Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '09

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
2212
 

Korkularımız

Korkularımız
 

Ne ilginçtir ki dünyada insanlar özgürlük için ölüyor ama kendi yarattıkları tutsaklıklarından özgürleşmek için, ne yapabileceklerini merak etmiyor.

Korku içgüdülerin ve sezgilerin tehlikeye karşı bizi uyarmasıdır. Gerçek korku genellikle hayatını kurtaracak içgüdüsel bir sinyaldir. Bu korkuları aptalca bulmak yada rasyonolize etmek yerine, onları dinlemek ve ona göre uygun tepki vermek bizi gerçek bir tehlikeden kurtarabilir. Ama bir çok nedenle sezgilerimizi dinlemediğimiz, korkuların anlamını çözemediğimiz için gereksiz risklere atılabiliyoruz.

Sezgi 6.his denilen metafizik bi masal değildir. Beynin bir çok minik tehlike sinyallerini birleştirerek, bir şeylerin doğru gitmediğine dair verdiği acil mesajdır. Sezgi uzun uzun rasyonolize edebileceğimiz şekilde bize bilgi vermez. Bu yüzden beyin sezgiyi bilinçli zihin aracılığıyla göndermez. Yoksa biz detaylı düşünene kadar ölmüş olabiliriz. Çoğu insanın psişik güçler olarak tanımladığı, duru görü, duru işiti, duru hissediş gibi yetiler, aslında korkunun sezgisel ve içgüdüsel enerjisidir. Korku bize fiziksel, duygusal ve enerji boyutundaki ip uçlarını yakalama, deşifre etme, anlama ve davranma kapasitesini verir. Bu sezgiler herkeste var. Ama korkuyu yadsıdığımız için kullanmaya kullanmaya köreltiyoruz.

Kızgınlık ve korku duygusuyla barışık olmayan kişilerin sayısı oldukça fazla. Korku ve kızgınlık enerjisi birbirini desteklemezse, iç dünyamızda karmaşa yaşarız. Odaklanma yetimizi kaybeder, zihinsel ve duygusal dağınıklık içinde yaşar, dengemizi bozarız. Tehlike karşısında ise güç sağlayacak korku, odaklanamadığı için paranoyaya ve sinirliliğe dönüşür. Bireysel sınırlarımız korunmadığı için, sınırlarımızın deliklerinden dışarı taşan korku enerjisi bize ve çevremize zarar vermeye başlar. Odaklanamamış korku kızgınlığı esir alır ve ardından ani patlamalar gelir, bu durumdaki kişi insanlara sözel ve fiziksel olarak saldırır, herkesin kendisine karşı komplo kurduğuna inanır.
Odaklanamayan korku enerjisi artık kendi sınırlarını ve ruhunu koruyamamaktadır.

Korku enerjisi her değişim ortamında aktive olur. Çünkü değişim bilinmeyeni, bilinmeyende potansiyel tehlikeyi içerir. Odaklanmamış korku enerjisi bastırıldığında endişe, anksiyete ve agorafobi yaratır. Gelişim ancak güven içinde olur. Ama güven duygusu yeterince gelişmemişse kişi değişimden korkar. Yeni biriyle tanışmak, yeni bir yere gitmek, evden dışarı çıkmak korkutucudur. Güven ihtiyacı içindeki kişi umutsuzca yaşamı denetlemeye, her şeyi bilinir kılmaya, sadece kendini tekrar eden bir hayat yaşamaya çalışır. Her gün birbirinin aynı tekrarlardan ibarettir yaşamı. Böylece kişi tehlikelerden korunacağına inanır. Her gün yemeğin aynı saatte yenmesini ister, eşiyle sevişeceği yatacağı saatleri önceden tespit eder, yeni şeyler yaşamaktan korkar, yeni yerler görmek, yeni yemekler denemek yerine yıllarca aynı yazlığa gider, analarından gördükleri bildikleri yemekleri yaparlar. Devlet memurluğu gibi maaşı ve emekliliği garanti işlerde çalışmayı seçerler. Din korkusu, cehennem, ölüm korkusu içinde, hiçbir şey değişmesin isterler.

Toplumlarda bir erdemmiş gibi sunulan muhafazakarlık aslında korkular içinde kıvranan, yeniliklere kapalı , ölümden korktuğu için yaşamayı da bilmeyen, tabular içinde hayatını tutsak kılan insanın kalıplaşmış düşünce yapısıdır. Çünkü düşünmekte cesaret ister. Muhafazakar kişi daha önce düşünülmüş ve toplumsal kabul görmüş düşünceleri inaçlara dönüştürerek, kendisini üzerine kutsallık kılıfı geçirilmiş inanç kalıpları içinde emniyete alır. Yapması gereken tek şey inançlar doğrultusunda yaşamak ve söylenenlere sorgulamadan itaat etmektir. Örf, adet, gelenek içinde olmayan yeni davranışlar tehlikelidir. Savaş endüstrisi, sağlık sistemi, eğitim sistemi, din, devlet, aile sistemi sağlıksız korku üzerine inşa edilmiş sistemler. Sağlıksız korku içindeki insanı yönetmek kolaydır. Çünkü o kendisini yönetmekten acizdir. Kendi sezgilerini, içgüdülerini kullanmak yerine endişe, anksiyete içinde çaresizce kıvranır. Duygu dünyasında da kendisini köşeye sıkışmış hisseden insanların çokluğu yüzünden şiddet dolu bir dünyada yaşıyoruz.

Korkuları bastırmak kadar, korkularla savaşmak da gereksizdir. Bazen bir olay karşısında durup değerlendirmek yerine korkusuz olduğumuzu göstermek adına olayın içine hiç düşünmeden balıklama atlarız. Oysa gerçek korku bizi engellemez, sadece yeterince hazırlıklı olana kadar bizi durdurur. Bize enerjimizi toplamak ve kaynaklarımızı değerlendirmek için mesaj verir. Hareketsiz kal, savaş, saklan, bağır…. Karşılaşacağımız her durum özgün ve farklı olacağı için, gerçek korku her durum için anında durum değerlendirmesi yapar ve çok yaratıcıdır. Tüm duyguların olduğu gibi. Korkular korkak değil, dikkatlidir.

Korku dolu anlarda adrenalin hücum eder, bizi aksiyona hazırlar. Gerken eylemi sakince yaptıktan ve tehlike anı geçtikten sonra biriken enerjinin boşalmaya ihtiyacı vardır. İşte o anda titreriz, ağlarız, bağırırız, bir kriz yaşayabiliriz.Tüm bunlar fazla enerjinin boşalması içindir. Ama çoğu kez yaşananı değil de deprem sonrası gelen şok dalgalarına benzeyen bu tepileri korku sanırız. Bazen yaşananları düşündükçe uyuyamaz, yemek yiyemez, vücudumuzda ağrılar yaratabiliriz. Aslında tüm bunlar orijinal korku yaratan olguyla bağlantımızı tamamlamak ve özgürleşmek içindir. Korku dolu an geçtikten sonra, korkuyu yaşayana vereceğimiz en büyük destek onu dinlemek olacaktır. Onu rahatlatmak amacıyla dokunmak, yada sarılmak yerine, enerjisini kendi kendine boşaltmasına izin vermek yanında olarak güven vermek en büyük yardımdır. Enerjinin boşalımından sonra tabiki sarılabilirsiniz. Birde korku deneyimi yaşayan kişilere korkak tavuk, bunda korkacak ne var gibi sözler söylememeye çalışın. Onun yaşadığı korku çok gerçektir, ona kendisini zayıf yada aşırı reaksiyon gösteren biriymiş gibi hissettirmeyin.

Korku bastırıldığında obsesif kompulsüf davranışlara dönüşebilir. Bazı insanların olağanüstü tehlikeli sporlar yaptığına şahit oluruz. Bedelini canlarıyla ödeme olasılığı yüksek bu sporları yapan insanlar, bastırdıkları korkularından toptan kurtulma ihtiyacı içinde oluyorlar. Bu tehlikeli sporlar adrenalin bağımlılığı yapıyor.
Bastırdıkları korkuların üzerine ölüm korkusuyla flört ederek gidiyorlar. Bu insanlar genellikle günlük yaşamlarında tüm diğer duyguları bastırıyor. Sadece tek bir duyguya obsesif bir şekilde odaklanarak kendilerini önemli ve farklı kılmaya çalışıyorlar. Sadece tehlikeli sporlar değil, uyuşturucu madde kullanımıda ölümle flört etmektir.

Hepimiz evde, okulda, iş hayatında, ilişkilerde duygularımızı, korkularımızı bastırmayı öğreniyoruz. Duyguların bilgeliğinden, içimizdeki kaynaktan yararlanmak yerine bize hazır çözümler sunacağını umduğumuz insanların, guruların, otorite sembollerinin peşinden gidiyoruz. Gelecekle, ilişkilerinle, kariyerinle, huzurunla ilgili sorular sor kendine. Neden korkuyorsun? Korktuğun şeyi tespit edersen enerjini neye odaklayacağını da bilirsin. Korkundan öğrenmeyi seçmezsen önünü tıkarsın.
Duyguları bastırmak ve onları tanımamak gücünü gözü kara ve bilinçsizce kullanmak ruhsal hastalıktır. Ruhun hastalanması benin hapsolması , egonun efendiliği ele geçirmesidir...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1588
Kayıt tarihi
: 17.03.08
 
 

Seramik-heykel mezunu ve İzmir doğumluyum. Uzun yıllar sanat ve sporun farklı dallarıyla uğraştıktan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster