Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
500
 

Korku sevgiyi yendi...

Korku sevgiyi yendi...
 

 

Türkiye’de O’nu tanımayan kalmadı herhalde…

Sarıya boyattığı saçları, kırmızı pantolonu, gömleğinin göğsüne kadar açık düğmeleri…

Üstelik öğretmenmiş!

Haberi okuduğumda üzerime bulut bulut çöken şaşkınlığın ardından, “ yalan bu haber” dedim… “Olamaz!

İki aylık bebeği İstanbul’da tek başına, iki biberon mama yedirip, beşiğine ölüme yatır, dokuz gün geçip, bayram tatili bittiğinde; yavrunun ölüsünü bul, hastaneye hareket etmiyor diye götür… Bebeğin üç gün önce, açlık ve susuzluktan öldüğü anlaşılsın…

 

İki aylık bebek, altı gün ölümle pençeleşmiş!

 

Böylesi okumaya bayıldığım, en eli kanlı polisiye, gerilim romanı yazarlarının bile aklına gelmemişken, yaşanmış olması, hele kendi ülkemde; “imkânsız!”

 

Çocuklarımızı kimlere teslim ediyoruz yaygarasına girmeyeceğim hiç…

Üniversite sınavlarında öğretmenlik kaç kişinin ilk tercihi?

İdealistlik üzerine atıp tutmaya başlanınca söylenenler başka, gerçek başka…

Hem bana ne!

Dinlemeye niyetlenince, Nasrettin Hoca fıkrası gibi; herkes haklı

 

İbretlik! Diziler geldi aklıma… Gelin kaynanasını sevmez, beraber yaşıyorlardır… Günün birinde gelin kaynanasına kurabiye pişirir fakat içine fare zehri koyar, kaynanasına o gün iyi davranır, çayı demler, zehirli kurabiyeleri ikram eder… Tam yaşlı kadın yiyecekken telefon çalar, kadın telefona bakmak için diğer odaya geçtiğinde torunu, kötü gelinin tek oğlu, sokaktan gelir, masanın üzerinde kurabiyeleri görür, düşünmeden ağzına atar ve ölür…

Hikâye ibretlik olur fakat sokaktan gelen çocuğun ne günahı vardır?

Ciddi soruyorum; bu olaya ilahi adalet diyen, var mı içinizde?

 

Kadın; “bebeğimi ailemin yanına götürseydim, beni öldürürlerdi” demiş…

Komşuları; “ bize bıraksaydı, bakardık!”

Bu saatten kelli öğretmenin ailesine sorsalar; “ Torunumuzu bağrımıza basardık!”

 

Sonradan sarışın etrafında yaşadığı insanlara güvenseydi, zaten böyle bir olay yaşanmazdı…

Kadın hamile olduğunu bile saklamış!

Bebeği tuttu götürdü, komşunun ilk soracağı şey ne?

“ Babası kim?”

“ Sana ne” de diyemez ki insan…

Oturup anlatmaya kalksa, herkes; yargıç, herkes; jüri…

Bu devirde kim kimin, iki aylık bebeğine bakar?

Bana anlatmasın kimse!

Çalışan kadınlar bebeklerini kendi annelerine bıraktığı zaman bile yeri geliyor, arıza çıkıyor.

 

İlk bakışta, üzerine düşünmeden önce, kadın ‘canavar’ gibi geliyor da, değil öyle…

Olayın altında, bildiğiniz toplum korkusu var!

Yalnız bir insanın çaresizliği var!

Korku var!

Hayal kırıklığı var!

Ciddi ciddi ‘korku’ ve ‘ sevgi’ kavramları üzerine kafa patlatıyorum.

İnsanın korktuğunu sevemeyeceği kanaatindeyim!

Sevgisizlik var!

Dışlama, dışlanma var!

 

Anne haklı, baba haklı, bu olay nasıl olmuş, değil derdim…

Hadi, beşikte yatan iki aylık bebek değilsiniz.

Kısa bir süre, bu yaşınızda, elleriniz ve ayaklarınız bağlı, aç ve susuz ölene kadar bir yatağa mecbur olduğunuz düşünün…

 

Cenazesine bile sahip çıkılmayan bebeğin, ne günahı var?

 

 

 

HAMİŞ; Üniformalarımız terden üzerimize yapışmıştı, dünden beri susuzduk, aralıklar görüş mesafesi, elimizden geldiği kadar dikkatli adımlarla tepeden, altımızdaki vadiden kıvrıla kıvrıla akan Dicle’ye doğru iniyorduk…

Ne ve nerede olduğumu unutup, sırt çantamı çıkardım, tüfeği sırt çantasına dayayıp, olan gücümle nehre doğru koşmaya başladım…

Dicle’yi kana kana içtim, hayatımda içtiğim en güzel suydu, yıl 1996, aylardan ağustostu!

 

O geçmişte kala güne nazire yapar gibi; dolaptan yeni çıkmış, buz gibi suyunun ferahlığı ile bunları yazmak, ne kolay!

Şu an su, ne değersiz!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

yeşilsoğan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Başı da hamişi de güzeldi... Aynı yıllarda memleketin farklı dağlarında bekçilik yatırmışlar bize... Ama Murtaza çıkmadı bizden:-) Öğretmen kıza üzüldüm ben de ..Bir bütün halinde aksettirdiğin o tabloya... Sağlıcakla...

yeşilsoğan 
 25.10.2013 9:36
Cevap :
Balıktaydım bu akşam, az önce geldim… Her zamankinden farklı bir yere gittik, iki gün önce genç bir kızın cesedini çıkarmışlar, kumsala çok yakın, terk edilmiş evin bahçesinden, anlatılan doğruysa; üç yıl önce kaçırılmış, tecavüz edip, öldürülmüş… Katili yeni yakalanmış demek… Sana da oluyor mu bilmiyorum ama nereye gittiğimizi eskisinden daha çok sorgular oldum… Ne çok olur oldu böyle şeyler… Gazeteleri okumaya televizyon izlemeye korkar oldum… Selamlar…  26.10.2013 1:13
 

Kendi değerlerinden, bulunduğu yerden bakarak yargılamak ne kadar kolay, yaşamadan bilmeden. belli ki akıl sağlığı yerinde değil. çocuğunun açlıktan ölebileceğini akıl edemeyen akıl sağlığı yerinde olmayan biri nasıl çocukları eğitebilire vardırılabilecek bu meselede herşey birbiriyle ilintili hayat şartları, eğitim sistemi, toplum baskısı, kişisel vicdan, başıma birşey gelir korkusuna iten faktörler vs.vs. Ben yaparım ama kadın yapamaz, sen ve senin davranışlarını sen bilemezsin ben bilirim, ben kontrol ederim erkek zihniyeti üzerine kurulmuş bir toplum ve devlet düzeninde kadınlar ve çocuklar daha çoook telef olur maalesef. Yine arada ve arkada kalmış ama önemli ayrıntıları yakalmışsınız.

ümitümit 
 25.10.2013 9:26
Cevap :
Gazetelerin internet sayfalarında yer alan haberlerin altına yapılan okuyucu yorumlarını okuyorum… Öğretmenin idam edilmesini isteyenler var…  26.10.2013 1:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 7729
Toplam mesaj
: 187
Ort. okunma sayısı
: 1082
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster