Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
416
 

Korku

Korku
 

‘’Hareket halindeki cehaletten daha korkunç hiçbir güç yoktur’’

On yedi yaşın heyecanı baharın ilk günlerinin pırıltısıyla buluşuyor, nerdeyse yolda seke seke yürüyordu. Şehreküstü yokuşunu hızla inip Arapşükrü sokağına birdenbire gelivermişti.Arapşükrü sokağı yolları parke taşlarla döşeli eski bir Yahudi mahallesiydi. Bir Sinagog ve birbirine yaslanmış küçük yapılardan oluşmaktaydı. Küçük yapılar; müzikli cafeler ve meyhanelerden meydana geliyordu. Bu sokağa genellikle kendine önyargıyla bakılmayacağına inanan binbir çeşitte gençler uğruyordu. Birde zilzurna sarhoş olup eve gidemeyecek olunursa mutlaka bir bırakan olur düşüncesinde olanlar.

O gün arkadaşlarıyla bu sokakta buluşmaya karar vermişlerdi. Sokağı döndüğünde arkadaşlarını bir masada neşe içinde sohbet eder buldu. Kendine bir iskemle çekip sohbetin ortasına daldı. Okuldan, tipik öğretmenlerinden, çekilen kopyalardan, dershaneden, sınavdan, aşklardan, kavuşmalardan, ayrılıklardan,
terk etmelerden, terk edilmelerden, yoksulluktan varsıllıktan, siyasetten hayata dair ne varsa hepsini gençliğin neşesinin ve umudunun altında konuşuyorlardı.

Onlar o neşeyle sohbete devam ederlerken sokağın bütün gürültüsü birdenbire kesildi. Sokak taşları, evler, masalar, iskemleler, tabaklar, bardaklar, ayaklar, eller, yüzler, gözler canlı cansız her şey sustu. Her şey alt sokaktan gelen gürültüye kulak kabartmış ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sokağın başında avazı çıktığı kadar bağıran koyu renk takım elbiseli, s iyah ayakkabılı, yüzleri de giysileri kadar karanlık olan ilk dört kişi göründü. Dört kişinin arkasının kalabalık olduğu duyulan seslerden anlaşılıyordu. Masalarda oturanlar ne olduğunu anlayamadan tekme, tokat ve küfüre maruz kalıyordu. Herkes kaçışmaya başlamıştı, bir anda kaçışan insanlarla ve orada bulunan her şeye saldıran insansı varlıklarla dolmuştu sokak.

İlk şaşkınlığı geçer geçmez, çantasını kaptığı gibi koşmaya başladı. Bir taraftan da göz ucuyla sığınacak yer arıyordu. Ama herkes çekilmiş bütün dükkanlar birdenbire kapanmıştı. Arkasında ki kalabalık avazı çıktığı kadar bağırmaya devam ediyor, ayak sesleri yaklaştıkça yaklaşıyordu. Çantasının ağırlığını hissetti bir an, omzundan bırakıverdi çantasını. Etekleri ayağına dolaşıyordu, ’’niye etek giydim ki bu gün’’diye söylendi kendi kendine. ’’Pasaja girmeliyim, pasajda sığınacak bir yer bulurum diye düşündü. Yüzünde anlık bir sevinçle pasaja girdi. Arkasından ayak sesleri de. Her dükkan kapısında bir adam vardı ama kimse yardım edecek gibi durmuyor, sadece kovalamacayı seyrediyordu. Birdenbire hepsi insan siluetine dönüşmüştü. ’’Tamam dedi, sinemanın bayan tuvaleti tek kurtuluş yeri, oraya giremezler. ’’Sinemanın biletçisi bilet sordu, koşar adım, nefes nefese merdivenleri çıkan kıza. Duymadı biletçiyi. Arkasında ayak sesleri...

Tuvaleti bulur bulmaz, içeri girdi kapının sürgüsünü taktı. Kapıya dayanıp nefes almaya çalışıyordu. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyor, elleri ayakları titriyordu. Titremesi geçsin diye, bir eliyle diğer elini tutuyor, bacaklarını birbirine yaklaştırıyordu. Ama başarılı olamıyordu. Kafasında bir anda bir sürü soru geçiyordu. Neden? Çok mu farklıyız? Onlar gibi olmak zorunda mıyım? Ben kimseye bir şey yapmadım, kimseye kötülük yapmadım. Neden?

O sorularla boğuşurken, tuvaletin kapısı yumruklanmaya başladı. ’’Dışarı çık geberticez seni’ diyordu öfkeli sesler. O kapıya dayanıyordu. Aniden ayak bileklerinde bir acı duydu.Tuvaletin kapısının altında bir sopa uzatılmış, ayaklarına vuruyordu. Hemen tuvaletin karşı duvarına geçti ama kapının kırılmasından korkuyordu. Kırılıpta bu öfkeli kalabalığın içeri girmesinden.

Başını hafifçe eğip kapının altından baktı. Beyaz çoraplı tam sekiz ayak vardı dışarıda, demek ki dört kişiler. Şehreküstü yokuşundan inerken nasılda neşeli olduğu gözünde canlandı. Kapı halâ yumruklanıyor, küfürlerin ardı arkası kesilmiyordu.Klozetin üstüne çıkıp, sırtını tekrar kapıya dayadı. Kilidin kırılması demek, belki buradan canlı çıkmaması demekti. Ve insan siluetlerini düşününce, tanık bile olmaması demekti.

15-20 dakika daha öfkeli kalabalık küfürlerini savurdu, kapıyı yumrukladı. Sesler kesilince kendiside birazcık sakinleşti. Ama tuvaletten çıkmayı göze alamadı. Habire telefonu çalıyordu. Açamıyordu. Arkadaşına iyiyim diye mesaj yazdı. Bir saat sonra pasajın sinemasının tuvaletinden sessizce çıktı. Hiç kimse yoktu pasajda yada o’’insanları’’ göremiyordu.

Baharın ilk günlerinden, pırıl pırıl günlerinden biriydi. Şehreküstü yokuşunu tırmanıyordu.O adım attıkça yokuş dikleşiyor, gözyaşları pırıl pırıl gözlerinden saten parlaklığındaki yanaklarına yuvarlanıyordu.

Yokuşun adı geldi aklına’’Şehre küstü’’. Neden bu şehire küsmüştü bu yokuş acaba? Ben kime küsmeliyim? Yada küsmeli miyim? Belki herkese, her şeye küsebilirim. Ama kendime değil. 17 yaşın neşesi tekrar yüzüne gelmişti. Sevinçle çığlık attı.

Yaşasın yaşıyorum!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 247
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 648
Kayıt tarihi
: 18.10.07
 
 

Karlı bir kış günü, yaşam denilen bu yola düşmüşüm. Yürümüş yürümüş de bir arpa boyu yol alamamış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster