Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1994
 

Korku Filmlerinin İdeolojik Boyutu

Korku Filmlerinin İdeolojik Boyutu
 

Korku Filmlerinin İdeolojik Boyutu

‘O kadar çok şey izliyoruz ki, izlendiğimizi fark etmiyoruz’

Roland Barthes

John Fiske, İletişim Çalışmalarına Giriş adlı kitabında, ideolojinin genel olarak bir anlam üretme yolu olduğunu ve üretilen anlamın daima toplumsal ve siyasal bir boyuta sahip bulunduğunu belirterek herhangi bir ileti içindeki anlamın, toplumdaki başat değer sistemine ve belirli ilişkiler dizgesine bağlı kalınarak inşa edildiğine dikkat çeker .

Bu açıdan bakıldığında filmler, ilettikleri öykü aracılığı ile bir anlam üretirler. Bu üretilen anlam, Micheal Ryan ve Douglas Kellner’ın Politik Kamera adlı kitaplarında belirttikleri gibi, dünyanın ne olduğu ve ne olması gerektiğine ilişkin ortak düşünceyi yönlendirir. Belirli türler altında toplanan filmler, içinden çıktıkları toplumsal gelişmelere göre metaforik anlatım yollarını seçerler ve sistem içinde olması gerekeni savunarak, psikolojik dayanak oluştururlar. Bunun anlamı, bireylerin filmler aracılığı ile toplumda egemen olan yapının desteklenmesi ya da yeniden üretilmesi yönünde manipüle edilmesidir.

Filmlerin anlatı yapılarını oluşturan öğeler açısından incelenmesi, filmler aracılığı ile üretilen anlamın ortaya çıkmasına yardımcı olur. Bu öğelerin belli başlıları, karakterler ve olay örgüsüne ilişkin kalıplardır. Karakterler, korkulması gerekenin ne olduğunu, olay örgüsü korkunun nasıl yok edilmesi gerektiğini içselleştirir.

Korkulacak olan ne?

Korkulacak olan; canavar, öteki, anormal veya bir cins bilinmezdir. İlkel Benlik (İd) ve Film Türleri arasındaki ilişkiyi inceleyen Margarett Tarratt’a göre, korku filmlerinde canavarlarla yapılan mücadele aslında uygar insanın kendi ilkel bilinçdışı ya da ilkel benliği (id) ile çatışmasının dışavurumudur. Canavar, denetlenmesi ve toplumsal, kültürel normlara uygun biçimde sınırlanması gereken cinsel enerjinin temsilcisidir.

İlkel benliğin istediği, cinsellik ve saldırganlığı özgürce yaşamaktır. Korkulacak olan bastırılmamış cinsellik ve saldırganlıktır. Bazı filmlerde canavar, bastırılması gerekenleri dışa vurandır ve filmin sonunda yok edilerek cezalandırılır. Örneğin, vampirler, kurt adam . Bazı korku filmlerinde ise canavar, bastırılması gerekenleri dışa vuranları cezalandırıcı olur.

Canavara, cezalandırma görevinin verildiği filmlerden biri Hallowen (John Carpenter, 1979)’dır. Filmde psikopat katilin yani Micheal’ın kurbanları, evlilik dışı cinsel birleşme öncesi ya da sonrası saldırıya uğrarlar. Saldırı, cinselliğe verilen cezadır. Anlatı yapısı içinde, bu cezayı yerine getirme işlevini gören canavar, filmin sonunda da yok edilemez, Micheal’ın saldırılarından kurtulan kişi de Lurie’dir. Çünkü, Laurie, cinsellik konusunda yasakları çiğnememiştir, erkek arkadaşı yoktur, olsun da istemez , o sadece dersleriyle ilgilenir, boş vakitlerinde çocuk bakar. Filmin sonunda Micheal, yok edilememiştir. Çünkü o bastırılması gerekeni dışavuranları cezalandırmak için var olmak zorundadır. ( Ayrıntılı bilgi için, Bkz. Nezih Erdoğan, Sinema ve Seyirci).

Kokulacak olanı, Robin Wood ‘öteki’ kavramıyla açıklar. Bu kavramın içine sadece bilinçdışında kalması gereken saldırganlık ve cinsellik dürtülerinin yanısıra, kültürün içinde rastlanılan etnik gruplar, alternatif ideolojiler, başka kültürleri de katar. Örneğin, arap asıllılar, vietnamlılar, zenciler vs. Genel olarak felaket filmleri olarak tanımlanabilecek bu filmlerde, Susan Sontag’a göre, korkulacak olanların listesine, nükleer savaş, bilimsel gelişmeler, savaş, dünyanın uzaylılar tarafından istilası dünya üzerindeki bütün insanların güvenliğini gibi tehlikeye sokacak olan durumlarde eklenmiştir. Örneğin, genetik araştırmalar sonucu oluşan insan görünümündeki canavarın yarattığı tehlikenin anlatıldığı Species (Roger Donaldson:1995), hapishaneye çevrilmiş Manhattan adasındaki mahkumların New York-Amerika ve bütün dünya için oluşturduğu tehtidin işlendiği New York’tan Kaçış (John Carpenter: 1981).

Bilim Kurgu Sineması ve İdeoloji kitabında, korkulacak olan tehlikeleri sistemin yarattığını belirten Yüksel Batur, bunun amacının sonuçta sisteme güven vermeyi sağlayacak bir yapılanmayı oluşturmak olduğunu söyler. Toplumdaki dengeyi-düzeni bozan tehlikelerle mücadele edilip yenilmesi sağlandığında, bu sonucun alınmasını sağlayan koşulları üreten sistem meşrulaştırıldığını ve bireylerin sisteme güvenmeleri gerektiği yönünde manipüle edildiklerini belirtir. Nilgün Abisel, Popüler Sinema ve Türler kitabında korku filmlerinin, ‘insanın kendisine hep endişeyle yaklaşmasına ve içinde gizil bir tehlike görmesine, kendinden korkmasına neden olduğunu, ‘asıl canavar insandır’ noktasına ulaşıldığını söyleyerek, kendine bu biçimde bakan insanların her türlü otoriteyi onaylamasının çok kolaylaşacağını’ ifade eder.

Korkulması gereken yok edilmeli (mi?)

Korku filmleri üzerine çalışmalar yapan Andrew Tudor’a göre korku filmlerinin olay örgüsü, bir şeyin keşfi ya da yaratılışı, farkına varılışı, aranması ve yok edilmesi üzerine kurulur. ‘Onu ara bul ve yok et’. Bazı korku filmlerinde ise, onu ara bul yok et kalıbı, onu ara bul ve ‘kabullen’ olur.

Rosemary’nin Bebeği (Roman Polanski,1969) filminde, Rosemary, hamiledir. Fakat bebeği, şeytan için seçilmiştir ve doğduktan sonra bu bebeğe annelik yapmayı kabul eder. Filmin başında hamile Rosemary, bebeği ile ilgili yolunda gitmeyen birşeyler olduğundan şüphelenir, ilerleyen sahnelerde doğacak bebeği ile şeytan arasındaki ilişkinin farkına varır fakat doğan bebeğinin şeytana tapan bir tarikatın eline geçmesine engel olamaz. Tarikata ulaştığında bunun hesabını sormak istese de filmin son görüntüsü bebeğine sevgiyle bakan bir annenin yüz ifadesiyle biter. O, artık şeytanın gücünü taşıyan bir bebeğin annesidir. Şeytana tapanlarla bir arada ve mutludur.

Stigmata filminde , Hz. İsa’yı anlayamayanlar (buna kilise de dahildir) suçludur. Hz. İsa’yı anlayabilen gerçek dindarlardan biri ve stigmatist olan Peder Alemada’nın ruhu, genç bir kadın olan Frankie’nin bedenine girmiştir. Stigmatist, Hz. İsa’nın çektiği acılara bedeninde hisseden dindarlara verilen bir addır. Frankie tıpkı Hz. İsa’nın karşılaştığı acıları yaşar, kırbaçlanır, bilekleri kanar vs. Çünkü o, kendisine annesi tarafından hediye edilen ama aslında Peder Alemada’ya ait çarmıha gerilmiş Hz İsa kolyesine sahiptir. Bu kolye kiliseden bir çocuk tarafından çalındıktan sonra bir dükkana satılmış ve bu dükkandan kolyeyi satın alan bir anne tarafından kızına yani Frankie’ye hediye gönderilmiştir.Frankie, ait olması gereken yerden alınan bir nesneye sahip olmuştur ayrıca dini inancı da yoktur. O, bütün bunlar nedeniyle başına gelecekleri hak etmiştir.

Frankie’nin bedeni aracılığı ile hristiyanlık adına bilinmesi gereken gerçekler açıklanmalı, dini gerçekleri çarpıtıp, çıkarlarına alet eden ikiyüzlü dindarlara da bir ders verilmelidir. Çünkü, kilisenin temsilcileri, Hz. İsa’nın öldürülmeden önce Aramek lehçesinde söylediklerini bütün insanlıktan saklamak istemektedirler. Kilise temsilcilerinin asırlardır sakladığı sözler: ‘‘Tanrı’nın krallığı senin içindedir. Sadece taş ve tahtadan yapılmış bir binanın içerisinde değil’. Filmin son sahnesinde bu sözler, Frankie’nin vücudunu kullanan Peder Alemada’nın sesiyle açıklanır.

Böylece, filmde korkulacak olan-korkuyu yaratan ilahi ( ! )saldırı meşrulaştırılmış, kabullenilmiş olur. Korkulan yok olmaz, kazanır. Film boyunca seyirci, Frankie’ye yardımcı olan bir rahip tarafından bedeninde kim olduğu ve niçin bu acılara maruz kaldığını öğrenmiş, bedensel saldırıyı insanlık ve inanç adına gerekli görmeye başlamıştır. Hz. İsa’nın yolundan ayrılanlar cezalandırılmalıdır. Böylece dini inanç yüceltiliyormuş gibi yapılırken aslında inancın gerçek anlamını insanlığa iletmeye çalışanlardan korkulması gerektiği, çünkü onların, bedeninize zarar verebilecek pek çok şeye sebep olacağı gibi bir ideoloji biçimlenmiş olur.

Kısaca, korku filmleri, korkulması gereken ve korkulması gerekenin yarattığı şiddetle örülüdür. Şiddet aslında toplumsal normlara uygun olmayan davranışlar, var olan sistemin düzenini bozan-bozabilecek olgulara karşı kullanılır. Seyirci bu anlamı içselleştirerek korkulacak olanı ve cezalandırılacak olanı onaylamaya yönlendirilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tür filmlerinin en önemli işlevinin duygu doyurmak olduğu, kuramsal yazarlar tarafından gözden kaçırılan bir gerçek. Çağdaş insan güvenceli ama o denli de tekdüze ve duygusuz bir yaşam sürmekte. Eskiden tiyatroydu, şimdi sinema bu boşluğu dolduruyor. Temel janr'ların temel duygularla (korku, sevgi, gülme) çakışması raslantı değil, çünkü o duygular ideolojilerden önce de vardı.

Reha Ülkü 
 05.10.2007 12:59
Cevap :
duyguların ideolojilerden çok önce var olmasında çok haklısınız. İdeoloji, bu yazıda anlam olarak kullanılmıştır genel olarak. Yani, filmlerden çıkan anlam, duyguların yeniden üretilmesi, cezalandırmadan duyulan haz, korkulması gerekenin ne olduğunun sunulmasıyla yeniden pekiştirilen korku sebebi ve korku duygusunu kast ederek bir şeyler paylaşmaya çalıştım. duygular çok önceden varlardı ve hiç bir zaman yok olmayacaklar dediğiniz gibi. önemli olan korku hissettiklerimiz ya da mutlu olmamız için bize sonulan sebepleri sorgulamanın gerekliliği.Korku hissetmemiz isteniyor ama neye-nelere karşı? bunlar gerçekten korkulması gerekenler mi? Saygılar ve yorumunuz için teşekkürlerimle  05.10.2007 23:46
 

bende amerikan klişe sineması üzerine yazmak istiyordum. çok güzel olmuş yazı. ayrıca size değil ama okuyana katkı olsun diye bir kaç kitap ismi vermek istiyorum. şiddetin mitolojisi-veysel atayman göstermenin sorumluluğu-artun yares ve b.sadık albayrak-kopuş sahneleri ah evet hiroşima sevgilim demişsiniz, aşk ve imkansızlık ve savaş karşıtlığı ve barış vurgusu, harikaydı. alain resnias'tan bambaşka açılar. bir de 400 darbe, serseri aşıklar, roma açık şehir, zafer yolları(izlediğim en antimilitarist film-s.cubrik'in), stalker klasikler işte... sevgi ve dostlukla..

Doğan Durgun 
 04.10.2007 2:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1292
Kayıt tarihi
: 21.05.07
 
 

Üniversite öğretim görevlisi emeklisiyim. Ama hayattan emekli olmadım ya.  İletişim fakültesi rad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster