Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '14

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
651
 

Korku kültürü ve bilinçdışı teslimiyet

Korku kültürü ve bilinçdışı teslimiyet
 

İnsanın en temel ihtiyaçlarının başında güven duygusu gelir. İnsan, güven duygusunu hissetmediğinde varlığının ve benlik bütünlüğünün tehdit altında olacağını düşünerek daha çok alt beyin bölgesine ait olan kaygı, korku ve panik gibi duygular geliştirir. Alt beyine ait bu duygular ne kadar yoğun yaşanırsa üst beyin (korteks) devre dışı kalarak kişinin bilinçli bir şekilde karar alma, düşünme ve muhakeme yapma gibi zihinsel becerileri sekteye uğrar. Böyle bir tablo karşısında insanlar -deyim yerindeyse- sığınacak bir liman arayarak etrafındaki kişilerin telkin ve yönlendirmelerine açık hale gelir.


Anlatılan bu duruma en tipik örnek son zamanlarda giderek artan telefonla yapılan dolandırıcılık yöntemleridir. Birçok insan telefonla aranarak terör örgütüne yardım etme veya başka illegal işlere karışmış olma gibi suçlamalarla tehdit altında olduklarını hissetirilip telkin ve yönlendirmelere açık hale getirilmiş ve bunun neticesinde art niyetli kişiler tarafından çeşitli talimatlarla paralarını kaptırmaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Hatta ülkemizde tanınmış bir kadın profesör hocamız bile bu tuzağa düşmüş ve olayı takip eden polisler yardımıyla son anda dolandırılmaktan kurtarılmıştır. 


Dolandırılan birçok insan gibi bu profesör hocamızın olay sonrası kendisine ilk sorduğu soru “Ben nasıl tüm bunlara kandım ?” olmuştur. Zekâ ve eğitimli olmakla fazlaca alakalı olmayan bu sorunun cevabı yazının başında bahsettiğim konu ile doğrudan ilintilidir. Şöyle ki; İnsan güvenliğine zarar verecek ağır bir tehdit altında kaldığını hissederse korku ve panik tüm ruhsal sisteme hâkim olur ve bilinçli zihin (korteks) devre dışı kalır. Bu durumun bir sonucu olarak kişi –adeta hipnotize edilmiş gibi- diğer insanların telkin ve yönlendirmelerine açık bir akıl tutulması yaşar.

Bu anlattığım örnek işin mikro boyutta yaşanılan hadiseleridir, olaya daha makro boyutta baktığımız zaman, toplumsal bazda insanların benzer tepkiler verebildiği söylenebilir.

Kaçınılmaz ölüm gerçeği, insanın varoluşsal bir anlam arayışı, ölümden sonraki yaşam gibi bilinmeyen olgular toplum ve bireyler bazında somut cevapları bulunamayan konular arasındadır. İnsanların kendilerini güvende hissetmeleri için bu sorulara cevap bulmaya ihtiyaçları vardır. Günümüzde inanılan dini inançlar ya da öğretiler bu muallâkta kalan sorulara kendilerince cevaplar vermektedir. Bu manada, inanç sistemlerinin güven duygusu ihtiyacını tam olarak karşılayamamış kişilere kendilerini iyi ve güvende hissetmelerine olanak tanıdığı söylenebilir. Ancak söyle bir sorun var ki, her ne kadar bazı inanç ve öğretiler insanın varoluşsal sorularına “tatmin edici” cevaplar verse de onları bambaşka bir sorunla karşı karşıya bırakabilmektedir; “Tanrı tarafından cezalandırma kaygısı”. 


Bazı din adamları ya da din kitapları tarafından tasvir edilen cehennem olgusu, yanmak, yakılmak, ebedi azap çekmek gibi konular kitleler üzerinde “öteki aleme” dair bambaşka bir güven sorunu beraberinden getirmektedir. Derinlerde hissedilen bu güvensizlik kitlelerde bilinçdışı bir korku ve panik duygusu yaratmakta ve bunun neticesinde –tıpkı telefon dolandırıcılığında olduğu gibi- insanların muhakeme becerilerini devre dışı bırakarak bir takım din adamlarının ya da liderlerin tüm telkin ve yönlendirmelerine açık hale getirmektedir. 


Ülkemizde ve birçok Orta Doğu toplumunda yaşanılan toplumsal kaosun ya da çatışmaların en önemli nedenlerinden biri de kitlelerin bağlandıkları lidere ya da gruba yönelik bilinçdışı teslimiyetleri ve bunun neticesinde onlar tarafından kolayca yönlendirilmeleri yatmaktadır. Öyle ki, bir süre sonra bu durum liderlere ve yöneticilere karşı koşulsuz biat halini alabilmektedir. 


Sonuç olarak, hayatımızda yoğun korku ve tehdit unsurları var olduğu sürece alt beyinlerimizle hareket eden düşünme ve muhakeme yeteneklerini kullanmayan kişiler olmamız kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu açmazdan çıkmanın yegâne anahtarı ise kişisel hayatlarımızda, toplumsal ilişkilerimizde ve de inançlarımızda mümkün olduğunca sevgi ve güven ortamını ortaya çıkarmak ve bunun için çaba sarf etmek olacaktır.

 

Ümit AKÇAKAYA

Uzm. Psik. Dan. & Psikoterapist

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 89
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3501
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster