerinden birinden mezun

( Bu yaklaşımda ; ülkesinin Avrupa’daki istihdam politikalarına yön vermek üzere tasarlanmış bir yaklaşım ile hazırlanmış olsa gerek :))

- Çok iyi derecede İngilizce bilen, ikinci dil tercih sebebidir.

( Bu ülkede kaç tane yabancı dille eğitim yapan lise var ya da üniversite ancak kişi gelecekte başına gelecekleri bilecek ve yabancı dil öğrenecek. Emin olun “ must “ diye talepte bulunulan yerlerde bile o talep edilen yabancı dilin 40%si günlük iş akışı içinde ya kullanılıyordur ya da beklide kullanılmıyordur .Ama olsun bu ülke bizim mi ki , Avrupa dilleri ailesinden herhangi bir dili kullanabilenlerin değil mi ? :) ne de olsa bir dil bir insan, iki dil iki insan maksat bir taş ile iki kuş vurmak ve konsept oluşturmak :))

- Müşteri odaklı-

( Merkezine insanı koymayı kendine öğretebilmiş her sosyal birey iletişim içinde bulunduğu kişilerin önce insan ve diyaloğunu geliştirmek, iletişimin sürekliliğini sağlamak durumunda olduğu ve tüm bunların yaşamının doğal fonksiyonları olduğunu bilir ve buna göre hareketi sağlar .Doğal bir konuşma esnasında ortaya çıkabilir ve ölçümlenebilir. )

- Çözüm odaklı-

( Müşteri odaklılığın temelini ve esaslarını iyi anlayabilmiş bir sosyal birey , karşılaştığı bir problemi ve sorunu yine karşısındakinin “insan “ olduğunu unutmadan, soruna, probleme yönelik kısa vadeli ve uzun vadeli çözümleri; sahip olduğu mesleki bilgi ve birikim ile ortaya koyar ve kısa vadede çözdüğü problemi, uzun vadede tekrar karşılaşmamak üzere çözmek üzere duruma göre ya iyileştirici, ya geliştirici ya da yerine tamamen yeni bir şey getirerek çözmek üzere programını hazırlar ve çözüme katkısı olabilecek tüm diğer birimleri ve ilişkileride içine katarak sorunu köklü bir şekilde çözülmesine etkin bir şekilde katkıda bulunur. )

- İkna yeteneği gelişmiş -

( Sahip olduğunuz bilgi, birikim, deneyim ile orantılı olarak yaptığınız egzersizler daha doğrusu yaşam içinde karşılaştığınız çokluklar oranında ikna yeteneğinizde gelişir ve siz kendinizi de o oranda ifade edersiniz J )

- Müzakere becerisi gelişmiş-

( Neyi, nasıl, ne ile, niçin yaptığını ölçümleyebilen birinin bilgi, birikim, deneyimleri doğrultusunda edindiği mesleki uzamlaşma ile müzakere yeteneği de gelişmiş olacaktır zaten :) )

- Analitik düşünebilen-

( ANA’litik adı üstünde temel alınanın bir program ve plan dahilinde ayrıştırılarak düşünülüp her bir parçasının fonksiyonlarının anlaşılır hale getirilip fonksiyonel kılabilme yetisi ile ANA resmi ortaya çıkarabilecek yetenek, yetkinlik ve beceride olabilmek ki bunun içinde soru sorabilen ve sorgulayabilen olmanız gerekli ve yeterli şart olurken mesleki deneyimleriniz , bilgi ve birikimleriniz de geri destek olacaktır :) )

- Konusuna Hakim

( Ne söylediğini, neyi nasıl söyleyeceğini bilen birinin yaşam boyu edindiği tecrübe, bilgi ve birikim o kişinin mesleki alanda uzmanlaşmasını beraberinde getirecektir, uzmanlaşan kişi de zaten konusuna hakim olmak zorunda olduğunu bilen ve buna göre altyapı hazırlayan, yatırım yapan, okuyan, araştıran kişidir.:) )

- Sabırlı, hoşgörülü, dürüst, ahlaklı-

- ( Tüm sosyal bireylerde olması gereken gerek hukuki gerekse ahlaki bireysel nitelikler :)

ama biz arıyoruz çünkü böylesini bulmakta zor biliyoruz, niye peki ? J Çünkü önce sistem bize yamaları nasıl kapatacağımızı öğretiyor, köşeleri nasıl yakalarız, köşelerde nasıl kalırızı öğretiyor, işte bunları yapabilmek için hızlı ve tahamülsüz olmak lazım, mümkünse şeytan tüylü yalancı olmak lazım, ahlak meselesini koydunsa bul zaten olmak lazım J

Tüm bu özellikler ülkemizde “bir üst düzey yönetici asistanlığı için” aranılan ve ortaya konmuş kriterler :):)

Öyle bir hale gelinmiş ki en kötülerin içinden en iyilerini seçmeye çalışır hale gelirken, taraflar karşılıklı kendi konseptlerini oluşturmuşlar ve aslında neye, ne kadar ihtiyaçları varı da ölçemez hale gelmişler. Yetkinlikler rafa kalkmış başka şeyler öne alınmış ve yetkinliklerin önü kapatılmıştır.

Bir ülkede sahip olunması gereken en doğal ve sosyal eğitim hakları ; “üniversite mezunluğu gibi, dil bilmek gibi “ sanki bunlar ayrıcalıkmış/üstünlükmüş gibi sunuluyor olması bile bu ülkenin en derin açmazlarından birinin göstergesidir. Avrupa ülkelerinde dil bilmekte, üniversite mezunu olmakta ne bir ayrıcalık ne de üstünlük olarak sunuluyor. Çünkü zaten bunun böyle olması gerekiyor ve bunlara sahip olabilmek içinde kimse bizdeki gibi ekonomik bir yükün altına girmiyor. Çünkü sosyal devlet bu olanakları sağlıyor ve sağlamakla yükümlü olduğunu biliyor.

Biz; kendi ülkemizi, ülke kültürümüzü, kendi ekonomimizi anlayamadığımız gibi bu yamalı sistem içinde; bu yamalı sisteme uydurmaya çalıştığımız her yerden aldığımız, alıntıladığımız şeylerinde altını dolduramıyoruz. İşte bu yüzden oturup ağlıyoruz neden doğru işe doğru insan koyamıyoruz, neden bu ülkede sağlıklı istihdamı sağlayamıyoruz diye.

Sağlayamayız. Daha bu kafayla hepimiz çok ağlayacağız.

Çünkü biz çalışan değil, hava atan insanı seviyoruz,

Çünkü biz; analitik düşünebilen insanı değil, mümkünse kendimizle aynı şeyleri düşünebilen insanı tercih ediyoruz

Çünkü biz; müşteri , çözüm ve sonuç odaklı insanı sadece arıyoruz, aradığımızı bulduğumuzda bunu ölçümleyebilecek bilgi birikim ve deneyime sahip değiliz

Çünkü biz; konusuna hakim olandan çekiniyoruz, böyle birini görünce yanıtlayamayacağı soruları özellikle araştırıp-bulup köşeye sıkıştırmaya çalışıyoruz.

Çünkü biz; çalıştığımız yerlerde günü nasıl akşam edipte evimize gideriz derdinde iken bize gelen iç müşterimizi de , dış müşterimizi de evrak olarak görüyoruz.

Çünkü biz; karşımızdakinin bizimle aynı dili konuşup-konuşamayacağını, ya da aynı dili konuşabilmek için kendi yarattığımız dilin kurallarını öğretmemiz gerektiğini bilmiyoruz, bilsek bile yapmıyoruz.

Bu yüzden şirketler ; ağızlarında ciklet cart cart çiğneyen ikinci dil tercih sebebi olup işe alınan, itibarlı üniversite mezunu kadınlar ve birbirlerine kağıttan uçaklar yapıp , uçuran adamlarla ya da teknolojinin nimetlerinden yararlanan kadınlar ve adamlarla dolu olup, o şirketlerden beş yıldızlı otel hizmeti alanlarla dolup taşıyor. Ve hiç kimse üretmiyor ancak herkes o yukarıda adı geçen malum kriterlerlerle işe alınıyor :):)

Bu yüzden şirketlerde çalışanlar kendilerini aşacak olanlardan , çalışandan, doğal, içten, güvenilir, sonuç odaklı analitik düşünebilen, risk alabilenden korkuyorlar.

Korkuyoruz, koku bizim kültürümüzde var.

- Köşelerimizin kapılmasından korkuyoruz.

- Keyfimize limon sıkılmasından korkuyoruz çünkü eleştirilmekten korkuyoruz

- Üretmekten korkuyoruz

- Fikrimizi söylemekten korkuyoruz

- Yarattığımız kumdan kalelerin birgün yıkılacağını bildiğimiz halde yıkılmasından korkuyoruz. Oysaki değişim, dönüşüm ve küçük ılık bir meltem yeterli olacak biliyoruz.

- Yıkılmasından korktuklarımız yerine yeni bir şeyler inşa edebilmekten korkuyoruz.

- Yürürken gölgemizden korkuyoruz.

- Arkamıza dönmekten korkuyoruz

- Önümüze bakmaktan korkuyoruz.

- Çocuk sahibi olmaktan korkuyoruz

- Kariyer kaybından korkuyoruz, kaymasından korkuyoruz, kaysa ne olur diye düşünmekten korkuyoruz.

- Gerçek duygu ve düşüncelerimizi özgün birşekilde ifade etmekten korkuyoruz. Çünkü bize hep örtülü ödenek şeklinde düşünce ifade edilmesi öğretilmiş.

- Sevmekten korkuyoruz

- Sevilmekten korkuyoruz

- Zaaflarımızın anlaşılmasından korkuyoruz.

- Korkuyoruz da korkuyoruz . Halbuki hepimiz insanız ve korkularımızla yüzleşebilecek zeka ve akıldayız , yüzleştikçe özgürleşeceğimizi ve daha üretken bireyler olacağımızı da biliyoruz.

Korku diyordu, korku düşlerin kanseridir diyordu Prof.Dr.Stefano D'Anna Düşlerinizi kaybettiğinizde, gözleriniz açıkken düş göremediğinizde siz öğrenim görmüş olan insanlar olarak eğitilebilir, öğrenilmiş olanı öğrenebilir ve yönetimin çeşitli kademelerinde görev alabilirsiniz ancak lider olamazsınız, mutlu da olamazsınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1805
Kayıt tarihi
: 24.06.07
 
 

72 istanbul doğumluyum.  Yağmur yüklü buluttan pamuk şekeri, Yağmurdan sonraki gökkuşağı, to..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster