Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mayıs '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
341
 

Korkuluksuz teras

Korkuluksuz teras
 

Yaprak kıpırdamıyor derler ya, işte öylesine bunaltıcı yaz gecelerinden biriydi. Yatalı iki saat olmasına rağmen uyuyamamıştı genç adam. Açık camı örten ince tüldeydi gözü. Tülün ufak bir kıpıtısıyla içi serinliyordu sanki. Bir kaç defa yastığını çevirdi. Biraz daha serin olan diğer tarafına koyuyordu başını. Yatağın içinde bir sağa bir sola dönerken daha fazla dayanamayıp, kalkıp yatağa oturdu..

-Hiç esmiyor yaaa !!

Diye söylenirken kafasını çevirip yanında yatan sevgilisine baktı. Kadın uyumuştu. Bir an dalıp onu seyretmeye başladı. Uyurken bir başka güzel oluyordu. Yüzü koyun yatıyordu. Bir bacağını dizinden hafif kırarak karnına doğru çekmiş, ellerinide yastığın altına sokmuştu. Eğilip uyandırmaya korkarak yanağından öptü. Zaten zor uyudum dermiş gibi, kafasını öbür tarafa çevirdi kadın. Adam yüzüne yayılan gülümsemesiyle ayağa kalktı.

Salondan sigarasını ve çakmağını alarak mutfağa girdi. Buzdolabının soğuk ışığı, karanlık mutfağı aydınlatmıştı. Bir şişe bira alarak kapadı dolabı. Evin dış kapısını sezsizce çekerek, apartmanın üstü camekanla kaplı aydınlık boşluğundaki eski şezlongu alarak terasa çıktı. Terasın en çok esen tarafını biliyordu. Uyuyamayıpta terasa çıktığı çok olmuştu, apartmanda çatı olmadığı için bütün gün güneşten ısınan zemin, akşam olunca tüm sıcaklığı eve veriyordu. Şezlongu terasın en çok esen köşesine götürerek açtı, derin bir “ohhh” la oturdu. Bir dikişte yarılamıştı şişedeki buz gibi birayı. Apartmandaki komşuları, burayı genelde çamaşır asmak için kullandıklarından çoğu yerde ipler geriliydi. Bu gece hiç çamaşır kalmamıştı terasta. En köşede ufak beyaz bir havlunun dışında. Gecenin karanlığından gözükmeyen iplerdeki, rengarek plastik mandallar havaya dizilmiş bir dizi boncuk gibiydi.

Terasın bir yanı, bitişiklerindeki biraz daha büyük binanın yan duvarıyla kapalıydı. Açık olan karşı tarafı, yüz metre ilerdeki uçsuz bucaksız denizi görüyordu. Köşede rüzgardan uçuşan beyaz havlu, bir martı gibi denize kanat çırpıcakken, felçli bir mandal tutuyordu onu ipte.

Bitişiklerindeki binayı çepeçevre saran sarmaşığın, binaya tutunamayan bir kaç kolu bu terasa düşmüş, zemininde yavaş yavaş ilerliyordu. Bu sarmaşık kollarını çok seviyordu genç adam. Ziftle kaplı zeminde onun ayak izleriydi sanki sarmaşığın yaprakları.

Bir sigara yakarak başını geriye yasladı, iyice uzanmıştı şezlonga. Gecenin normalinden aydınlık olmasının sebebi dolunay, gözünü genç adama dikmişti. Gecenin gözbebeğiydi sanki dolunay. Adam da gözünü ayırmadan ona bakıyordu. İlk önce kim gözlerini kaçıracak cinsinden bir oyun oynuyordu geceyle. İlkin gece kaçırmıştı gözlerini adamdan, dolunayın önüne bir bulut sokarak.

Yakışıklı, iriyarı bir adamdı, yüzündeki çizgiler belirginleşmişti. Bir çok şeyden vazgeçmiş, arkasında bir çok şey bırakıp yüreğinin sesini dinliyerek çok uzaklara gelmişti. Ya da çok uzaklardan kendine gelmişti. Kendi içinden yeni bir kendi çıkarmaktaydı.Boşa geçen yıllaramı üzülmeliydi, yoksa herşeye son verip kendine geldiğine mi sevinmeliydi.İkisinin arasında gidip geliyordu.İçine dolan huzuru derin bir nefesle hissetti. İçinden geldiği gibi yapmıştı herşeyi, hiç bir gerçeğe, hiç bir zorunluluğa aldırmadan. Pişman olabileceği düşüncesi içini kemirmiyordu ilk defa ve bu gece duyduğu huzuru hiç birşeye değişmeyeceğini anlamıştı. Bundan sonra herşey istediği gibi gitmesede, içinden geçenleri öldürmediği için, sadece şu an için, yaşıyacağı tüm zorluklara hazırdı.

Daha önceleri dostlarının söylediği gibi “gerçeklere dönme zamanı” onun deyimiyle “boşa geçen zamanı” hatırlıyordu. Soğuk kanlı bir katil gibi içini öldürüp, başkalarının hayatındaki rolüne devam ettiği zamanı.

Hayatındaki tüm gerçekleri, işi, ailesi, evi tam tersine dönmüştü. Oynamak zorunda olduğu bir oyun gibi uzaklaşıyordu gerçeklikten ve kendinden. Herşeyi arkasında bırakıp buraya geldiği gün ne istediğini biliyordu. İstediği gibi olmaması ihtimalinden dolayı duyduğu endişe, en azından denemiş olmasının yürekliliği altında eziliyordu.

Nerede okuduğunu hatırlıyamadığı bir soru ve o soruya verilmiş cevap geldi aklına;
· “Size gerçeği tüm çıplaklığıyla gözlerinizin önüne sericem derler”
· “Gerçek niye çıplaktır ?”
· Herkesi giydirdiği için.

Gerçekler maskelerdir, arkasına sığınır, içimizi öldürürüz. İçimiz gibi olmak zordur. Hep birşeyleri hesap ederiz. Maskenin arkasını görmek zor değil aslında.

Bir çığlık uzaklıkta gözleri, yüzünden. Deliktir tüm maskeler, gözlerin olduğu yerden.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 63
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 543
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Yaş 35 /İyi dost, herkesin bir dostu olmalıdır en azından... Aldanmak, aldatılmak, yalan söylenme..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster